HÜSEYİN AYGÜN SORUNU

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu dün sona eren Çin gezisinden dönüşünde bekleyen konuların başında “Hüseyin Aygün sorunu” bulunuyor.

Hüseyin Aygün her söylemi ve eylemiyle CHP’nin kimliğinin ve yapısının sorgulanmasına yol açacak kadar önemli bir sorun haline gelmiş bulunmakta.

Son olarak da, konferans için gittiği Paris’te Sakine Cansız’ın yakınlarına taziye ziyaretinde bulunması tepkilere neden olmuştu. Olay kendisine intikal edince CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu konuyu yurda dönüşünde ele alacağını söylemişti.

Geçen gün bir tv. programında bu konuyla ilgili soruyla karşılaştığımda, taziye ziyaretinden çok daha vahim bir olay ile karşı karşıya olduğumuzu ve asıl o konunun üzerinde durulması gerektiğini, yoksa kendi seçim bölgesinden tanıdığı bir kişinin ölümü üzerine yakınlarını ziyaret etmenin insani çerçeve içinde ele alınıp, değerlendirilebileceğini belirttim.

Benim üzerinde durmak istediğim, Hüseyin Aygün’ün Didu Sotiri’nin “Benden Selam Söyleyin Anadolu’ya” adlı kitabını okuduktan sonra, Ege’de Yunanlılar’a etnik temizlik yapıldığını söylemesidir.

***

Konu aynı zamanda yazar olan CHP iki eski milletvekilleri Onur Öymen ve Kemal Anadol ile birlikte, değerli gazeteci yazar Melih Aşık tarafından da dile getirildi.

“Büyük Ayrılık” adlı yapıtında, mübadillerin öyküsünü anlatan Kemal Anadol’un da belirttiği gibi, Sotiriyu’nun 1988 Abdi İpekçi Barış Ödülünü almış olan kitabından hiç de Hüseyin Aygün’ün çıkardığı sonuç çıkmamaktadır.

Anadol ile aynı görüşü paylaşan, CHP Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz ise daha açık ve net konuşuyor:

-Hüseyin Aygün Ege’de yaşanan Yunan zulmüne ve işgalcilere karşı verilen ulusal kurtuluş mücadelesine etnik temizlik diyorsa CHP’de yeri yok.

Doğrusu bu söze karşı Hüseyin Aygün’ün ve de onun vereceği yanıta göre, diğer CHPlilerin ciddi ciddi düşünmeleri gerekmektedir.

Bir demokraside her konunun tartışılması olağandır. Hüseyin Aygün Bey de, tarihimizin her aşaması hakkında görüş bildirmekte özgürdür.

Ve Türkiye’nin bütün demokratları da, eğer gerçekten demokrat iseler, Hüseyin Aygün’ün bu özgürlüğünü savunmak zorundadırlar.

***

Demokrasi her görüşün, her çıkarın kendisini özgürce ifade edip savunacağı kurumlara sahip toplumlarda tomurcuklanıp, yaşayabilir.

Ama bu her kurumdan, her düşüncenin savunulmasını istemeyi haklı kılmaz.

Mesela sosyalist bir partide, sermayenin emeğe üstünlüğünün, liberal bir partide devletin ekonomiye müdahalesinin savunulmasını beklemek, TUSİAD Başkanının grev gözcülüğü yaparak lokavt hakkına karşı çıkmasını istemek abes olur.

Demokrasi her çıkarın, her fikrin kendini özgürce ifade edeceği, şiddete başvurmadan kendini savunacağı, mücadelesini vereceği kurumları içinde barındırırsa vardır.

Ama her şeyin, her yerde söylenmesini beklemek, ne demokrasidir ne de özgürlük.

Cemaatçi gazetede, laiklik savunulursa, bundan ne laiklik kazançlı çıkar, ne demokrasi!

Demokrat toplumda gerçek bir sosyalist liberal partiye gidip de, devletin sosyal adaletsizlikle mücadele için ekonomiye müdahale etmesi gerektiğini söylerse, ona küfretmezler yalnızca şu yanıtı verirler:

-Yanlış adrese geldiniz efendim. Bu görüşlerinizi savunma yeri şu karşıdaki partidir.

Hüseyin Aygün için de durum aynıdır.

Hüseyin Bey, Kurtuluş Savaşı konusunda ne düşündüğünü söylemelidir.

CHP de bu olayı çözmelidir. Çünkü olay artık Hüseyin Aygün sorunu olmaktan çıkıp, CHP sorununa dönüşmüştür.