DIŞARDA SEBİL, İÇERDE KERBELA

Uluslararası ölçülerde değer ve çapını kanıtlamış ender Türk gazetecilerden, sevgili dostum Sinan Fişek’ten 2001 yılında dinleyip yazdığım bir Etiyopya tarihçesi vardır ki, ne ben unutabilirim, ne de okuyanlar:

Ünlü mucit ve sanayici George Westinghouse’un zaten kendi adını taşıyan şirketi, dünyada ilk kez elektrikli iskemle tasarımıyla idam piyasasında yeni bir çığır açtığında; Etiyopya olmadan önce Habeşistan diye anılan ülkede İmparator Menelik hüküm sürüyordu.

Menelik’in mülkünde durum çok karışık ve çokça idam gerekiyordu.

İmparator, Westinghouse’un yepyeni infaz icadını duymuştu. İdamlıklar iskemlenin üstüne oturunca sarsıla sarsıla ölüyor, kan görülmüyordu. Amerika’ya hemen iki elektrikli iskemle sipariş etti, Menelik.

Sipariş iskemleler, heyula gibi geldi ABD’den. Menelik ve saray erkanı, infaz iskemlelerinin görünüşünden çok etkilenmişlerdi.

Artık nasıl çalıştırmaya kalktılar, üstüne kimi oturttular da ölmedi bilmiyorum, ama sonunda Menelik ve adamları, iskemlenin durup dururken infaz yapmadığını anladılar.

İskemlenin çalışması için elektrik gerekiyordu. Oysa Habeşistan’da henüz elektrik yoktu…

***

Bu arada, iskemlelere dünya kadar para ödenmişti. İmparator Menelik, adamlarına emir verdi: İskemlelerden biri derhal Westinghouse’a geri gönderilecek, ikincisini ise kendisi… Taht olarak kullanacaktı.

Ve krallar kralı Haile Selasiye’ye kadar, hatta bir süre daha Habeşistan İmparatorluğu’nun iktidar tahtı bir elektrikli iskemleydi, sevgili okurlar!

Kanlı iç çatışmalar sonucu Haile Selasiye’nin yetkilerini elinden alıp iktidara gelen Marksist Leninist Yüzbaşı Mariam Mengistu ; Haile Selasiye’nin ailesindeki tüm erkek bireyleri öldürttü, kalabalık haremini de sarayın yedi kat dibindeki zindanlara tıktı.

Ancak bununla da yetinmedi ve yetkileri elinden alındıktan bir yıl sonra, 1975’te ölen (ya da boğularak öldürülen) krallar kralı Haile Selasiye’nin cenazesini; bir daha dirilmeyeceğinden emin olmak ister gibi, saraydaki bürosunun tabanına, çalışma masasının altına gömdürdü!

Ve ülkenin Marksist Leninist diktatörü Mariam Mengistu, 1991 yılına kadar bir mezarın üstünden yönetti Etiyopya’yı!

***

Bir cahil despottan ötekine, adı değişip kaderi değişmeyen Etiyopya’nın halkı, öylesine yoksul ve zırcahil bırakılmış ki, susuzluktan kırılıyor, ama su kuyusu bile açmayı bilemiyor, sayın seyirciler.

Günümüz Etiyopya’sının velinimeti, zaten tüm Müslüman Afrika’nın hamisi Türkiye’nin camiler, medreseler, tabii ki AVM’ler inşa ettiği bu ülkede, İslami yardım dernekleri de su kuyuları açıyor. Etiyopya’yı sulamaya yeter mi, bilmiyoruz ama ehl-i müslim Türkler tarafından açılan kuyu sayısı 100’ü geçti. Demek ki Etiyopya’nın altında su var da, zavallı Etiyopya’lıların çıkarmaya mecali yok.

Velinimeti Türkiye ise sadece su değil, suyun suyunu çıkarmayı bilen, yeraltı sularını satmaya hazırlanan, modern ve uygar bir ülke. Despotluğu bile çağdaş normlara uygun nitelikte.

***

TOKİ Silivri’de sadece AVM’si eksik bir Zindan Rezidans kurdu. AKP hükümeti öyle benimsedi ki tutukevinden mahkemeye iki, mahkemeden cezaevine iki adım mesafedeki işletmeye infaz yerleşkesi demedi. Sesini çıkarmaya kalkanların okuyacağı “hayat üniversitesi” modeli olduğunu göstermek üzere, “kampüs” dedi!

Oysa Kerbela, kampüsten daha uygun düşerdi. Çünkü Silivri’deki mahkumlara günde 5 taksitte toplam 9 saat soğuk su, haftada üç gün de ikişer saat sıcak su veriliyor.

Zaten Mariam Mengistu gibi Marksist Leninist despot adayları da daha kuluçkada ya da kafasındaki benden tespit ve imha ediliyor Türkiye’de…

Şimdilik tek eksiğimiz, tercihen elektriksiz bir taht. O da çok uzak bir hayal değil.

Son dileğim, infaz edildiğim gün çok seyircimin olup beni nefret çığlıklarıyla uğurlamalarıdır.
ALBERT CAMUS (“Yabancı” başlıklı romanın son tümcesi)

“G” NOKTASI

Ankara’daki ABD Büyükelçiliği’ne yaptığı saldırıda ölen canlı bombanın, kafasındaki “ben”den saptanıp ilan edilen kimliğine inanmıyorum.

DNA testi hangi sonucu verirse versin, test sonucunun gerçek saldırgana ait olacağına inanmıyorum.

Saldırının DHKP-C adlı terör örgütünün saldırısı olduğuna inanmıyorum.

Çağdaş Hukukçular Derneği avukatlarının DHKP-C üyesi olduklarına dair toplanan tanıklık ve belgelerin gerçekliğine inanmıyorum.

DHKP-C üyesi diye tutuklanan Grup Yorum müzisyenlerinin terörist olduklarına inanmıyorum.

Çünkü DHKP-C terör örgütünün, herhangi bir istihbarat örgütünün icadı, beslemesi ve tetikçisi olmadığına inanmıyorum.

Eski Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ’u “terör örgütü kurup yönetmek”, eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’yı “Devrimci Karargah terör örgütüne yardım etmek” suçlamasıyla yargılandığı bu ülkede…

Ben devletin ileri sürdüğü hiç bir suç gerekçesi, kimliği ve kanıtına inanmıyorum artık.

Ne acı değil mi?