KENDİ HEYKELİNİ YIKAN ADAM

Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) öğrencileri ile Başbakan Tayyip Erdoğan arasında meydana gelen gerilim, AKP iktidarı açısından çok daha hafif atlatılabilecekken, tırmandıkça nitelik değiştirmeye doğru yöneliyor.

Ortaya çıkan fotoğraf öncelikle AKP açısından hiç de iyiye işaret değil. Başbakan sürekli olarak “alkışlanmak” istiyor. Bu mümkün olabilir. Ama gönüllü olursa!…

Erdoğan ise kendisine karşı gösterilmesini gereken tavırları kendisi belirliyor:

-Beni sevin, takdir edin, alkışlayın!

Ama bu kadarı yetmez:

-Beğenmeyebilirsiniz. O zaman susun ve oturun oturduğunuz yerde!

ODTÜ direnişi Erdoğan’ın girdiği yeni yolu bütün çıplaklığıyla ortaya koydu!
Öğrencilerin ve ardından ODTÜ Yönetiminin gösterdiği tepki, “siyasi” olmaktan çok “ahlaki” bir duruş olarak ortaya çıkıyor: Teslim olmayacağız!

Demokrasiyi çoğunluğun rejimi olarak algılayan AKP, demokrasi kültürü açısından tam anlamıyla sınıfta kaldı. Siyasetle haşır neşir olanlar bilirler ki, iktidar her rejimde vardır. Rejimin niteliğini muhalefet belirler!

AKP ve lideri giderek artan bir hızla “muhalefetsiz” bir ülke taahhül ettiğini artık saklamıyor. En cılız karşı çıkışları bile en sert önlemlerle bastırılmasını benimsiyor. Bu haliyle askeri cunta dönemleriyle adeta yarışıyor!

Başbakanın müdahil olmadığı bir alan kalmadı gibi… Bu da “normal” kabul ediliyor. Erdoğan’ın nereden nereye geldiğini konusunda basit bir örnek verelim. Başbakan 2004 yılının 14 Şubat günü büyük kentlerin dev ilan levhalarını şöyle donatmıştı:

“Sevgililer Gününüzü kutlarım. Başbakan Tayyip Erdoğan.”

14 Şubatçı Başbakan aradan 5-6 yıl geçtikten sonra Afganistan’da Taliban’ın yaptığını Türkiye’ye kopyaladı, heykel yıktırdı!

İlhan Selçuk’un sözü olduğunu Ali Sirmen yazmıştı:

-Her insan yaşarken kendi heykelini yontar!

Bu açıdan baktığınızda şunu net olarak görebilirsiniz:

-Erdoğan her gün kendi heykelini yıkıyor!

Kürtler ölünce güzelleşirler!

Türkiye’nin değerli siyaset adamı Şerafettin Elçi’yi kaybedince büyük bir sahtekarlık kapladı ülkenin dört bir yanını… Elçi’nin soyadından yola çıkarak onun nasıl bir barış elçisi olduğu vurgulandı.

Oysa Elçi hayattayken de göz önündeydi. Ülkenin başkentti Ankara’da yaşıyordu. TBMM Kürtlerin temsilcisi olarak görev yapıyordu.

Çoğunluk olmanın dayanılmaz şehvetiyle davranlaranlar onun dahil olduğu siyasi yapıyı milli iradenin dışına atmak için var güçleriyle çalışıyorlardı.

Meclis’te bulunan bütün partiler açık gizli bu operasyonu destekliyorlardı.
Hâlâ da öyle… Değişen bir şey yok!

Meclis’teki Kürt parlamenterler sivil yapıyı güçlendirelim ki, silahlı muhalefet bitsin istiyorlar. Yoksa niye orada dursunlar?

Buna yanaşmayanlar Elçi gibi bir bilgeyi yitirdiğimizde onun değeri üzerinden hiç de inandırıcı olmayan nutuklar atıyorlar. İnsan sormadan edemiyor:

-Ölmesini mi bekliyordunuz?

Not: Şerafettin Elçi’ye rahmet; acılı ailesine, arkadaşlarına, dostlarına ve Kürt ulusuna başsağlığı diliyoruz.

Cittaslow belediyeler

Türkiye bu kavramla Seferihisan sayesinde tanıştı. Başkan Tunç Soyer, kişisel bir başarıyla dünyanın geleceği konusunda önemli bir zincir oluşturan yapıya Türkiye’yi de halkaladı.

Sonra hızla geliştiler. Cittaslow (Sakin Şehir) Belediyelerin sayısı 8’e yükseldi. Seferihisar, Taraklı, Yeni Pazar, Akyaka, Perşembe, Yalvaç, Gökçeada, Vize ilçeleri artık belgeli birer Sakin Şehir olarak yollarına devam ediyorlar.

26 Aralık 2012 akşamı İstanbul’da basın yemeğinde biraraya gelen bu yerel yönetimlerin özel niteleğini usta gazeteci Yalçın Bayer vurguladı:

-Ne güzel, hırsız olmayan belediyeler bir araya gelmişler!

Sakin Belediyeler ile ilgili olarak yazacak çok şey çıktı o gece… Ama yer darlığı nedeniyle Pazartesi gününe erteliyorum onları.