İSMAİL HAKKI KARADAYI’YA AÇIK MEKTUP

« Sayın Komutanım;

1997’de karargâhınızda yüzbaşıydım.

O yıl sizin imzaladığınız beratla TSK Başarı Madalyası’na layık görüldüm.
Karargâh içinde düzenlenen bayramlaşmalarda birkaç kez elinizi sıktım. (Bir yüzbaşı için Genelkurmay Başkanı ile tokalaşmanın anlamını siviller pek anlayamayabilirler.)

Yaklaşık 10 yıl kaldığım Genelkurmay Karargâhında içten saygı duyarak emrinde çalıştığım komutanlarımdan biri oldunuz.

Size sevgim ve saygım hep sürdü. Ta ki 28 Şubat soruşturmasına kadar.

***

Önce TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu’nda Batı Çalışma Grubu’ndan (BÇG) haberdar olmadığınızı söylediniz.

Hadi yaşı icabı, o an unutmuştur dedik.

Ancak aynı yaklaşımı savcılık karşısında da sergilemeniz, dahası alt rütbedekilerin “yasa dışı oluşumlar içinde olabileceği”ni ima etmeniz size olan sevgimi de saygımı da yerle bir etti.

Sayın Komutanım;

28 Şubat tutuklusu olarak yasadışı kurulduğu ve faaliyet yürüttüğü savcılıkça iddia edilen BÇG’de görev yaptığım suçlamasıyla 9 aydır içerideyim.

Oysa bir tek gün BÇG’ye gitmedim, orada görev yapmadım. (Bunu söylemeye utanıyorum. Çünkü bazıları davadan korkup kaçtığım için inkâr ettiğimi sanacaklar.)

Yine benim gibi BÇG’ye hiç gitmediği, orada hiç görev yapmadığı halde sırf imzasız bir isim listesinde adı geçtiği için aylardır hapis yatan pek çok personeliniz var burada…

***

Buna mukabil BÇG’de görev yapan herkes BÇG’nin emirle kurulan bir birim olduğunu ve yaptığı işleri hiç saklamadan ifadelerinde belirttiler zaten.

Şimdi diyeceğim şu ki, evet BÇG’de çalışmadım ama o dönem BÇG diye bir çalışma grubu olduğunu yüzbaşı rütbemle ben biliyordum da, siz o karargâhın en üstündeki komutan olarak mı bunu bilmiyordunuz?

Söylediğiniz size de komik gelmiyor mu?

Öte yandan “Evraklarda imzam yok!” ya da “Çevik Bir imzalı o evrakları ilk kez görüyorum” şeklindeki sözlerinize inanıyorum, doğrudur. Tabii o sözleriniz siviller üzerinde etkili olabilir, fakat –kusura bakmayın– Genelkurmay’daki emir komuta akışını, bir emrin oluşturulma, çıkarılma ve yayımlanması sürecini bilen bir asker olarak o sözler benim için pek bir anlam ifade etmiyor.

Neyse, zaten hayırlısıyla mahkemede neyin ne olduğu hep belgeleriyle ve tanıklarıyla açığa çıkacak.

***

Son birkaç yıldır H.ÖZKÖK, A.YALMAN, Y.BÜYÜKANIT Paşalarım başta olmak üzere bazı “büyük komutanlar” TSK personelini büyük hayal kırıklığına uğrattılar. Onlar sayesinde TSK için “kâğıttan kaplan” benzetmeleri yapıldı, bazı siyasilere alay malzemesi olundu.

Bu yüzdendir ki şimdi her yerde adı geçen komutanların – örneğin orduevlerine gidemedikleri, emir komuta ettikleri astlarının arasına çıkamadıkları; zira onları görenlerin ya arkalarını döndükleri ya da ortamı terk edip dışarı çıktıkları biliniyor.

Bir komutan için ne acı bir durum!…

İşte asıl ceza bu değil midir?

Tarihe böyle anılarak geçmek ne kötü!…

Bunları yazmakla sizi üzdüğümü biliyorum. Ve bu yüzden ben sizden daha üzgünüm komutanım! Lakin “Artık Benim Bir Davam Var!” adlı şiirimde şunu belirtmiştim ki;

‘Artık benim yan çizenlerle davam var!’

Arz ederim. »

06.01.2013
Alican TÜRK
E. Öğ.Kd.Alb.
1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi
A-2/5 Sincan/ANKARA

Adaletsizlik duygusu, adaletsizliği yenmeye yetmez.

FRANÇOİS MİTTERAND

«G» NOKTASI

TBMM’de haftanın beş gününe yayılıp TOKİ hızında bitirilmesi hedeflenen yeni Anayasa’nın komisyon çalışmaları; bana Kontantinopolis Ruhban Meclisi’nin « Meleklerin cinsiyetini tespit komisyonu» çalışmalarını anımsatıyor.

1453’te Bizans İmparatorluğu’ndan arta kalan başkent Konstantinopolis, sadece 25 bin nüfusun barınıp 7700 Rum ve Ceneviz askerinin koruduğu surları Fatih Sultan Mehmet’in 150 bin kişilik kara ordusu ile koca Osmanlı donanması tarafından kuşatılmış, top ateşine tutulurken… Salt Bizans’a değil, Ortodoks alemine hükmeden ruhban takımı, meleklerin cinsiyeti var mıdır, çıplak melek tasvirlerinde apış arası nasıl resmedilmelidir sorunsalını tartışıyorlardı.

2013’te Türkiye’de yargı, çifte kuşatma altında. Bir yandan ÖYM’lerin hepsini kaldırmayan ya da kaldıramayan AKP hükümetinin ablukası, diğer yandan sahte kanıtlarla hukuku darmadağın eden F tipi yargı mekanizması, binlerce insanın yaşamını karartır ve toplumda devlete güven diye bir duygu bırakmazken… Hukukçu milletvekilleri yeni bir anayasanın cibilliyetini tartışıyor, mesailerinin tamamını tasvirine harcıyorlar.

Balyoz davasında sahte kanıtlarla verilen yüzlerce yıllık mahkumiyetleri ve Ergenekon davalarında tarihte benzeri görülmemiş bir hak ve hukuk katliamını önlemeyen bir iktidar ve olan hukuku savunamayan bir muhalefet, hangi yüzle yeni Anayasa yapar?

Yeni Anayasa mı adalet dağıtacak? Yoksa adalet dağıtanlar mı bir Anayasa daha eskitecekler?