38 MİLYON KADINIZ… GÜCÜMÜZ NE KADAR?

4 yıl önce bugün aramızdan ayrılan Prof. Dr. Türkel Minibaş’ın anısına…

Tam sevgili Türkel Minibaş’a yine açık bir mektup mu yazsam, Başbakan ve avanesinin kadınların bedeni üzerine artık iyiden iyiye benimsedikleri “çok çocuk doğurun” söyleminden başlayarak kürtaj yasağına, sayıları her geçen gün artan kadın cinayetlerine kadar 2013 Türkiyesi’nde kadınların durumunu özetlesem mi diye düşünürken gazetedeki odamın kapısı açıldı ve bir sürü kadın içeri girdi. İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği’nin avukat Nazan Moroğlu başkanlığında değerli temsilcileri… Kadın Araştırmaları Derneği, İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi, Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği, Kadın Haklarını Koruma Derneği, Notre Dame de Sion’lular Derneği, Türk Kadınlar Birliği, İP, CHP Kadın Kolları ve diğerleri… Laiklik ilkesinin anayasada yer almasının 76. yıldönümü (5 Şubat 1937) dolayısıyla bir basın bülteni hazırlamışlar. “Cumhuriyet bir kadın devrimidir. Hukuk birliğinin ve demokrasinin olmazsa olmaz koşulu olan laiklik ilkesi, kadının insan haklarının da güvencesidir” diyerek laikliğin nasıl tersyüz edildiğine ve durumdan en çok kadınların zarar göreceğine şu sözlerle dikkat çekiyorlar:“Yüzyıllar boyunca değil yurttaş olmak, insan olarak bile yok sayılan, ancak laik hukuk devrimi ile ailede, eğitimde, istihdamda, kamuda ve siyasette erkeklerle eşit birey kabul edilen kadınların bir bölümünün bu özgürlüğü ve eşitliği tersine çevirmek gayretini ve öfkesini hayretle izlemekteyiz. Unutmayalım ki laiklik ve onun sağladığı eşitlik, özgürlük ve adalet en çok biz kadınlara lazımdır. Ve yarın çok geç olabilir.”

Aydınlık yüzlü, mücadeleci bu kadınlarda sevgili Türkel Minibaş’ı gördüm bir an. Ve de onsuz geçen 4 yılda kadınların ne kadar mevzi kaybettiklerini, işin belki de en trajikomik yönü, kadınlarının büyük çoğunluğunun bunun farkında bile olmadığını…
Yaklaşık 38 milyon kadınız ve bu ülkede nüfusun yarısını biz oluşturuyoruz. Ama bugün bedenlerimize bile sahip çıkamıyoruz. Daha çok doğurmak konusunda ciddi baskı görürken doğurmama hakkımızı neredeyse elimizden alıyorlar… Koca izni olmadan yapılan kürtajlara soruşturma açılıyor. İçimizden her gün onlarcası yakınlarındaki erkekler tarafından ya şiddet görüyor ya öldürülüyor. Hâlâ bu ülkede babalar 1-2 inek karşılığı kızlarını evlendirebiliyor. Sığınaklardaki kadınların üçte birinin çocuk gelin olduğu saptandı. Devlet kendisinden onu korumasını isteyen kadınların çoğunu koruyamazken, tutuyor tecavüzcülere her fırsatta iyi hal indirimi veriyor…
Başbakan Erdoğan’ın gündemindeki önemli maddelerden biri “çok nüfuslu Türkiye”. Bunun önemli bir güç ve avantaj olduğunu düşünüyor. Peki biz 38 milyon kadın, bu sayımızı neden bir güce, bir avantaja çeviremiyoruz? Neden olmuyor? Demek ki sadece sayı yetmiyor. Güç için, küresel dünyada bu gücü avantaja çevirmek için öncelikle nitelikli bireyler yetiştirmek gerekiyor. 1950’lerde Türkiye ile aynı kulvarda başlayıp bugün dünyanın sayılı ekonomik güçlerinden biri haline gelen Güney Kore örneği karşımızda. Bugün dünyanın en kalabalık ülkesi Çin’in kalkınma programında önceliği eğitime verdiği gerçeği de keza…“Çok doğurun” deyip kimse aldırmayınca bunu parasal teşvike bağlamak sadece en yoksul kesimlerin çocuk sayısında ciddi patlama ile sonuçlanır. Bunun da önümüzdeki dönem Türkiye’ye bedeli niteliksiz, eğitimsiz, yoksul bir gençlik ordusu olarak karşımıza çıkar…

Bir süredir ortalıkta “kadın istihdamını artıracağız” teranesi dolaşıp duruyor. Peki hem kadın istihdamını hem de 3-4 çocuğu teşvik etmek nasıl iş? Ne kadar inandırıcı?

Milliyet yazarı Meral Tamer geçen haftaki yazısında Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. İsmet Koç’un, Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması verilerine dayanarak yaptığı çalışmayı aktarmıştı. Buna göre:

  • Kentlerde hiç çocuğu olmayan kadınlarda çalışma hayatına katılım % 31.
  • Yine kentlerde 1 çocuğu olan kadınlarda % 30.
  • 2 çocuğu olan kadınlarda çalışma hayatına katılım % 27.
  • 3 çocuğu olan kadınlarda % 19.
  • 4 çocuğu olan kadınlarda % 8.
  • 5 ve daha fazla çocuğu olan kadınlarda çalışma hayatına katılım sadece % 5.

Acaba hem kadın istihdamını hem çok çocuk teşvikini hararetle savunan, üstelik kendisi de kadın olan Aile Bakanı Fatma Şahin bu konuda ne düşünüyor?