2013 MUCİZE, 2013 MÜJDE

Başbakan, üniversite öğrencilerine « parasız eğitim » müjdesi verdiğinde; Türkiye hapisanelerinde 700’den fazla üniversite öğrencisi « parasız eğitim » istedikleri için tutuklanmış, aylardır mahkemeye çıkarılmayı bekliyordu. Hala da bekliyorlar.

Başbakan, Türkiye’ye Göktürk 2 uydusunun uzaya başarıyla fırlatıldığı müjdesini verdiğinde ; yerli uyduyu yapan başarılı TÜBİTAK UZAY ekibinden çoğu ODTÜ’lü 80’e yakın bilim adamı tehdit ve sindirmeyle tasfiye edilmişti.

Göktürk 2’yi tamamlayan ekibin tam tasfiyesi henüz başarılamadığı için, yerli uydunun fırlatılışını kutlamak amacıyla ODTÜ’ne giden Başbakan’a “ne olur, ne olmaz”, bir polis ordusu eşlik etti. Kimine göre 2500, kimine göre 3600, kesin olan şu ki sayılamayacak kadar kalabalık polis ordusu da yanına “ne olur, ne olmaz” 20 bin kişiye sıkacak kadar biber gazı, vuracak kadar plastik mermi, zırhlı ve tazyikli su aracının yanısıra, zaten kelle miğfer sayısı kadar cop, kalkan, kelepçe falan, almıştı.

Buna demokrasi, diyorlar.

***

Askeri darbeleri soruşturuyor ve kovuşturuyorlar. Adalet yerini bulacak mı diye, umutlanıyorsunuz, ister istemez.

Ortada yapılmış bir darbe vardı.

650 bin kişinin gözaltına alındığı, 1 milyon 683 bin kişinin fişlendiği, 210 bin davada 230 bin kişinin yargılandığı…

517 kişiye idam cezasının verildiği, 50’sinin asıldığı, 615 kişinin (resmen) işkence altında, 299 kişinin cezaevlerinde öldüğü, 43 kişinin intihar ettiği…

30 bin kişinin sakıncalı diye işten, 14 bin kişinin vatandaşlıktan çıkarıldığı, 3 gazetecinin öldürülüp, 300 gazetecinin saldırıya uğradığı…

Hükümetin devrildiği, TBMM ve partilerin lağvedildiği, politikacıların derdest edildiği…

12 Eylül 1980 darbesinin darbecileri yargılanıyor ama yargılanamıyorlar. Zaten alacakları cezalar da şimdiden kadük.

Ama yapılmamış Balyoz darbesinin sanıkları, yapılmış 12 Eylül darbesi suçlularından önce, en ağır hapis cezalarına çarptırıldılar bile! Kanıtların bazısı kerhen, bazısı düpedüz sahteydi. Tanıklar da öyle. Zaten sanıkların kimi de isnat tarihinde suç mahallinde bile değildi. Ne gam. Suçsuz bile olsalar askerdiler ya ; ömürlerini bir elleri yağda bir elleri balda sürdükten sonra ya mahkemeye çıkarılamayacak kadar moruklamış ya da ölmüş gerçek darbecilerin yerine mahkum edildiler.

Buna adalet, diyorlar.

***

TOKİ, Silivri’de duruşma salonları, tutukevleri, aşevleri, lojmanları ve camisiyle Zindan Rezidans inşa etti. Yargılayan yargıladığıyla birlikte, tutuklayan tutukladığı kadar, ceza infaz eden cezası infaz edilenle ortak ikamete zorunlu.

Malatya İnönü Üniversitesi’ni en iyi üniversitelerden biri haline getiren rektör, binlerce insana yeniden hayat veren Prof.Dr. Fatih Hilmioğlu’nun suçu ne? Kimse bilmiyor. Ama 4 yıldır tutuklu yargılandığı Silivri’de kanser oldu, oğlunu yitirdi, şimdi hastanede ölümü bekliyor. Yarbay Mustafa Dönmez gibi, kiminin evladı, kimi kederden öldü, kimi sağlığını yitirdi zindanda. Dışardaki analar evlat, eşler eş, çocuklar baba hasretine mahkum; içerde babalar çocuklarının, eşlerinin, analarının özlemine…

Beş yıldır süren Ergenekon davalarında da kanıtların bazısı kerhen, bazısı düpedüz sahte. Tanıkların kimi düzmece, kimi zeka özürlü, akıl hastası, manipüle. Mahkeme eğleniyor. İpe sapa gelmez iddialar günlerce, saatlerce dinleniyor. Savunmaya, avukatlar dışarı atılmadığı zamanlar on beş dakika, sanıklara duruşmaya katılma cezası verilmediği zamanlar, beş dakika süre veriliyor.

Buna hukuk diyorlar.

***

2013’de tutuklu ve tutuksuz Türkiye’ye 2013 mucize, 2013 müjde diliyorum. Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay’ın gözlerinden öpüyor, tanıdık tanımadık tüm Ergenekon sanıklarını ve Balyoz mahkumlarını, yüreğimle selamlıyorum.
Burası mucizeler ülkesidir, 2013 müjdeli yıl, olur mu olur.

Ocak ayında, dostlar için iyi dilekler tutulur. Diğer aylarda suya düşmeleri
izlenir.
GEORG CHRİSTOPH LİCHTENBERG

“G” NOKTASI

ÖMRÜMÜZDEN
GEÇENLER

Sallanan saatlere özenir hayatlar
kar aylarında
soğuklarla sürüklenirken şehirler
hangisi Ankara hangisi İstanbul
bulutlarla geçerler
unutulmuş ve uzun eski tren seslerine
özenir ayrılıklar
vardıkları sonda
yeniden yola çıkmak isteyen
yaşlı kırlangıçlar bu istasyonunu yolcuları
hangisi kavuşmak hangisi ayrılık
hüzünlerle geçerler
geçmiş zamanlara özenir yeni yıllar
pencereler yükselirken akşamlar iner
kentin gürültüsünü örter
sarhoş sesleri
yüzyıllardır yalnızlara yağar
bembeyaz özlemler
karışır sabahlara binbir gece masalları

acılar umutlar hasretler
çaresizce geçerler…

A.KADRİ ERGİN