2013 Ü BEKLEYENLER

Yaşamın olduğu gibi tarihin de her yılı önemli. Ama bazı öyle zamanlar vardır ki, öbürlerine göre daha belirleyicidirler.

2013 içinde bulunduğumuz bölge için böyle bir zaman parçası olacak görünüyor.

Ortadoğu’da 2013 yalnızca rejimlerin İslamcı yapılarının güçlenmesi açısından değil, ama aynı zamanda, sınırların değiştiği dönem olacak olması bakımından da önemli.

Bölgede rejimlerin İslami yapılarının yoğunlaşmasının yanı sıra, mezhepsel gerginlik ve çatışmaların daha üst düzeye çıkması, artık olaylara daha çok bu bakış açısıyla yaklaşılması, olası gelişmelerin başında yer alıyor.

Sınır değişikliklerinin bölgenin hala egemeni olan ABD’nin girişiminin bir sonucu olduğu, Türkiye’nin de bu değişimden her şekilde olumlu etkilenmeyeceği açık.

Ama zaten daha önce de bölgenin gerçeklerini yansıtmaktan çok, emperyalizmin çıkarlarına yanıt getirmek için çizilmiş olan sınırların değişmezliğinde direnmeye kalkmak da çok anlamlı olmasa gerek.

Türkiye’nin şimdiye dek, bir iç sorunu olarak gördüğü ( gerçekte ne kadar öyleydi, o ayrı bir konu) Kürt sorununun uluslararası nitelik kazanması için ise tam anlamıyla 2013 ü beklemeye gerek bile kalmadı, 2012 de bu değişimi yaşadık.

Bu durumun Türkiye’nin sınırlarının değişmesi çizgisine doğru kayma istidadı ise, Ankara’nın Kürt sorununu çözmede göstereceği başarıya bağlı olacaktır.

***

Türkiye’nin Kürt sorununu çözebilmesi için, şimdiye kadar uygulandığı gibi, yalnız teröre odaklanan veya eklektik ve palyatif tedbirlerle yetinen yaklaşımları aşıp, sorunun doğru tarifiyle başlayıp, tüm tarafların tam olarak içlerine sindirmeseler bile hiç değilse razı olabilecekleri çözümleri öngören politikalar oluşturulması zorunlu. Bugünkü iktidarın bu beceriyi gösterebileceği ise şüphelidir.

Ancak,Kürt sorununun sürüncemede bırakılmasının dönemi artık geçmiştir.

Bu yıl bu alanda ya mesafe alınacak ya da büyük bedeller ödenecektir.

Türkiye’nin 2013 te geçen yıllardan tevarüs ettiği ekonomik kırılganlığı da var.

Kabul etmek gerekir ki, gelir dağılımı uçurumunun keskinleşmesi, büyük vergi adaletsizlikleri, üretimden çok tüketime dayalı üretken olmayan ekonomik yapıya karşın, AKP zor bir Uluslararası ortamda, her yanı tehdit eden krizin etkilerinden görece uzak kalmayı becerebilmiş, bu alanda hoşnutsuzluğun artmasını önlemiştir.

Ancak Türk sıcak paraya dayalı büyük cari açık veren Türk ekonomisinin kırılganlığının yanı sıra, dünyayı tehdit eden krizden etkilememesi de düşünülemez.

Ekonomik krizin etkilerinin Türkiye’de de, acıtıcı biçimde hissedilmesi, sahte saadet zincirinin kopması , toplumsal yapıyı da etkileyecek, kent rantının yağmasına dayanan ekonomiyi ayakta tutmaya bu durumda kentsel dönüşüm (rantsal dönüşüm olarak okumak gerekir) de yetmeyecektir.

***

Başbakan’ın, 2012 de sonuca bağlanması temennisine kendi bile inanmadığı yeni Anayasa sorunu ise, 2013 yılına sarkacaktır.

Gerçekte, Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu asıl sorun, “anayasa” dan çok demokratikleşme olduğundan ve de iktidarın böyle bir kaygısı da bulunmadığından, anayasa tartışmaları kısır bir zeminde cereyan edecek, bu tartışmalar sırasında, MHP ‘de bir muhalefet potansiyeli arayanlar bir kez daha hüsrana uğrayacaklardır.

Başkancı rejim tartışmaları sürecek, ama Başkancı rejimle hedeflenen amaçlara Başbakancı rejimle zaten varıldığından kıymeti harbiyesi de olmayacaktır.

2013 büyük sorunlarla boy ölçüşme yılı olunca, değişim baskıları artacaktır.
Erdoğan iktidarının 2013 ü, 2012 kadar rahat geçireceğini ve diktasını pekiştirebileceğini söylemek mümkün değil.

“Umutlu musun?” Sorusuna, “neden olmayayım?” yanıtını vermek daha doğru olur.