VER BAŞKANLIĞI KAP ÖZERKLİĞİ

-Barıştan yana mısın? Müzakere ile çözümü destekliyor musun?

Bu soru beni deli ediyor.

Ne diyeceğiz yani?

-Tabii ki aklı başında herkes gibi müzakereden yanayım, tabii ki, barış istiyorum.

Ama görüşme sürecinin seçilmesini desteklemek, içeriğini bilmediğimiz çözümlere de arka çıkmak demek değil tabii ki.

Bu gibi sorunlarda, kamuoyunun desteğini alacak çözümü için, hiç kuşku yok ki, ne önerildiğinin etraflıca bilinmesi de gerekmektedir.

Ayrıca sorunun sağlıklı bir çözüme kavuşması için şu hususların bilinmesi şarttır:

Nasıl adlandırırsanız , adlandırın, bilin ki, bu bütün Türkiye’nin sorunudur.

Sorunun etnik yönleri olduğu ne kadar yadsınamaz ise, çözümün aynı zamanda demokrasinin ilkeleri ve sınırları içinde aranması gerektiği o kadar açıktır.

Sorun etnik kökeni ne olursa olsun, bütün vatandaşların mutabakatıyla çözülecektir.

Demokratik sorunlara çözüm getirmeyen formüller geçerli olmayacaktır.

***

Kürt sorununun çözümü ile Türkiye’nin demokratikleşmesinin birbirlerinden ayrılamayacağını,artık açıkça görülmelidir, görülmektedir di.

Bu açıklamaların ışığında, çözüm konusunda umutlu olup olmadığıma gelince:

Evet umutluyum, çünkü kendini nasıl tanımlıyor olursa olsun. Kamuoyunun geniş kesimi uzlaşmanın zorunluluğunu ve üzerine oturabileceği zemini kavramıştır.

Ama aynı zamanda umutsuzum. Çünkü sürecin baş aktörlerinden Başbakan, Kürt sorunu ve demokrasi bağlantısını tam olarak kavramamıştır.

Kamuoyunda hatırı sayılır bir kesimin edindiği izlenim, Tayyip Bey’in Kürt sorunununu, “Ver Başkancı sistemi, al özerkliği!” formülüne indirgemiş olduğudur.

Bir yandan İmralı ile görüşmeler sürdürülürken, öte yandan da orayla varılacak uzlaşmaya paralel olarak BDP ile parlamentoda Başkancı sistemi geçirecek bir anayasa değişikliği üzerinde anlaşmakla, bu sorun çözülemez.

Yargı bağımsızlığı , güçler ayırımı temel hak ve özgürlüklerin güvencesi gibi, ana sorunları çözmeden “ver başkanlığı al özerkliği!” alışverişi ile bir yere varılamaz.

Bu açık gerçek, şu anda Başbakan tarafından görülmüyor.

BDP tarafından ne kadar görüldüğü de kuşku götürür.

Evet BDP şu anda her ne kadar söylemi aksi yönde gözükse bile eylemiyle, tüm Türkiye’nin değil, salt Kürtler’in partisi konumundadır ve istemleri de etnik alanla sınırlı görünmektedir.

***

Ama olay bütün Türkiye’nin sorunu olduğuna göre, Başbakan, İmralı ve BDP böyle bir formülün üzerinde birleşseler bile sorunu çözemezler.

Belki bu formülü yaşama geçirecek sandalye sayısını parlamentoda ele geçirirler ama yaşamsal sorunun çözümü için şart olan toplumsal mutabakatı oluşturamazlar.

Kürt ve de Türk hangi kökenden olursa olsun, tüm yurttaşların temel sorunlarının demokratik çözümü konusunda, bütün muhalefet partilerine, sivil toplum kuruluşlarına büyük görevler düşmektedir.

CHP bunların önde gelenlerindendir. CHP’nin müzakere sürecine destek vermesini olumlu bulduğumuzu yazarken de, bu desteğin ancak Kürt ve demokrasi sorununun birlikteliğini gözetilmesi halinde geçerli olduğunu, yoksa genel bir mutabakat sağlayamayacağını, herkesle birlikte CHPye de zarar vereceğini belirtmiştik.

CHP’nin eski Genel Başkanı Deniz Baykal’ın önceki gün “grup”taki konuşması da bu görüşleri vurguluyor.

Kısacası CHP “ver başkancı sistemi, al özerkliği!”formülünün ve anayasal kapkaççılığının destekçisi olmayacağını eski Genel Başkanının ağzından kez daha açıklamış oldu.

Doğrusu aklın yolu da zaten bunu gerektiriyordu.