İHTİYAR GENÇLİK

Karşımda oturan, deri ceketli dazlak adam tıpkı soğuk savaş dönemi Amerikan filmlerindeki bir komünist yöneticiye benziyordu.

Zaten öyleydi de. Adam, Polonya Komünist Partisi’nin yöneticilerinden biriydi, dönem soğuk savaş dönemiydi ve Polonya’nın başkenti Varşova’nın lüks otellerinden birinin lobisinde konuşmaktaydık.

1968 baharında bütün dünyanın dikkati Polonya üzerine yoğunlaşmıştı.
Ben de gazetem Akşam tarafından oturduğum Paris’ten Polonya’ya gönderilmiştim.

Polonya Komünist Partisi içinde, Savaş sorasında ülke toprakları üzerinde çalışmış, “Partizan” grubunun temsilcisi olan muhatabım, savaş döneminde SSCB’ de sürgünde olan ama sonra iktidara konan, göbekten Moskova’ya bağlı olanların ülkede yönetim ile halkı tedricen birbirlerinden nasıl uzaklaştırdığını anlatıyor, ama gelecek için umut verici bir tablo çiziyordu.

-Umut verici olaylar da oluyor, örneğin gençlerin tutumu, diyordu

-Ama gençler partiye karşı gösteriler yapıyorlar diyecek oldum, sözümü kesti:

-Olsun, dedi, politik açıdan tavır koyuyorlar ya. Tavırsızlık daha kötü.

Biraz durduktan sonra ekledi:

-En kötüsü apolitik bir gençlik, en kötü tepki bile tepkisizlikten iyidir.

Hayretle dinlediğim komünist yöneticinin sözlerini hiç unutmayacaktım.

***

Olaylar onun öngördüğü şekilde gelişmedi, Polonya Komünist Partisi, ülke gençliğinin politik tavırlarını teşvik edip, ondan yararlanamadı. “Polonya Baharı” fiyasko oldu, komşu Çekoslovakya’da patlak veren “Prag Baharı” ise, olaydan birkaç ay sonra, aynı yılın ağustosunda Sovyet tanklarının paletleri altında ezildi.

Ben büyük değişimlerin baharını Polonya ve Çekoslovakya’da ararken, dünyada iz bırakacak büyük baharın tomurcukları, kaldığım Paris’te patlak verecekti.

Fransa bir ay kadar tam bir devrim ortamında soluk aldı, sokaklarda barikatları, polisle çarpışmaları, gençlerin üniversiteleri işgalini, değişen hayatı hep Paris’te yaşadım.

Polonya’da ve Çekoslovakya’da rejim gençlerini susturmayı başarıyordu.

Fransa’da öğrenciler daha beter ayaklanmışlardı, ülke savaş alanına dönmüştü, yönetim gençleri dizginlemeyi başaramıyor, herkes özgürlük şarkıları söylüyordu.

Bu üç ülkede de olaylar Birkaç hafta farkla hemen hemen eş zamanlı olarak patlak verdi. En fazla savaş yerine dönen ise Fransa idi.

Ama Fransa’da beşinci Cumhuriyet o badireyi atlattı. Polonya ve Çekoslovakya ise rubikonu aşamadılar. Sonunda her ikisinde de rejimler devrildi…

***

Polonya – Çekoslovakya gençleri hizaya sokmaya başarmış, ama rejimi yürütememiş, Fransa ise gençleri hizaya sokamamış, ama rejimi yürütmeyi başarmıştı.

1968 aylaklanmasının lideri Alman Daniel Cohn Bendit Avrupa Parlamentosu üyesi oldu sonradan, Komünist Parti’nin daha solundaki aktivist Alain Krivine ileride Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olarak politika sahnesine dönecekti. 1968 olayları sırasında, öğrenci sendikası temsilcisi olan Michel Debre ise 1988-91 arasında Fransa Başbakanı olacaktı.

Tüm Batı sistemlerinde benzer olaylara rastlanıyor. Bill Clinton Vietnam Savaşına karşı çıkan eylemciler arasındaydı, ve o savaşa katılmamak için Kanada’ya kaçmıştı.

Bizde ise durum Batı’dan çok, “Halk Cumhuriyetleri” uygulamalarına benziyor.

Sorgulayan, başkaldıran, hakkını arayan değil, biat eden gençler arıyoruz.
Ve gençleri süründürerek, hapislerde çürüterek, sakat bırakarak öldürerek susturuyoruz, ama böylelikle ne memleketi düzeltiyor, ne de rejimi kurtarıyoruz.

Nüfusu genç bir ülke olmakla övünüyoruz. Ama, bunlar gerçekte ihtiyar gençler.

Bu gençlerin yaşlılardan daha ihtiyar olmalarından umutsuzluğa kapılıyordum ki patlak verdi ODTÜ olayları.

Sevindim.

Çünkü sorgulayan başkaldıran gençliğin ülkesinin geleceği vardır.

Biat gençliğinin ülkesi ise dışarıdan güdülmeye mahkumdur.

O “ihtiyar”gençleri görünce şairin dizelerini değiştirip şöyle demek geliyor içimden:

Yaşlanmak değil ömrümüzün en müşkül işi,
Müşkül odur ki, yaşlanmadan ihtiyarlar kişi.