KADININ HAKKI VE ŞAVAŞIMI

Perşembe günü, gazetemiz, 88 yıl önce aynı gün çıkan nüshasının tıpkı basımı içinde verildi.

Bu gibi, tarihi günlerde Cumhuriyet’in eski nüshalarının tıpkı basımlarıyla bizi o eski günlere götürmesi çok iyi oluyor. Bu kez,Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının verildiği tarihi gün vesileydi.

Bilindiği gibi, TC’nin 5 aralık, 1934 te tanıdığı bu hakkı Fransa 1944′ te, İtalya ve Japonya 1945 te,Yunanistan 1952 de, İsviçre ise 1971 de tanımışlardı.

Emekli Büyükelçi, İstanbul ve Bursa eski milletvekili, yazar, yılmaz mücadeleci dostum sınıf arkadaşım Onur Öymen bu vesileyle yayınladığı mesajda, bugün kadın hakları ve özgürlükleri konusunda Türkiye’nin 124. sırada olduğunu belirtiyordu.

Bu durum şu soruyu getiriyor akla:

-Kadın hakları konusunda böylesine ön almışken, neden geriye düştük acaba?

Yıllardır bu konuda klişe yanıt hazırdır:

-Efendim kadınlarımız bu hakları savaşarak elde etmediler, yukarıdan hazır verildi.

Bu sav, üzerinde fazla tartışılmadan, genel bir kabul görür nedense.

Klişe ya da slogan genel geçer yanıtların kabul gördüğü başka alanlar da vardır.

***

Otuz yıl kadar oluyor, futboldaki geriliğimizi, bize bu oyunun geç gelmiş olmasına bağlayan bir yazı okurken, merak ettim, ansiklopediye baktım, fazla bir gecikmişliğimiz yoktu.

Avrupa’nın önde gelen yıldız takımlarından Real Madrid ile Galatasaray’ın kuruluş tarihleri arasında , İspanyollar lehine fark topu topu üç yıldı.

Aynı şey, bir türlü oturtamadığımız demokrasimiz için de geçerlidir, ne zaman şu demokrasiyi neden bir türlü oturtamamış olduğumuz sorusunu ortaya atsak yanıt yine hazırdır:

-Avrupa demokrasi için yıllarca mücadele verdi, bizde geçmişi ne kadar ki?

Dur bakalım bizim daha çook yolumuz var!

Bu görüş de tartışmasız kabul edilir.

Oysa asıl neden orada yatmaz, o yanıt gerçeği yansıtmaz.

Bırakalım bir yana, 21. yüzyılda hala dört başı mamur bir insan hakları karnesi olmayan Türkiye’de bu alanda atılan ilk adımın 19.uncu yüzyılın ilk yarısına ( 1839) uzanmasını, ama 1876 da ilk parlamentomuz açıldığından bu yana 136 yıl geçmiş.

Düşünün ki, bugün BM’yi oluşturan devletlerin 2/ 3 si o zaman değil parlamentoya sahip olmak, henüz daha doğmamışlardı bile!

Eğer geçmişi 1,5 yüzyıla yaklaşan bir parlamentoyla hala tek adam rejimi içinde debeleniyorsak, herhalde bunun nedeni” daha henüz yeni olmamız” olmasa gerek.

***

Kadın hakları ve kadının toplum içindeki durumu konusunda da, klişe görüşler de böyle egemen olabiliyor.

Bunlardan biri de kadın hakları konusunda, Cumhuriyet’ten önce hiçbir şey yapılmamış olması savı.

Oysa, kadının tek taraflı boşanma talep edebilmesi, kadınlara başı açık sokağa çıkabilme özgürlüğünün, çalışma olanağının verilebilmesi, hep Osmanlı’nın son döneminde kabul edilmiş haklardır. Kadın erkek bir arada çay partileri düzenlenmesi de ilk kez Osmanlı döneminde olmuştur.

Kuvay – ı Milliye’nin “Halide Onbaşı” sı, oraya Osmanlı’nın Sultanahmet mitingi kürsüsünden geliyordu.

Halifelerin eşlerinin fotoğraflarına bakalım! Bir de onları şimdiki “rical-i devlet”in eşleriyle karşılaştıralım! Neyin ne olduğunu, ne olmadığını daha iyi görebiliriz.

Diyeceğim o ki, kadınlarımızın toplum içindeki konumlarını tartışırken, onların haklarını savaşarak elde etmedikleri, kendilerine tepeden verildiği savı yeterince açıklayıcı olmuyor.

Onun yerine yanıtı bir türlü, tarım toplumu yapısından kurtulamamamızda,
ve üretim yapısında arasak, acaba daha sağlıklı açıklayıcı tanılara ulaşamaz mıyız?