ÜÇ ŞERDEN BİR HAYIR ÇIKTI

Balyoz davasında sanıklara ceza verilmesi kararının 1435 sayfalık gerekçesi tartışmaları daha da alevlendirdi. Karardan basına yansıyan Genelkurmay’ın Balyoz delillerinin aslının ellerinde olduğunu kabul ettiği iddiası nedeniyle Genelkurmay ve İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ni açıklama yapmak zorunda bıraktı. Aslında kavganın iki sorumlusu var: mahkeme ve kararı doğru okumayan basın.

Gerekçeli kararın henüz açıklandığı anlarda basına “Davadaki belgelerin, Genelkurmay başkanlığı tarafından askeri birimlerde asıllarının bulunduğunun belirtilmesiyle, sanıkların aksi yöndeki savunmalarını bertaraf ederek, mahkemede tam bir kanaat oluşmuştur" ifadeleri yansıdı. Bu ifadeler davada sanıkların aleyhinde haber yapan hükümet ve cemaat medyası tarafından “suçlama konusu olan Balyoz, Oraj ve Suga planların Genelkurmay tarafından kabulü” olarak yorumlandı. Sanıklar ve avukatları buna tepki göstererek mahkeme boyunca böyle bir kabulün yaşanmadığını söylediler.

Genelkurmay Başkanlığı ise yaptığı açıklamayla basına yansıyan bu iddiayı yalanladı. Genelkurmay Başkanlığı açıklamasında “Davanın soruşturma aşamasında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine, Genelkurmay Başkanlığının 22 Şubat 2010 tarihli yazısı ile, 1’nci Ordu Komutanlığında yapılan Plan Seminerinin ‘Balyoz Güvenlik Harekat Planı’ adlı bir bölümünün veya ekinin mevcut olmadığı; ayrıca, ‘Oraj’ ve ‘Suga’ isimli eylem planlarının ise bulunmadığı bildirilmiştir” ifadelerine ek olarak “Mahkemenin gerekçeli kararında ise; ‘Gölcük Donanma Komutanlığı ve Eskişehir’de sanık Hakan Büyük’te ele geçirilen dijitallerde bulunan taranmış belgelerin asıllarının ilgili birliklerde mevcut olduğu, Genelkurmay Başkanlığınca Mahkememize bildirilmiştir.’ ibaresine yer verilmiştir. Bu ibareden yola çıkılarak, dava konusu tüm delillerin asıllarının bulunduğu ve Genelkurmay Başkanlığınca Mahkemeye gönderildiği şeklinde basında yer alan iddialar asılsızdır” deniliyordu. Kısacası Genelkurmay Başkanlığı mahkeme kararını basının yanlış yorumladığını söyleyerek mahkemeden çok basını eleştiriyordu.

Peki bu kriz neden yaşandı?

KARAR YANLIŞ AKTARILDI

Kriz gerekçeli kararın 967. Sayfasındaki ifadelerden kaynaklanıyor. Basının kararın açıklandığı ilk anda aktardığı bölüm bu sayfanın son paragrafı. Bu paragrafın orjinali basının aktardığı gibi değil. Orijinal hali şöyle: “Teslim edilen yazılı belgeler ile asıllarının Genelkurmay Başkanlığı tarafından askeri birimlerde asılları bulunduğu belirtilen, taranmış belgelerin dijitaller içerisinde yer alması, delillerin doğruluğu konusunda sanıkların aksi yöndeki savunmalarını bertaraf ederek, mahkemede tam bir kanaat oluşturmuştur”.

Görüldüğü gibi kararda yazanla basına yansıyanlar arasında bir farklılık var.

Peki mahkemenin kararında “teslim edilen” diyerek kastettiği ne? Aynı sayfada bu şöyle açıklanıyor: “Gazeteci Mehmet Baransu’nun teslim ettiği 2229 adet yazılı belgeler ile dijitaller içerisinde mevcut taranmış belgeler”
Basın bu ayrıntıya dikkat etmeden söz konusu ifadeleri Balyoz, Suga, Oraj gibi planları Genelkurmay’ın doğruladığı şeklinde haberleştirdi.

Ancak meselenin aslı şöyle: Taraf muhabiri Baransu, Savcılığa üç tip belge teslim etti. İlki mahkeme kararında yazdığı gibi “yazılı belgeler”. Bu belgelerin gerçekliğini sanıklar, savcılık ve TSK kabul ediyor. Zira bunlar TSK’dan çalınan resmi belgeler. İkinci olarak mahkemenin söylediği “dijitaller içerisindeki taranmış belgeler”. Bunların gerçekliğini de herkes kabul ediyor.

Bunlar da TSK’dan çalınan belgelerin taranmış hallerini içeriyor. Tartışma üçüncü tip belgede ortaya çıkıyor. Baransu’nun savcıya teslim ettiği üçüncü belge Balyoz, Oraj, Suga gibi darbe planları ve ekleri. Bu belgelerin özelliği diğerlerinden farklı olarak word ve excell dökümanı olması ve herhangi bir imza içermemesi. Sanıklar, avukatları ve son açıklamasıyla Genelkurmay bu belgelerin TSK’ya ait olmadığını söylüyorlar. Bu darbe planlarının, TSK’dan çalınan gerçek belgeler üzerinden hazırlanmış sahte belgeler olduğunu ve sanıklara komplo amacıyla hazırlandığını ifade ediyorlar. Mahkeme ise gerekçeli kararında Genelkurmay’ın ilk iki tip belgeyi kabul ettiği bilgisini verirken, üçüncüye ilişkin bir açıklama yapmıyor. Mahkeme, Genelkurmay’ın ve sanıkların kabul ettiği gerçek belgelerin yarattığı kanaatle üçüncü tip belgenin de doğru olduğu sonucuna varıyor.

HATA ÖNCE MAHKEME SONRA BASINDA

Mahkemenin kendini ifade ederken açık olmaması, sanıkların aleyhinde kanaat oluşturan bir dil kullanması nedeniyle bu ayrıntılar okuyanlar tarafından anlaşılamıyor. Davaya vakıf olmayan basın ve kamuoyu ise metindeki bir paragrafı hem yanlış aktarıyor hem de yanlış yorumluyor.

Akşam gazetesi adliye muhabiri Seda Kılıç, gerekçeli kararın ilk dakikalarda nasıl dışarıya ulaştırdıklarını dün şöyle aktardı: “Bir örnek alıp fotokopi çektirdik. Muhabirler fotokopi çekilirken bile kararı okuyup son dakika cümlelerini vermeye başladılar. Sayfalar sırasıyla fotokopi makinesine koyulurken boşta olan kağıtlardan okuyup son dakikalık detaylar aktarıyorduk.”

Kısacası kamuoyunda yaratılan kafa karışıklığının ilk sorumlusu kararı sanıklar aleyhinde bile doğru ifade edemeyen mahkeme. İkinci sorumlu habercilik refleksiyle karardaki ifadeyi eksik ve yanlış aktaran muhabirler.

Üçüncü sorumlu ise davanın kamuoyunda doğal savcılığına soyunanlar.

Ancak bu karamsar tablodan ortaya çıkan tek bir gerçek var: Genelkurmay arşivinde davanın esasını oluşturan herhangi bir darbe belgesi yok.