ACI VE ACI

« 1980 Haziran sonu, Kağıthane’de sabaha karşı afişleme yaparken jandarma tarafından yakalandım. Bataklık bir yer olan Cendere Deresi yakınında, altı arkadaştık. Elimizde kovalar ve afişler vardı. « Jandarma geliyor ! » dediler, koşmaya başladık, ateş açılınca kendimi bir ağacın arkasına attım.

Yakalandığımda seyyar börekçiydim. Toplam 9 sene yattım.

12 Eylül sabahı, dayak yiyeceğimizi düşünerek çok kalın giyindik. DİSK yöneticilerini gördüm, gözleri bağlı, birbirlerine tutunmuşlardı. Önümüzden tek sıra halinde geçirildiler. Öyle bakakalmıştık. Hala o manzarayı düşündükçe dehşete kapılırım.

O yıllarda, sadece on dakikalık bir arkadaşlıkltan sonra, insan bir diğeri için kendini ölüme atabilirdi.

Hapisane bir anlamda özgürlük alanı. Dışarda konuşmadığım şeyleri, içerde konuşabilirsin. O yıllar benim bugünkü kimliğimi oluşturdu. Davutpaşa Orta 3, anılarımda hala canlı. Oradaki arkadaşlıkları unutmuyorum.

O yıllarda çok temel insani konuların üzeri, kahramanlık efsaneleriyle örtüldü.

Hapisten çıktığımda çok bunaldığım dönemler oldu. Bir gün, Maltepe’den yürüyerek yola çıktım, Sirkeci, Karaköy, Haliç ve Kasımpaşa’ya kadar uzandım. Haliç’in kıyısında çay içtim.

Evimizde bir piyano var, kızım çalıyor. Kızımın konserine gittiğimde çok mutlu oldum. Aslında mutluluk anlık bir şey. Gökyüzünde takla atan güvercinler de mutlu ediyor beni. Kendimi hala bir çocuk gibi hissettiğim oluyor.

Bir daha afişe çıkar mıyım ? Bir amaca ulaşacaksa, evet ! (Sefer Atalay)»*

*AHMET SEL, Davutpaşa Orta 3/Aras Yayıncılık, 2012

***

« Onun eşyalarını toplayışı gözünün önünden hiç gitmiyordu. Görmemek, bu sahnelere katlanmamak istemiş, ama paralize olmuş gibi evden çıkıp gidememişti. O hazırlanırken seyretmişti hiç bir şey söylemeden. O çıkıp giderken salonun ortasında yapayalnız, kalakalmıştı. Arkasından kapıyı bile kapatmamış, onun çekip kapamasını beklemiş, sonra durduğu yere yığılıp kalmış ve bayılmamak için derin derin nefes almaya çalışmıştı. Evi dolaşmıştı ardından. Birlikte uzanıp televizyon seyrettikleri divan. Yemek yedikleri küçük masa, paylaşamadıkları büyük berjer koltuk. Boşalmış cd rafları, ikisinin gülümseyerek baktıkları fotoğraf. Güneş vurmuştu gözlerine, yüzleri kocaman çıkmıştı, biraz deforme, ama o kadar güzel gülüyorlardı ki bu fotoğrafı yerleştirmişti evin baş köşesine. Yerinden alıp okşadı yüzünü, sonra hırsla çarptı halının üstüne. Çerçevenin camı kırılmadı. Öyle kalakaldı yerde.

Onun kendisini yapayalnız bırakıp gittiği bu evde, beraber buldukları, beraber döşedikleri, beraber yaşadıkları, seviştikleri, kavga ettikleri, uyudukları, okudukları, güldükleri bu evde o şimdi tek başına, gözlerinde akmayan yaşlar ve yerdeki kırılmamış çerçeve, romantik bir film karesi gibiydi.

İşte o an, o evde bir saniye daha kalamayacağını, o evde uyuyamayacağını, o evde yaşayamayacağını anladı Şafak.»*

*YAZGÜLÜ ALDOĞAN, Güneşi Göremedi Şafak/Alfa Yayıncılık, 2012

***

AHMET SEL, Fransa ve Rusya’da yaptığı fotoğraf röportajları dünyanın saygın medya organlarında yer alan bir sanatçı. « Davutpaşa Orta 3 » adlı çok vurucu eseri, 12 Eylül 1980 darbe sürecinde Davutpaşa kışlasının Orta 3 diye adlandırılan dört koğuşta sorgulanan, işkence gören ve uzun süre tutuklu kalanların portreleriyle birlikte kısa tanıklıkları. Vurulan, kırılan umutlara ilişkin bir acının, hem kişisel, hem ortak anlatımı.

YAZGÜLÜ ALDOĞAN da 12 Eylül darbesinin başka türden sillesini yemiş bir akamedisyen, gazeteci ve yazar. Fransa Sorbonne’dan iletişim sosyoloji doktoralı yardımcı doçent olarak görevlendirildiği Ankara SBF’den YÖK yüzünden ayrılıp gazeteciliğe başlamış. İkinci romanı « Ve Güneşi Göremedi Şafak », kişisel bir umut kırılmasından yola çıkarak, hiç bitmeyen ortak acıyı, aşk acısını anlatıyor.

Yazgülü Aldoğan’ın tarif ettiği aşk acısı, dünya durdukça dinmeyecek, insanlık varoldukça tekrarlanacak. Ama Ahmet Sel’in aktardığı haksız ve hukuksuz zulüm acısını artık tekrarlamamak olanağı vardı Türkiye’nin. Oysa dün Davutpaşa, bugün Silivri. Kurbanlar değişiyor, zalimler değişiyor, ama acı sürüyor, sürdürülüyor.

Acına yenilmek istemiyorsan, onunla yüzleşmen gerekir.

LANZA DEL VASTO

«G» NOKTASI

Okurlarım, çok yönlü sanatçı şair eşim DANİEL COLAGROSSİ’yi uzun yıllar köşelerimi süsleyen fotoğraflarından tanırlar. Ama Daniel, aynı zamanda profesyonel bir « chef » ve Alafranga Türk Sofrası (Boyut Yayıncılık, 2011) yemek kitabının yazarıdır.

Fransız şef Daniel Colagrossi, 28 Aralık cuma günü saat 16’dan 19’a kadar Kanyon Macrocenter’da hazır bulunacak ve Alafranga Türk Sofrası kitabını imzalayacak.

Tanıdık tanımadık tüm dostlarımızı ve güzel yemek meraklılarını, « mutfağımın efendisi »nin her birini beğenerek yediğim için Türkçeye çevirdiğim kitabının imzasına bekleriz.