DEVLET İSTEMEZSE OLAY ÇIKMAZ

Paris’te katledilen PKK kurucusu Sakine Cansız ile Fidan Doğan ve Leyla Söylemez’in cenaze törenleri, bir halkın acılı gününden çok, “Barış Sınavı” için işaret fişeğine dönüştürüldü.

En çok da şu görüş(!) ifade ediliyor:

-Cenazeler istismar edilmesin!

Peki, ne yapılsın?

Çok fazla üzülmeyin!

Cenaze törenlerinde katliamı protesto etmeyin!

Slogan atmayın, tepkili olmayın, uslu durun…

Oldu olacak “katillere saygısızlık yapılmasın” da deyin bari… Beklentilerin tümü Kürtlere yönelik… Hiç kimse çıkıp demiyor ki, “devlet istemezse olay çıkmaz!”

Kürtlere, cenazelerinde ne yapmaları gerektiği gazete manşetlerinden, televizyon ekranlarından anlatılıyor. Eğer gerçekten Türkiye için iyi şeyler istiyorsanız, önce ölüm hallerinde yapılan son derece basit bir adabı yerine getirin:

Baş sağlığı dileyin!

Sonra da sükûnet için devlete dönün ve deyin ki:

-Güvenlik güçlerini zapt edin! İnsanların acılarına saygı göstersinler, tahrik etmesinler.

Büyük toplumsal olayları yerinde izlemiş, sayısız gösterinin nasıl sorunsuz bitebileceğine veya çığırından çıkabileceğini yaşarak gören deneyimli gazeteciler biliyorlar ki, eğer güvenlik birimleri “makul” davranırlarsa hiçbir gösteride büyük olay çıkmaz. Taşkınlık yapanlar olabilir. Onlara bakarak büyük çoğunluk taciz edilmezse, Türkiye cenaze sınavından geçebilir.

Bunun için yapılacak olan şey gayet kolaydır:

-Kürtlerin cenazelerine saygı gösterin!

Bir devlet böyle yönetildi

Mehmet Bican Ankaralı gazeteciler arasında haklı bir şöhrete sahip, deneyimli bir gazetecidir. Yıllarca değişik gazete ve dergilerde çalıştı. TRT ve Anadolu Ajansı döneminden sonra 1991’da Başbakanlık Basın Müşaviri oldu.

2005’e kadar da aynı pozisyonda kaldı. Görüp, bildikleri ve tanıklıkları çok değerlidir.

Bican bunların bir bölümünü yakın tarihi aydınlatacak anı kitaplarında topladı. Geçen yıl yayınladı “28 Şubat’ta Devrilmek” ve ardından 2013 Ocak’ta piyasaya çıkan “Terörle Sınanmak” adlı kitaplarında “Büyük” Türkiye
Cumhuriyeti’nin nasıl yönetildiği konusunda evlere şenlik olaylar aktarıyor.

Yıl 1995 aylardan Şubat… Başbakan Tansu Çiller ve eşi Özer Bey! Aylık enflasyon oranları açıklanacak. Rekor bir düzeye ulaşılmış. Özer Bey bu haberin gazetelerde ve televizyonlardaki etkisini azaltmak için Mehmet Bican’dan minik bir ricada bulunuyor:

-TRT Genel Müdürünü arayalım, açıklamanın yapılacağı gün herkesi ekran başına toplayacak bir film bulup onu göstersinler. Mesela Ateşten Gömlek gibi filan…

Sonra da Cen Ajans’tan gündem oluşturacak PR önerileri isteniyor. Ajans yöneticilerinden Ali Atasagun’dan bir faks geliyor. “4 Şubat 1995 günü gündem değişikliği yapabilecek öneriler” başlığıyla şunlar sıralanıyor:

*Alaattin Çakıcı’nın, Mehmet Ağar veya Necdet Menzir tarafından Türkiye’ye getirilmesi…

*Semra ve Zeynep Özal’ın iki günlüğüne gözaltına alınması!

*Hafız Esad, Kaddafi, Arafat gibi Ortadoğu liderlerinden birinin telefonla davet edilip o gün Türkiye’yi ziyaret etmesi…

*Yeltsin’e ani bir ziyaret sağlanması..

*Başbakanın (T. Çiller) aniden Amerikan Hastanesinde “check-up” yaptırması.

*Cuma akşamı Genelkurmay başkanı ile yapılması, ertesi gün birlikte Diyarbakır’a gidilmesi…

Ne güzel memleket değil mi?

Her şey yalanlar üzerine inşa edilecek, halkın gözü başka tarafa çevirmesi sağlanacak, sonra iktidar koltuğunda yan gelip yatılacak. Tabii bunun bir de nema boyutu olacak. Yoksa iktidarın ne önemi var ki?

Türkiye Cumhuriyeti işte böyle yönetilmiş…