BİLGİSAYARI OLMAYAN REDHACK

Yaş ortalamaları 25’ti. İzmir’den Diyarbakır’a, Hatay’dan Rize’ye kadar Türkiye’nin dört bir yanında yaşıyorlardı. On kişiydiler. Kimi Facebook’ta haber paylaştı, kimi
paylaşılan haberi beğendi, kiminin ise bilgisayarı dahi yoktu hiçbir şey yapmadı. Birbirlerini tanımıyorlardı ama bir ihbar maili onları buluşturdu. O buluşmayla birlikte
‘polis’, ‘arama’, ‘gözaltı’, ‘savcı’, ‘özel yetkili’, ‘tutuklama’ ve nihayetinde ‘cezaevi’ kavramları hayatlarına girdi. Artık terör zanlısıydılar. Cezaevinde geçen yaklaşık 9
ayın sonunda ise tüm tutuklu sanıklar serbest kaldı. Peki ama neydi bu RedHack davası? 




Her şey RedHack (Kızıl Hackerlar) adlı grubun 26 Şubat 2012 tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün veritabanına sızıp, elde ettikleri çeşitli iç yazışmaları ve ihbar tutanaklarını kamuoyuna açıklamasıyla başladı. Emniyet’in bu verileri sakladığı sisteme giriş şifrelerinden birinin “123456” olduğu da, yine RedHack tarafından duyuruldu. 

Sistemlerine sızıldığını RedHack’ten öğrenen Ankara Emniyet Müdürlüğü Bilgi İşlem Bürosu personeli, yapılan saldırının boyutunu araştırmak için sunucularının olduğu binaya aynı gün saat 22.00’da gitti. Yapılan “hasar dökümü” dört polisin altına imza attığı 5 sayfalık bir rapora dönüştürüldü; 27 Şubat’ta Kaçakçılık ve Organize Suçlarla (KOM) Şube Müdürlüğü’ne gönderildi. 

Tarih: 5 Mart 2012.
Terörle Mücadele Şubesi’nden üç polis “Araştırma, Değerlendirme ve Tespit Tutanağı” adı altında 22 sayfalık bir rapor hazırladı. “Adli bir tahikata esas olması için” yapıldığı belirtilen bu rapora göre; RedHack bir terör örgütüydü. Böylesine kritik bir tespit ise raporun son sayfasında iki kez vurgulandığı gibi; “internet araştırmasıyla” ortaya çıkarıldı. Polisler RedHack’in internetteki sayfalarına girmiş, “tüzüklerini” incelemiş, Facebook sayfalarında hangi “teröristlerin” fotoğraflarının yayınladığının notlarını tutmuş, bunları kopyalayıp aynen yapıştırmış ve sonunda nurtopu gibi yeni bir terör örgütü bulmuştu.



İhbar mail’lerindeki tuhaflıklar



Bu raporun imzalanmasından bir gün sonra… 
“Şansa” bakın ki; polislerin bir gün önceki “adli tahkikat” önerisini duymuş gibi; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na bir ihbar maili ulaştı. “BYCHAOS BYCHAOS” rumuzuyla gönderilen mailde; ihbarcı “RedHack’te zamanında yöneticilik yaptığını” iddia ediyordu. “Size bazı bilgiler vermek istiyorum” diyen ihbarcı RedHack üyesi ve yöneticisi olduğunu söylediği isimleri; mail adreslerine, Facebook sayfalarına, hatta telefonlarına kadar bildirdi. Aynı ihbar maili 7 Mart’ta Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne de ulaştı. 

Artık yol açılmıştı; 4 ayrı ihbar maili daha Emniyet’e postalandı. Farklı farklı rumuzlarla gönderilen bu maillerde; birçok kişinin ismi, oldukça “istihbari” bilgiler eşliğinde geçiyordu. Örneğin 15 Mart tarihli bir ihbar mailinde; “RedHack üyesi” diye ihbar edilen bir genç kız için “Mersedese biner” diye yazılıydı. Sonradan öğrenilecekti ki; evet ortada bir Mercedes vardı. Ama o araba, aslında genç kızın değil babasının arabasıydı. Hatta “Mersedese biner” denen genç kızın ehliyeti dahi yoktu. Bu nedenle Mercedes’e de binmiyordu. Sadece üzerinde kayıtlı olan ama babasının kullandığı bir araba bahis konusuydu. Yani ortada; ihbar ettiği kişinin adına kayıtlı bir arabanın, plakasına kadar bilgisine sahip nitelikte bir ihbarcı profili vardı. 

Oldukça samimi bir yazım üslubu barındıran ihbar maillerinde ilginç bir ayrıntı da göze çarpıyordu. Buna göre ihbarcılar, RedHack üyesi olduğunu söylediği isimlerin bazılarının soyadlarını büyük harfle yazmıştı. “KARAGENÇ”, “PINAROĞLU”, “YASAK”, “YILDIZ”, “DEMİRKIRAN” gibi… Bu, polisin de uyduğu ve adli işlemlerde uygulanan bir kuraldı. Bir ihbarcı, böylesi bir özel kuralı bilir miydi? Samimi ve imla / yazım hatalarıyla dolu maillerde, nereden çıkıyordu bu titizlik? 



Şüpheliler nasıl seçildi?

“Yardımsever” ve oldukça “bilgili” ihbarcıların mailleri soruşturmaya yön verdi. Öyle ya; Ankara Emniyeti’nin altyapısına sızan RedHack’in iddia olunan üyeleri isim isim savcının ve polisin elindeydi. Geriye sadece operasyon kalmıştı. Yapılacaktı ama önce küçük bir pürüz vardı. 

Ankara’da RedHack ile ilgili iki ayrı soruşturma yürütülüyordu. Biri Bilişim Suçları Bürosu, diğeri özel yetkili savcılık tarafından. Çift başlılık olmazdı. Bilişim Suçlarını soruşturan savcı 13 Mart tarihinde, “Kızıl Hackerlar – Redhack isimli yapılanmanın suç örgütü olduğunu, amacının devrimci örgütlere olanak yaratacak projeler üretmek, bu konuda projelerde aktif rol oynamak olduğunu” belirterek, kendi dosyasını da özel yetkili savcılığa gönderdi. Öyle ya, “terör suçuydu” soruşturulan. 

Pürüz atlatıldı, operasyon düğmesine basıldı. 17 Mart sabahı ihbar mailinde ismi geçen gençlerin “bazılarının” evleri basıldı. “Bazılarının” diyoruz çünkü her nedense; 5 ayrı ihbar mailinde geçen toplam 24 isimden 8’i hakkında hiçbir işlem yapılmadı. O 8 kişinin ismi ne iddianamede ne de ek klasörlerde geçti. Aynı ihbar maillerindeki diğer 16 kişi nasıl seçildi, bunun yanıtı yoktu. 



Bilgisayarı bile olmayan sanık



Soruşturma kapsamında gözaltılar yapılınca, RedHack hemen bir açıklama yaptı. Gözaltına alınan kişilerin masum olduğunu söyleyen RedHack, “Biz buradayız, bırakın onları… RedHack diye topladığınız hiçkimsenin bizle alakası yok” diyordu. Diyordu ama, o gençler için zorlu ve bir o kadar da absürt bir süreç çoktan başlamıştı. 20 Mart tarihinde yedi genç tutuklandı ve cezaevine gönderildi. 

Tutuklanan gençlerin tamamı RedHack üyesi olmadıklarını söylüyor ve Ankara Emniyeti’nin sitesine saldırı yapmadıklarını belirtiyordu. Aslında yanıtı aranması gereken soru çok basitti: Ankara Emniyeti’nin altyapısına giren bilgisayar kayıtlarıyla bu gençlerin kullandığı bilgisayarlar örtüşüyor muydu? Bu sorunun yanıtını merak eden yoktu, sarsılan prestijin hesabının sorulması gerekiyordu. Öyle ki; geçtik interneti, bilgisayarı dahi olmayan 20 yaşındaki Devrim Ali Avcu da tutuklanacaktı. Evinden “suç delili” diye el konulan 8 CD’den 6’sının “Play Station” oyun CD’si olduğunu ısrarla anlatması bir anlam ifade etmiyordu. 

Tutuklanan gençlerden dördü, Ağustos ayında tahliye edildi. Tahliye gerekçeleri "gelinen bu safhada delillerin önemli ölçüde toplanması ve tutuklu kaldığı süreler” olarak gösterildi. Peki ama haklarında aynı suçlama yapılan diğer üç tutuklu genç niye tahliye edilmedi? Onların tahliye taleplerinin red gerekçeleri arasında da “delillerin toplanmamış olması” yazılıydı. Deliller önemli ölçüde toplanmış mıydı, yoksa toplanmamış mıydı? Bu sorunun yanıtı da belirsizdi; aynı dosya hakkında, aynı suçlamalarla iki ayrı mahkeme kararı vardı. Diğer üç sanık, yani Alaittin Karagenç, Uğur Cihan Okutulmuş ve Duygu Kerimoğlu özgürlüklerine 26 Kasım’da yapılan ilk duruşmada, tutukluluklarının dokuzuncu ayında kavuşacaktı.

10 Maddede REDHACK İddianamesi

  1. İddianame “sol düşmanı” diye özetlenebilecek bir üslupla kaleme alınmış. Örneğin; “terör örgütü kurucusu Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan” benzeri ifadelerle çok sık karşılaşıyorsunuz. 58 sayfalık iddianameye göre; “RedHack bir örgüt” ve sanık sandalyesindeki RedHack üyesi olduğu iddia edilen kişiler “THKP/C (Acilciler), TKP/ML, DHKP/C, MLKP, PKK gibi Marksist-Leninist-Maoist Sol ve Bölücü terör örgütlerine mensup olmasalar dahi o örgütler adına suç işlemişler.”


  2. Davada sanık sayısı 10. Ve hepsinin 21,5 yıla kadar hapsi isteniyor. 


  3. İddianamede sanıkların kimlik bilgilerinin sonunda tamamı için “Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmamakla Birlikte Örgüt Adına Suç İşlemek” suçlaması yapılıyor. Ancak ilginç bir şekilde; sanık Devrim Ali Avcu’nun kimlik bilgisinin hemen altında hakkındaki suçlamalar ayrı olarak belirtilmiş. Avukatların “özensizlik” diye nitelediği bu duruma göre; Devrim Ali Avcu için ayrıca “silahlı terör örgütüne üyelik” suçlaması da yapılıyor. 


  4. İddianamede tüm sanıklar için sayılan “adına suç işledikleri iddia olunan terör örgütlerinden”, hangi sanığın hangi örgüt adına suç işlediği yazmıyor. 


  5. Çoğunluğunun RedHack’le irtibatı Facebook’ta RedHack’in haberlerini “beğenmeleri”, “paylaşmaları” ve Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Yılmaz Güney gibi isimlerin fotoğraflarını profil sayfalarında yayınlamaları üzerine kurulmuş durumda.
    

6. Sanıklardan Alaittin Karagenç ve Uğur Cihan Okutulmuş, “MaNYaK” rumuzlu RedHack’in kurucusuyla internet üzerinden sohbet etmiş. İki sanık da bunu baştan beri kabul ediyor ama RedHack üyesi olmadıklarını söylüyorlar.
    

7. Davanın tek müştekisi Denizli Vergi Dairesi Başkanlığı. Bunun nedeni RedHack’in Mayıs ayında vergi dairesinin resmi internet sitesini de hacklediği iddiası.
    

8. RedHack’in sızdırdığı veriler arasında bazı milletvekillerinin pasaport ve silah ruhsatı başvurusu bilgileri de var. İddianamede bu milletvekilleri sayılırken, iktidar partisindekiler için “AK Parti Milletvekili” yerine “AKP Milletvekili” ifadesi tercih edilmiş.
    

9. Hakkında yakalama kararı bulunan 28 yaşındaki Reşit Pınaroğlu, ilk duruşmaya günler kala İstanbul’da gözaltına alındı. İfadesi alındıktan sonra o da tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.
  6. Davaya bakan Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi, dosyanın bilirkişiye gönderilmesini 9 ayın sonunda karar verdi. Yani sanıkların bilgisayarlarıyla, Ankara Emniyet Müdürlüğü sistemine yapılan siber saldırı arasında bağ olup olmadığı araştırılacak. Davanın yeni duruşması 25 Şubat 2013 tarihinde görülecek.

REDHACK ne diyor, işte açıklamaları:

-RedHack davasında gözaltına alınan, tutuklu, tutuksuz yargılanan hiç kimse RedHack üyesi değil. Bunu açıkça, bizlere ifade fırsatı veren tüm platformlarda dile getirmemize rağmen ısrarla "madem yazışma yapmış, iletişim kurmuş RedHack üyesidir" denilmekte. Diğer yandan tutuklu gençlere yöneltilen ikinci suçlama yaptıkları alıntılar. “Redhack üzerinden alıntı yaptıkları için bu şahıslar Redhack üyesidir” bakış açısı son derece gülünçtür. Kendi dünya görüşleri çerçevesinde hükümet üyelerinin yaptıkları paylaşımların içeriğinde Peygamber sözleri olması (hadis-i şerif) kendilerini nasıl Sahabe yapmıyorsa, bu gençlerin yaptıkları paylaşımlar da onları RedHack’li yapmaz. Bu bakış açısıyla bugün tiran, diktatör, gaddar sıfatıyla anılan devlet başkanları ile geçmişte görüşme yapan, hediye alışverişine girmiş olanlar da dikatör, terörist, gaddar vs. dir.

- Savcının düşmanca tavrı öylesine kör etmiş ki kendisini; utanmasa “Mahir Çayan ‘ı hanginiz saklıyor” diye soracak. Bizler bu uydurma delillerle yapılan yargılamalara her bir torbada itiraz ettik. Torba diyoruz çünkü uzun tutukluluklara ,kamuoyunu kendi tarafına çekmeye , dezonfarmatif bilgi yaymaya ve masumların hayatlarını karartmaya son derece elverişli bir ortam söz konusu her bir torbada. Elimizde Balyoz, Odatv, Ergenekon, KCK gibi göz önünde olan "torbalar" olduğu gibi başka torbalara konularak sürdürülen adalet garabeti pek çok torba var. RedHack davası da bunlara ilave olundu.