NASIL BİR 2013?…

Yeni yılın kirlenmemiş ilk sabahı… Önce şömine karşısında hafif bir kahvaltı ardından ormanda bir yürüyüş… Dönüşte TRT Haber’de Viyana Filarmoni’nin yeni yıl konseri bir kadeh kırmızı şarap eşliğinde… Bir yandan karıştırılan kitaplar, yeni okumalar için seçilenler… Evdekilerle küçük sohbetler… Dışarıda sadece karga ve martıların çığlıkları… 2013’e tam istediğim gibi bir başlangıç… Huzur, barış, sevgi…

Aslında herkes için geçerli bu anlamlı üç sözcük… Ama beceremiyoruz… Onların yerini bir anda aşırı hırs, bencillik, hoşgörüsüzlük, öfke, nefret ve dizginlenemeyen egolar alıyor… Sonuçsa hepimizin her an, her yerde karşılaştığı gibi ortada…

Yorgun kapattık 2012’yi… Daha doğrusu bezgin. AKP’nin politikalarından, sürekli değişen ya da değiştirilen gündemler arasında savrulmaktan, sürekli duvara toslamaktan yılgın… Kendisi gibi düşünmeyen, davranmayan, icraatlarını eleştiren, ses çıkaran herkesi düşman olarak konumlandıran bir iktidar. 2012 işte bu halin tavan yapan yılı oldu: Öğrenciler, gazeteciler, çevreciler, AKP’li olmayan belediyeler, ataması yapılmadığı için seslerini yükselten öğretmenler, sınırlarını zorlayan ve yaşam koşullarını değiştirmeye çabalayan kadınlar, sanatlarıyla iktidarın politikalarını eleştiren sanatçılar…

Bu kadarla da kalmadı, iktidarın ‘Biz’ ve ‘ötekiler’ tavrı ülkeyi çok parçalı hale getirdi. Dengesiz Kürt politikası yüzünden düşmanlıkların alevlendiği, A-levi ailelerin evlerinin işaretlendiği, saçı uzun, kulağı küpeli diye gencecik çocukların öldürüldüğü ortamlar oluşturuldu…

İşin acısı: tüm bunlar kimilerinin yüreğine otururken, içleri acıyla, öfkeyle dolarken kimilerinin yaşananların farkında bile olmaması. Çoğunun umurunda bile olmaması… Televizyon ekranlarından sanki bir film izliyormuşçasına umursamazca, kayıtsızca olup biteni izlemeleri… Ardından kendi günlük rutinlerine dönmeleri…

Yılın son günü BirGün gazetesinde söyleşisi yayımlanan eski AKP’li Abdüllatif Şener’in söyledikleri bu bağlamda anlamlıydı: “…Elbirliğiyle yüzlerce gazete, yüzlerce televizyon, sendikalardan odalara varıncaya kadar birçok sivil toplum örgütü AKP yanlısı oldu. Bu durumda vatandaş halinden memnun olmasa bile neyin yanlış gittiğinin farkına varamıyor. Sorun burada…”

“Vatandaş halinden memnun olmasa bile neyin yanlış gittiğinin farkına varamıyor…” Bence 2013’te bir şeylerin farklı olmasını istiyorsak üzerinde düşünmemiz gereken bir cümle bu. Çünkü kafalarını sağdan sola çevirdiğinde AKP propagandasıyla karşılaşıyor insanlar.

Şener’in söyleşide “muhalefeti yetersiz mi buluyorsunuz” sorusuna verdiği yanıt da önemli bence: “Örneğin bütçe görüşmelerinde muhalefet partileri Başbakan’dan daha etkili konuşmalar yaptı. Ama Başbakan kürsüye çıktığında tüm televizyonlar canlı yayına geçti. Başbakan muhalefeti düşünceleriyle değil, gürültü, ses ve görüntü çoğaltımıyla bastırıyor. Bir yanlışı sabahtan akşama kadar duyarsanız ipin ucunu kaçırır, neyin doğru olduğunu bilemezsiniz. Bu konuda basın da teslim olmuş durumda. Muhalefetin iki cümlesini veriyorsa iktidarın 10 cümlesini veriyor, üstelik bu 10 cümleyi yüzlerce kez yayınlıyor. O zaman toplum tarafından muhalefet yok sayılıyor…”

Ben buna şunları da ekleyeyim: Pompalanan tüketim kültürü, adım başı inşa edilen AVM’ler, insanları akşamları televizyon başına kilitleyen diziler, sorgulamacı nitelikten giderek uzaklaşan eğitim düzeyi…

Şener devam ediyor: “İktidarlar denetlendiğini ve sorgulandığını hissedebilmeli. Siyasi iktidarlar günün birinde denetlenebileceğini hissetmezse canavara dönüşür. Bu ülkede olan da bu. Başbakan’ın yaptığı yanlışlar bile alkışlanıyor. Kimi korkudan, kimi menfaat beklentisiyle böyle davranıyor…”

2013’ün bir önceki yıldan farklı geçebilmesi için belki de öncelikle bu tespitlerin herkes tarafından bilinir hale getirilmesine çalışmalıyız.. Yılın son günlerinde ODTÜ’de gerçekleşen protesto gösterisinde ve sonrasında yaşananlar, polisin kuşatması ve orantısız güç kullanımı, diğer rektörlerin tavrı, Başbakan’ın hâlâ her fırsatta ODTÜ’yü eleştirmesi, yazıda anlatmaya çalıştıklarımızın bir anlamda tam bir prototipi… Prototip dışında kalan ve belki de gerçekten bir dönüm noktası sayılabilecek gelişmeyse ODTÜ’lü öğrencilere ve rektörlerine diğer öğrencilerden ve akademisyenlerden gelen destek…

Ben bu noktadan 2013’e baktığımda henüz küçük de olsa umut ışığını görebiliyorum…