BİR FIRSAT DAHA KAÇTI

-Türkiye’de Kürtler var, ben de Kürt’üm.

Bir zamanlar bu sözleri söyleyen Bakan sonradan 2,5 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

Aradan geçen zaman içinde, Türkiye’de Kürtler’in var olduğu gerçeğini söylemek artık vatana ihanet olmaktan çıkıp, bir bedahete (besbelli apaçık olma) dönüşmüştür.

“Türkiye’de Kürtler var, ben de Kürt’üm” dediği için 2,5 yıl hapis cezasına çarptırılan eski Bakan Şerafettin Elçi’yi, önceki gün daha söyleyecek sözü, olduğu bir dönemde kaybettik.

Kendisine Tanrı’dan rahmet, kederli ailesine baş sağlığı dilerim.

Şerafettin Elçi’yi Emil Galip Sandalcı aracılığıyla tanıdığımda, Türkiye’nin Kürt sorununa yaklaşımı, bugünkünden çok farklıydı.

O zaman resmi ideolojide Kürt yok, yalnızca Türk vardı. Bakanlık koltuğunda oturan birinin o sırada Kürt olduğunu söylemesi bile daha sonra hapse girmesine yetiyordu.

Bu yüzden de sorun bir türlü tam olarak ele alınıp tartışılamıyor ve çözülemiyordu.

***

Artık, Kürtler’in varlığını da kabul ediyoruz, kimliklerine sahip çıkmalarını da.

Ama sorun yine etraflı biçimde ortaya konup, tartışılamıyor, ve çözülemiyor…

Çözümün olamaması sorunun, yalnızca terör yanıyla sınırlı kalmayıp, bütün yönleriyle ortaya konamaması, demokrasi yokluğundan dört başı mamur biçimde tartışılamamasından kaynaklanıyor.

Tabii burada çözümden söz ederken, iki tarafın bir arada yaşama iradesinin var olduğu ve yaşama geçtiği bir çözümü kastediyoruz Yoksa ayrılık tabanına dayalı çözümler her zaman için vardır, ama bunlar iki taraf için de daha maliyetli ve acıdır.

Bir arada yaşama iradesinin varlığından yola çıkan ve ona dayanan çözümler, artık Kürt kimliği tüm kamuoyu tarafından tanınıp,içe sindirilmesine karşın yine de güçtür ve gittikçe daha da güçleşmektedir.

Bu çözüme inanan, şiddeti dışlayan Şerafettin Elçi güçlüğü şu sözlerle ıçıklıyordu:

“Çözüm için son şans bizim nesil. Mutlaka benim neslimin görmesi gerekiyor. Çünkü gelecek nesille bu sorunu çözmek mümkün değil. Benim yaşıtlarım öyle ya da böyle Türklerle beraber yaşayageldik. Ama savaşın içinde doğan, Türk dediğin zaman yalnızca hayatını zorlaştıran jandarmayı, polisi anlayan bir nesil var. İçi kin ve hınç dolu bir nesildir bu. Onun için devlet bizim nesille çözmeye çalışmalı.”

***

Olayın bugün gelip kilitlendiği noktada durmasının nedeni, şimdiye kadar nice fırsatın kaçırılması, kimsenin soruna açık yüreklilik ve soğukkanlılıkla yaklaşacak cesareti gösterememiş, konuyu yalnız terör yönüyle değil, tümüyle ele alıp, tanımlayacak bir berraklığa ulaşamamış olmasıdır.

Bütün bu söylediklerimizin gerçekleşmesi zorunluydu, ama kolay değildi.
Ne var ki, “kolay değil” diyerek, sorunun üzerine gitmekten kaçınmak da anlamsız. Çünkü geciktikçe, işler daha da zorlaşıyor.

Tabii bütün bunları belirtirken, bir noktayı da görmezden gelmemek gerek. Uzlaşma tek yönlü bir eylem değil, iki tarafın rızasını gerektirir.

Uluslararası koşullar ile, Merhum Elçi’nin yukarıda dile getirdiği toplumsal olgu uzlaşmayı gittikçe daha da güçleştirirken, çözüm zorunluluğu da kapıya dayanıyor.

2013, hem içeride hem de dışarıda kaçınılmaz değişikliklere gebe görünüyor.

Bu durumda,“terör ile mücadele, siyaset ile müzakere” derken, ne terörle mücadeleyi ne de siyaset ile müzakereyi becerebilen tutumlar çıkmazı derinleştirecektir.

İktidarın bir an önce, Kürt politikasını oluşturup anlatması zorunlu. Bunun için de her şeyden önce bu politikanın ne olması gerektiğini kendisinin anlaması gerek.

Şerafettin Elçi’nin kaybıyla bir fırsat kaçtı. Kaçırılacak çok fırsat da kalmadı artık.