OMBUDSMAN İLE GELEN

Mahalle Baskısı

Milliyet ile tanışıklığım, lise yıllarıma kadar uzanır. O dönemde. Cumhuriyet , Milliyet ve Vatan’ı yatılı okulun olanakları içinde izlemeye çalışırdım.

Daha sonra Milliyet’te köşe yazarı olarak, en ufak bir baskı olmadan 7 yıl çalıştım.

Bu saygıdeğer yayın organını her zaman rahatlıkla evime soktum.

Tabii ki, benim gibi mesleği gazetecilik olan bir kimsenin, kendi çalıştığı da dahil olmak üzere, herhangi bir gazetede yayınlanan bütün fikirleri paylaşması düşünülemez.

O bakımdan, bir gazetenin herhangi bir uygulamasını eleştirmek, bunu çok tehlikeli ve kaygı verici bulmak, illa o gazeteyi yermek anlamını da taşımaz.

Bu uzun ama zorunlu açıklamadan sonra esas konumuza girebiliriz.

Milliyet’te çalıştığım dönemde bir süre komşusu olduğum, Açık Pencere ekibinden Ercan Akyol’un Danıştay 8. Dairesi’nin, avukatların duruşmalara türbanla girilmesine vize vermesinden sonra yaptığı bir karikatürün yayınlanması üzerine, belirli çevrelerden tepkiler geldiğini gazetenin pazartesi günkü “Okur Temsilcisi “(Ombudsman) köşesinde çıkan yazıdan anlıyoruz.

***

Bir çok demokratik ülkede, kamu alanında, dinsel simgelerin alenen teşhirini yasaklayan yasa ve mahkeme kararları vardır. AİHM ‘nin de bu yönde oluşmuş içtihadı mevcuttur. Bu arada kamu alanının niteliği ve kapsamı da, hem doktrinde hem de ilgili mahkeme kararlarında tartışma konusu olmuştur.

Bilindiği gibi, Türkiye’de de türban özgürce tartışılamamış, iki cinayette iki kişinin ölümüne, dört kişinin de yaralanmasına yol açmıştır.
Hatırlayalım: Gümüşhane Barosu Başkanı Ali Günday, türbanlı avukatların duruşmalara girmesini engelleyen bir karara imza attığı için, Osmaniye’den kalkıp gelen İzzet Kıraç tarafından 27.10 1995 tarihinde öldürülmüştü.

Cinayeti işledikten sonra pişman olmadığını yine olsa yine yapacağını söylemiş olan İzzet Kıraç şu anda aftan yararlanmış olarak serbestçe dolaşmaktadır.

Kamuoyunun daha yakından hatırlayıp bildiği Alparslan Arslan da 17 mayıs 2006 günü Danıştay 2. Dairesi’ni basmış üye Mustafa Yücel Özbilgin’i öldürmüş, aralarında Daire Başkanı Mutafa Birden de olmak üzere dört kişiyi yaralamıştır.

Alparslan Arslan, mahkemede cinayetine gerekçe olarak da, söz konusu dairenin bir öğretmenin mesleki faaliyet alanı dışında başını örtmesinin müdürlüğüne engel olmasına yol açan kararını gerekçe göstermiştir.

***

Görülüyor ki, türban konusu belirli odakların da kışkırtmasıyla, baskı altında olmadan tartışılamamakta, cinayetlere kadar varan şiddet olaylarına yol açmaktadır.

Sanatçının hası ve yüreklisi, dostum Ercan Akyol’un geçen hafta Danıştay 8. Dairesi’nin kararı vesilesiyle, türbanlı kadın avukatları eleştiren bir karikatürünün yayınlanması üzerine gazeteye, yine tepkiler gelmiş.

Gazetenin 4 şubat pazartesi günkü “Okur Temsilcisi” köşesinde Ombdusman Belma Akçura’nın yazısı ve özellikle görüşlerinden alıntılar yayınladığı, konunun uzmanı Prof.Dr.Samim Akgönül’ün satırlarını görünce bundan böyle, artık türban konusunda en ufak bir eleştiriye dahi yer olamayacağı izlenimini edindim.

Burada önemli olan türbanın lehinde, aleyhinde olmak değil, konuyu tartışabilmektir.

Nitekim, Danıştay 2. Dairesi’nin mesleki alanı dışında türban takan öğretmenin müdürlüğünü engelleyen kararına ben de katılmadım, kendi köşemde ve tv. programlarında da eleştirdim.

Ama o başka şeydi, türban konusunda ucu cinayetlere kadar varan mahalle baskısına boyun eğmek daha başka bir şey.

Milliyet’teki mahalle baskısını cesaretlendiren uygulama, korkarım çok vahim bir duruma katkı verir gibi oluyor ve görüş bildirmek de, olanaksızlaşıyor

Herhalde bu ombudsmanla gelen ilk mahalle baskısı örneği olarak tarihe geçecektir.

Demokratik bir kurumu baskı aleti haline sokmak da demokratik deha eseri. Bravo!