KADINLAR VE FOTOĞRAFLAR

Cumartesi günü sabah kahvesi saatlerinde evden çıkmış, Bostancı-Kadıköy hattında çalışan otobüse binmiştim.

Türkiye’nin en ünlü bulvarı Bağdat Caddesi üzerinde ilerleyen otobüsün içinde şık giyimli, kibar görünümlü, İstanbul Türkçesiyle konuşan iyi eğitimli oldukları belli orta yaşlı kadınlar kendi aralarında herkesin duyabileceği tonda konuşuyorlardı. Konu elbette ki ülkemizin bölünüp parçalanmaması üzerineydi. İçlerinden biri dedi ki:

-Birgül Ayman Güler benim içimden geçenleri söyledi!

Bilmeyenler için bir hatırlatma yapmak gerekiyor: CHP İzmir Milletvekili Birgül A. Güler “Türklerle Kürtleri eşit gibi gördüremezsiniz” demişti. Bir başka şık hanım ondan ileri bir adam attı:

-Hepsini kovmalıyız!

Güler “tarihi” konuşmasını bitirirken bir komutan edasıyla şöyle demişti:

-Bundan sonra biz de saldıracağız!

Kime diye sormaya hiç gerek yok herhalde? Düşüncelerin hepsi yerli yerinde duruyor. Burası Türkiye olduğuna göre, Türkler saldıracak Kürtler de gidecekler!

Asker eşi kadınlar

Öğle saatlerinde önce Beşiktaş’a geldim. Ağırlığını kadınların oluşturduğu grubun ellerinde dev fotoğraflar vardı. Büyük çoğunluğu da general ve amiral portrelerinden oluşuyordu. Kamuoyunda bilinen adıyla “Balyoz Davası”nda yargılanıp ağır hapis cezalarına mahkum edilen askerlerin eşleri “Vardiya Bizde” adlı bir inisiyatif kurmuşlar ve hak savunuculuğuna başlamışlardı. Tam iki yıldır bu böyle…

Beni oraya Tüm General Ahmet Yavuz’un eşi Lütfiye Yavuz davet etmişti. Yanında Rengin Gürdeniz ve İrem Kutluk vardı. Tüm Amiral Cem Gündeniz ve Tüm Amiral A. Deniz Kutluk’un eşleri…

Beşiktaş’ta İffet Balanlı ve kızı Burcu ile de tanıştım. Hava Kuvvetleri Komutanı olacakken tutuklanan Harp Akademileri’nin Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı’nın ailesi…

Hepsi eşlerinin fotoğraflarını kucaklamışlar, onlara sarılırcasına meydanlara çıkmışlardı. Türkiye’nin olağanüstü dönemlerinde her zaman mağdur kadınların askeriye ile ilişkisi olurdu. Askeri cezaevlerinin kapılarında eşlerine ve çocuklarına ulaşabilmek için toplanırlardı.

Ama şimdi bu fotoğraf çok farklıydı. Eski dönemlerin güçlü generalleri birer fotoğraf halinde ailelerinin ellerinde yükseliyordu. Kadınlar ise tıpkı eski yıllardaki gibi aynı yerlerinde duruyorlardı:

-Adalet istiyoruz!

Kadınlar hem savaşların hem de çatışmalı dönemlerin ilk kurbanları oluyorlardı. İster general eşi-kızı ol, ister gerilla annesi-kız kardeşi hiç fark etmiyor.

Annelerin Cumartesi Acısı

Beşiktaş’taki acılı kadınların eylemiyle aynı zaman dilimi içine denk gelen öteki kadın eylemiyse, her zorluğu göğüsleyip aşmış bir deneyime sahipti:

Cumartesi Anneleri 27 Mayıs 1995’ten beri Galatasaray Lisesi önünde toplanıyorlardı. Onların da ellerinde fotoğraflar vardı. Fotoğrafların ebatları aynı olsa da içindeki portrelerin yaşları çok daha küçüktü…

Cumartesi Anneleri de Beşiktaş’ta toplanan kadınlar gibi aynı şeyi talep ediyorlardı:

-Adalet istiyoruz!

Ancak ikincilerin adalet talepleri çok daha mütevazı idi:

-Öldürdüğünüz çocuklarımızın kemiklerini verin!

Beşiktaş’taki portrelerde yer alanlar hayattaydılar. Kadınların talep ettikleri adalet gerçekleşirse eşlerine çocuklarına kavuşabilirlerdi. Galatasaray’dakiler ise bu şansları çoktan yitirilmişlerdi. Mezar yerine razıydılar!

Öldürmeyen İktidar Öldürmüyor

İstiklal Caddesinde cumartesi gecesi bir eylem daha vardı. Yargılamaları bugün yapılacak KCK tutuklusu Kürt gazetecileri desteklemek için Galatasaray’dan Taksim Meydanı’na yürüyüş…

Burada da kadınların ellerinde yükselen fotoğraflar vardı. Bunlarda hapisteki gazeteciler. Çoğunluğu Kürt olmalarına karşın öldürülmemişler, sadece hapse atılmışlardı.

Türkiye’de eski devlet ile yeni yapılanma aşamasında devlet arasındaki fark da burada ortaya çıkıyordu:

-Eskiden öldürüp sessizce gömüyorlardı, şimdi büyük itirazlara karşın kimseyi dinleyip hapse atıyorlar!

Bu büyük “değişimin” ortasında yer alan kadınların yerleriyse hiç değişmiyordu!