ORTAOKULDAN TERK TÜRKİYE

İsterseniz önce soruyu ortaya atalım: İnsanların ortalama eğitim sürelerinin 5 yıldan daha az olduğu bir bölgenin kalkınma başarısı ne olabilir sizce? Ya da en küçük sermaye bile o bölgeden göç etmek için kullanılıyorsa? Bir ülkede gelir eşitsizliğinin boyutu sanki bir değil 3 farklı gelişmişlik düzeyinde ülke varmışçasına farklıysa?

Ülkelerin ve bölgelerin kalkınma serüvenleri oldukça karmaşıktır. Son aylarda “orta gelir tuzağı” kavramı siyaset ve ekonomi dünyasının söylemlerine yansımış durumda. Tartışmaların “ekonomik tıkanıklığın iş dünyası tarafından iyice hissedildiği” bir döneme denk gelmiş olması işin bir boyutu… Kişi başına milli gelir 10 bin dolar civarında takıldı kaldı, büyüme istihdam yaratan bir büyüme değil, cari açık almış başını gidiyor…

Öyle ki bırakın TEPAV, TÜSİAD gibi kuruluşları AKP’ye yakın MÜSİAD, hatta Bakan Nihat Ergün, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bile peşpeşe “orta gelir tuzağı”na düşme konusunda uyarılarda bulundular. Önceki gün de gazetemiz yazarı ve Yaşar Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Erinç Yeldan’ın başkanlığındaki ekibin TÜRKONFED için hazırladığı “Orta Gelir Tuzağı’ndan Çıkış: Hangi Türkiye?” başlıklı raporun tartışıldığı bir toplantıya katıldım.

Orta-gelir tuzağı gelişmekte olan ülkelerin sorunu. Basit tarifiyle, “ülke ve bölgelerin orta gelir bandında sıkışıp kalması” olarak tanımlanıyor. (Orta gelir bandı kişi başı milli gelirin 7 bin ile 12 bin dolar arasında olması demek)

Ardı ardına uyarıların yapıldığı orta gelir tuzağını ilk kez dile getirenler Dünya Bankası’nda çalışan 2 Hintli, Homi Kharas ve Intermit Gill. Kharas ve Gill’in geliştirdiği teoriye göre az gelişmiş ülkelerde ekonomik büyümenin ilk evreleri hızlı ve kolay aşılıyor. Bu süreçte kırsal ekonomideki “işgücü fazlası”, kent ekonomisine neredeyse “sınırsız” akıyor. Kent ekonomisinin yüksek kârları sermaye birikimini özendiriyor; sermaye yoğunlaştıkça büyüme hızlanıyor. Ancak ekonomiler orta gelir düzeyine yaklaştıkça “kolay” büyüme kaynakları gücünü yitiriyor, teknolojiler giderek eskiyor. Dünya Bankası 2012 tahminlerine göre, 1960 yılında sayısı 101 olan orta gelirli ülkeden, 2008 yılında 2005 satın alma gücü paritesine göre kişi başı 17 bin dolar milli gelir seviyesini aşabilmiş ülke sayısı sadece 13.

Peki, hangi ülkeler orta gelir tuzağına yakalanıyor?Aslında yanıt açık: “Düşükten orta gelire geçiş için uyguladığı stratejinin üzerine yenisini koyamayanlar. Yani tembellikten vasatlığa geçiş ile vasatlıktan çalışkanlığa geçişin yolu aynı olmuyor… Bu noktadan sonra büyümenin kaynakları insan kaynağına yatırımla, nitelikli eğitimle, Ar-Ge yatırımlarıyla ve kurumsal reformlarla olası… Dolayısıyla Türkiye’nin orta gelir tuzağından çıkması için yeni bir çerçeve gerekiyor: Yeni bir büyüme stratejisi…”

Yeldan ve arkadaşlarının TÜRKONFED için hazırladıkları rapor orta gelir tuzağı riskini bilimsel verilerle ilk kez bölgesel ve sektörel açıdan değerlendirdiği son derece önemli bir çalışma. Türkiye’nin 14 şehri dünyayla yarışırken 27 şehri yoksullukla mücadele ediyor. Çalışma, bölgeler arasındaki gelir düzeyi farklılıklarını dikkate alarak orta gelir tuzağı riski açısından üç farklı Türkiye desenini ortaya koyuyor. Ankara, İstanbul, Bursa, Kocaeli gibi 14 şehirde orta gelir tuzağı riski bulunmuyor. Antalya, Balıkesir, Mersin, Adana’nın da aralarında bulunduğu 40 şehrin yer aldığı ikinci Türkiye, orta gelir tuzağı riski ile karşı karşıya. Üçüncü Türkiye’de yer alan 27 şehirde ise sadece orta gelir değil aynı zamanda bir yoksulluk riskiyle de karşı karşıyayız. Türkiye orta gelir düzeyinde çok uzun seneler takılı kalan bir ülke. Çalışmanın ilk bölümünde asıl amaç sorunu net şekilde teşhis etmek… Ve Türkiye’nin orta gelir seviyesinden çıkamamasının önemli nedenlerinden biri insan kalitesi. Hem işgücü verimliliği hem de eğitimli insan istihdamı açısından…

Ülke genelinde eğitim süresi sadece 6.11 yıl. Ağrı, Şanlıurfa ve Muş’ta ise bu süre 5 yılın bile altında… En gelişmiş illere baktığımızda bile Ankara’da bunun 8.5 yıl, Eskişehir’de 8.13 yıl ve İzmir’de 7.19 yıl olduğunu görüyoruz. Ülke genelinde her 100 kişiden sadece 10’unun yükseköğretim derecesine sahip olduğu bir ülke. Eğitimin kalitesini uluslararası sıralamadaki yerini falan düşündüğünüzde durumun vahameti daha bir ortada…

Dünyanın bir okul, tüm ülkelerin birer öğrenci olduğunu düşünün. Bu verileriyle Türkiye ortaokuldan terk konumunda. Tablo tersine çevrilir mi? Tabii, neden olmasın. Bunu becerebilen ülkeler de var: Güney Kore, Çin, Malezya, Tayland başarabilmiş. Ama bunun için ortada adam gibi devletin olması gerekir… Büyüme stratejisini doğru belirlemiş, enerjisini din eksenli bir eğitimi yaygınlaştırmak yerine eğitimin kalitesini artırmaya yönelten, insan kaynağına önem veren, doğru stratejik ürünleri belirleyip o ürünlerdeki rekabet gücünü artırmaya odaklı, ulaştırma ağını güçlendiren bir devlet… O devlet ortada olmadıkça ne kadar konuşsak boş…