İÇERİDEKİLER, DIŞARIDAKİLER…

İçeridekiler kim: Gazeteciler: Mustafa Balbay, Tuncay Özkan ve diğerleri; bilim insanları: Prof. Dr. Mehmet Haberal, Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, Prof. Yalçın Küçük, Mehmet Perinçek ve diğerleri; siyasetçiler: Doğu Perinçek, Engin Alan, BDP’li politikacılar ve diğerleri; öğrenciler: an az 700’ü parasız eğitim istedikleri için tutuklu.. Balyoz davasından tutuklu komutanlar, askerler… KCK davasından tutuklu binler…

Dışarıdakiler kim: Bizler… Yok yok, tüm Türkiye’yi kastetmiyorum. AKP’nin 10 yılı aşkın iktidarı süresince bu ülkenin maddi manevi değerlerini alaşağı etmesi.. yaşanan hukuksuzluklar karşısında yürekleri burulanlar, isyan edenler… Suçlarının ne olduğunu bile bilmeden yıllar boyu hapiste yatanların aileleri, yakınları…

Ne kadar kalabalığız? Aslında hayli… Önce Cumhuriyet Mitingleri, 29 Ekim’de Ankara ve İstanbul’daki kutlamalar, son olarak da 13 Aralık’taki Silivri buluşması bunu gösterdi…

Dün eski Maltepe Üniversitesi Rektörü Fatih Hilmioğlu için düzenlenen bir basın toplantısındaydım. Ergenekon davasından 3 yılı aşkın bir zamandır Silivri Cezaevi’nde yatan, kendisi de uzun zamandır kanserle mücadele eden onurlu bir isim, bir bilim adamı, acılı bir baba Hilmioğlu. Hatırlarsınız geçen ay da oğlunu bir trafik kazasında kaybetmiş, oğlunun ölüm haberini bile yakınları tarafından değil, cezaevindeki arkadaşlarından öğrenmiş, bürokratik takılmalar yüzünden oğlunun cenazesine son anda yetişebilmişti. Onu en son 20 gün önce bir çarşamba ziyaretinde kapalı camın ardında görmüştü. Telefonla konuşmuş ama sarılıp öpememişti… Dün ilk kez Hilmioğlu için bir özgürlük çağrısı yapıldı. TÜMÖD üyesi akademisyenlerin de aralarında olduğu çok sayıda meslektaşı, çeşitli meslek kuruluşları, sanatçılar ve kitle örgütlerinin temsilcileri Taksim’de Hill Otel’de toplandı. Konuşmalar anlamlıydı. Konuşmacıları dinlerken yoğun kar yağışı yüzünden geç kalanların salona girmelerini izledim bir yandan da.. Üşümüş elleri ile üzerlerindeki karları silkeleyerek… Dışarıdan içeriye… Küçük bir dayanışma.. Aynı yüzler aslında her yerde karşımıza çıkan… Çoğu ile birbirinden çok farklı sorunlar için Taksim’den Tünel’e ya da Tünel’den Taksim’e çok yürüdük sloganlar atarak Aydınlık gazetesine yönelik operasyonda da Hrant Dink cinayetinin ardından da, gazetecilere özgürlük diyerek de… Ama çoğu zaman bir avuç kalıyoruz, bölünüyoruz. Kimi zaman mazeretler üretiyoruz, çoğunlukla günlük işlerin içinde boğuluyoruz, kimi zaman umutsuzluğa, yoğun bir yılgınlığa kaptırıyoruz kendimizi… Olmuyor diyoruz, ne yaparsak yapalım arpa boyu yol alamıyoruz. Bu arada büyük bir tiyatro sahnesine dönüşen Türkiye’nin en büyük dönüşüm oyunu oynanıyor… Yargının yargı gibi görünmek gibi bir kaygısının dahi olmadığı duruşmalar yapılıyor

Ve biz acı gerçeği artık görüp kabul edelim; darılmayalım gücenmeyelim. Dışardakiler içeridekilere sahip çıkamıyor. Birkaç toplantıya katılmakla, birkaç duruşmayı izlemekle, imza toplamakla olmuyor. Hilmioğlu orada sadece Ergenekon davası sanığı değil; AKP’nin bir süredir yürüttüğü üniversiteleri teslim alma operasyonunun simgesi. Bunu böyle görüp Hilmioğlu’na tüm akademisyenlerin tüm bilim dünyasının sahip çıkması gerekiyor. Dünkü toplantıda biraz da bu yüzden aydın özeleştirisi yapıldı.

Yarın her şey için çok geç olacak. Ve hepimiz olanlardan sorumlu olacağız. > Bugün başaramazsak. Yarın olacaklardan biz de sorumlu olacağız!

diyerek…

Toplantıda en anlamlı konuşmalardan birini Doğu Perinçek’in eşi Şule Perinçek yaptı: “Cezaevlerinin kapısının kilidini siyasal anahtar olmadan açamazsınız. Bizler birleşmedikçe, belli asgari müşterekte birleşmedikçe o kapının anahtarını açamayız. 13 Aralık rüzgârı o gün Silivri’de o salona esti.
Anahtarın güç birliği olduğunu gösterdi…”

Siz ne dersiniz?