AB AÇIK SÖYLEMİŞTİ

Dün, bir dostum çok konuşulan az tanınan Şangay Beşlisi ile ilgili şu soruyu sordu:

-Şangay Beşlisi ile ÜÇ silahşorlar arasında ne benzerlik vardır?

Hiç duraksamadan yanıtını da, kendi yapıştırıverdi:

-Birine “beşli” derler, oysa altılıdır, öbürüne “üç” derler, oysa dörttür.

Neyse bizim de Başbakan gibi “Şangay Beşlisi” derken asıl kastettiğimiz AB idi.

Başbakan son zamanlarda, AB’den fazlasıyla şekvacı, bizi oyaladıkları, üyeliğimizi sürekli savsakladıklarını söylüyor, Cumhurbaşkanı da, kendisine hak veriyor. Hatta ana muhalefet partisi lideri Kılıçdaroğlu da, Sosyalist Enternasyonal’in Portekiz’in Cascais kentinde yapılan toplantısında, Tayyip Bey’e şöyle arka çıkıyor:

-AB bizi oyalıyor,başka ülkelere koşmadığı koşulları bizim için koşmaya başlıyor.

Balık hafızalı bir toplum olduğumuz için kimse de durumu yadırgamıyor.

Oysa AB’nin tutumunda şaşacak bir yan yok.

AB bütün bunları çok değil, sekiz yıl kadar önce ,açık açık dile getirmiş, kağıda dökmüş, sonra , şimdi yakınan Tayyip Bey’e de imzalatmıştı.

Çok uzağa itmeye gerek yok. Şöyle 2004 yılı aralık ayına uzanalım.

Başbakan Tayyip Erdoğan Türkiye’nin üyelik müzakereleri için tarih almak üzere beraberinde geniş bir heyetle Brüksel’e uçmuştu.

***

Beklenti, Türkiye’nin tam üyeliğe giden yolda, son düzlüğe girmesi, üyelik müzakerelerinin başlaması ve makul bir süre sonra da üyeliğin gerçekleşmesiydi.

Gerçi, bizim de aralarında bulunduğumuz kimileri, AB’nin Türkiye’yi içine almaya fazla niyetli olmadığını, bu muhalefetin yalnızca siyasetçilerden değil, aynı zamanda Fransa ve Almanya gibi kimi ülkelerin kamuoyundan da kaynaklandığını, ayrıca, Türkiye’nin iktidarının demokratik olmayan yapısı dolayısıyla, Avrupa’dan gittikçe uzaklaştığını söylemekteydiler.

Ama o sırada Avrupa rüzgarları esmekte ve bu uyarılarda bulunanlar bozguncu olarak görülmekteydi.

Tayyip Erdoğan ise, o zamanlar Türkiye’yi Avrupa’ya sokacak lider rolüne soyunmuştu.

Ne zaman ki, 17 aralık 2004 de Başbakan’ın önüne AB’nin metni kondu, iş anlaşıldı.

Öylesine soğuk bir duş etkisi yapmıştı ki metin Türk delegasyonu içinden, “bunu kabul etmeyelim, metni imzalamayalım” diyenler çıkmıştı.

Hatta CHP’nin bir önceki Genel Başkanı Deniz Baykal, bu koşullar altında metni imzalamadığı takdirde, Başbakan’a destek vaat etmişti.

***

Kısaca AB Başbakan’ın altına imzasını koyduğu belgede Türkiye’ye, daha önceki müzakere süreçlerinde öbür adaylara getirilmemiş bazı sınırlamalar getiriyordu.

Her şeyden önce, müzakerelerin ucunun açık olduğu, hususu daha önceki adaylarda yapılmadığı halde, burada özellikle vurgulanıyordu.

Her bir faslın açılması için bütün üyelerin oluru aranacaktı.

AB’nin ana esprisini oluşturan serbest dolaşım hakkının Türkiye’ye tanınmayacağı belirtiliyor, bunun dışında da başka bazı kalıcı derogasyonlar olabileceği de belirtiliyordu.

Ayrıca süreç sonunda ardaylık diğer üyelerin yeniden onayına sunulacaktı.

Kısacası, Türkiye’ye şu söyleniyordu:

-Arkadaş sana müzakere süreci veriyoruz, ama sonuç için bir garanti yok. Başkalarına getirmediğimiz koşulları sana getiriyoruz.

Kararını ona göre ver!

Bu koşullar, karşısında Türkiye’nin Avrupa’ya şu yanıtı vermesi beklenirdi:

-Non merci!

Ama öyle olmadı. Tayyip Bey bu koşulları kabul etti, metni imzaladı, Türkiye’de de “Avrupa’ya giriyoruz” diye bayram ilan edildi.

Her şey açık seçikti. Avrupa 17 aralık 2004 te bizi öbür üyelerle eşit şartlarla Birliğe almayıp, oyalayacağını açıkça söylemiş ve şartları da Türkiye’ye imzalatmıştı. Kimse bir şeyi saklamamış, her şeyi açık açık söylemişti.

Şimdi Türkiye neden şikayet ediyor, doğrusu anlayabilmiş değilim.