DAHA KAÇ KADIN ÖLECEK SİZCE?

Yeter Bilgen, Emrah Dil, Kadriye Menteş, Gülay Yaşar, Gülşah Aktürk, Dilek Sökmen, Gülgez Çiftçi, Tuğba Genç, Mahmure Karakule… Daha çok var ama burada keselim ve soralım: Bu isimler sizin için bir anlam ifade ediyor mu? “Hayır” değil mi? Ortak noktaları artık yaşamıyor olmaları. Tanıdıkları erkekler (koca, nişanlı, sevgili, baba) tarafından hunharca öldürülen kadınlar onlar. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu artık toplumun kanayan yarası olan cinayetler konusunda önemli bir seferberliğe girişmiş durumda: Kadın katillerine ağır ceza verilmesi için davaları takip etmek; kadın katillerine ağır ceza uygulamayan ve kadınları korunmayan devlet kurumları ile mücadele; öldürülen kadınların cinayet mahalline karanfil bırakmalar ve İstanbul, İzmir ve Eskişehir’de sistematik eylemler… Platformun İstanbul temsilcilerinden Fidan Ataselim ile konuşuyorum. Daha üniversite öğrencisi Fidan. “Her gün beş kadın öldürülüyor ve kadın katillerine indirimler uygulanmaya devam ediliyor. Kadınların büyük bölümü boşanmak istediği için öldürülüyor” diye anlatıyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu kadınların öldürülmesinin arkasında hükümetin uyguladığı politikalar olduğunu söylüyor. Aksini düşünmek mümkün mü? “Ayrılmak isteyen, ayrılan ve kendisine yeni bir hayat kurma cesareti olan kadınların katledildiği” bir ülke burası ve bu gerçek bile iktidar tarafından dile getirilmiyor. “Kutsal aile” o kadar kutsal ki, erkek kutsanmamasını, reddedilmeyi kendine yediremiyor. Sahiplenme alışkanlığının verdiği haklılık duygusu ona, kadını gözünü bile kırpmadan öldürme cesaretini veriyor. Hatta daha da ileriye gidiyor, sadece kendini reddeden kadını değil, ona yardım edenleri de katlediyor. Evleri basıyor, hamile, çocuk mocuk dinlemeden hepsini öldürüyor…

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, kadın mücadelesi yürüten kadın örgütlerinin bir araya gelmesi ile kurulan bir platform. Emekçi Hareket Partili Kadınlar, DİSK Kadın Komisyonu, İMECE ve Türkiye Komünist Partili Kadınlar tarafından kuruldu. CHP, İstanbul Barosu ve öldürülen ailelerin yakınları platformun destekleyicileri arasında. Tabii bir de hemen hemen her gün gerçekleşen kadın cinayetlerine seyirci olmak yerine elini taşın altına sokarak çalışmalara katılan duyarlı insanlar.. Şimdi ise önemli olan bu sayıyı çoğaltmak, eylemlere, yürüyüşlere, davalara katılmak… Ancak kadınlara karşı işlenen cinayetlerde sorumlulardan birinin de devlet olduğunu unutmadığımız sürece bu cinayetlerin sayısını azaltabiliriz…

Nakşidil Sultan…

Dilek Türker sahnede devleşen bir kadın. Türkan Saylan’ı canlandırdığı Türkan, Latife, Rosa Luxemburg, Kuvayı Milliye Kadınları ve şimdi de Nakşidil Sultan. Geçen pazar Nakşidil Sultan’ın galası yapıldı Işık Okulları Salonu’nda. Osmanlı aydınlanmasının yeni uyandığı dönemde, Osmanlı Sarayı’na sa¬tılmış, soylu bir Fransız ailenin kızı olan Nakşidil Sultan, Osmanlı aydınlanma dönemine önemli katkılarda bulunmuş olan bir kadın. Aimee’nin kölelikten sultanlığa yükseliş serüvenini Nakşidil Sultan adını alışını, 3. Selim’le yaşadığı büyük aşkı, 2. Mahmut’a nasıl büyük sevgiyle annelik yapmasını Türker’in Tiyatro Ayna’sı destansı bir kurguyla sahneliyor. Tam da Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Muhteşem Yüzyıl’a zehirli oklarını yönelttiği bir dönemde gerçekten çarpıcı ve izlenmesi gereken bir oyun. Oyunun sonunda Dilek Türker, hiçbir destek almadan tamamen kişisel çabaları ve Fevziye Mektepleri’nin katkılarıyla bu oyunu sahneleyebildiklerini söyledi seyircilerin büyük alkışları arasında. Dün ise telefonda biraz sohbet ettik. Medyanın ilgisizliğinden, özel sektörün sponsor olmaktan kaçınmasından, yeterli duyuruyu yapamadıklarından yakındı. “Koreografiyi yapan sevgili Yeşim Alıç’a annemin antika yüzüğünü verebildim ancak” derken yılgındı. Sanata verilen destek ne yazık ki sadece birkaç medyatik isim ile sınırlı kalıyor. Muhalif tiyatro yapanlar ve “kral çıplak” diyebilenler ise böyle bir mücadele sürdürüyor. Aktarayım dedim…