CİNAYETİN ANATOMİSİ

Tabip Prof.Dr. İnönü Üniversitesi eski Rektürü Fatih Hilmioğlu, 13 nisan 2009 yılında gözaltına alındı; iki ay sonra tutukluluğunun 4.yılı tamamlanmış olacak.

Prof Hilmioğlu’nun zaten var olan rahatsızlıklarının bir bölümü tutuklandıktan sonra daha da artarak devam etmiş trafik kazasında oğlunu yitirmesinin ardından baş gösteren depresyon da buna eklenmiş.

Prof. Dr. Hilmioğlu şu anda siroz hastası, aynı zamanda karaciğer kanseri başlangıcından muzdarip, kronik böbrek sorununa duçar, yemek borusunda ölümcül varisler var ve de şeker hastası.

Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu şu anda Silivri ‘de tutuklu.

Sanki yeryüzünün bütün acıları bütün illetleri toplanıp kendisini gelip Silivri’de bulmuş gibi, Hilmioğlu orada ölümü bekliyor. Artık kendisi de inanmış, orada ,öylece öleceğine.

Hapishane koşulları Hilmioğlu’nun sağlık durumunu daha da bozuyor, tedavisini imkansız kılıyor.

İnsanların hapse atılıp, ölene kadar orada unutulduğu eski çağlar Fransa’sında hapishaneye “oubliette” denirdi ( yani insanların unutuldukları yer) Hilmioğlu da öyle, Silivri’de hepimizin gözü önünde, adım adım ölüme gönderilirken, hakkında tutukluluk kararı verenler kendisini unutmuşlar.

***

Bir adam ölüyor.

Daha doğrusu bir adam öldürülüyor…

Teammüden,

Hepimizin gözünün önünde…

Sanki bir ölüm cezasının infazı gibi gözümüzün önünde, infaz ediliyor Hilmioğlu.

İdam cezasının kaldırıldığı bir ülkede, bir insanın tedavisizliğe mahkum edilerek, alenen öldürülmesi bir cinayettir.

Tüm toplumun edilgen tanığı olduğu bu cinayet, tutuklama kurumu yoluyla işleniyor.

Bu arada Tıp Fakülteleri ile Adli Tıp kurumu, Hilmioğlu’nun Silivri’de tutukluluk koşulları altında hayatını idame ettirebilip, ettiremeyeceğini tartışıyor.

Tutukluluk CMK 100. maddesinde öngörülen bir tedbir.

Sanığın kaçması delilleri karartması veya sanıklar tanıklar üzerinde baskı oluşturmasını engellemek için başvurulan bir tedbir tutuklama.

Tutuklama ancak yukarıdaki, hallerde kabul edilmiş istisnai bir tedbir, yani, demokrasilerde asıl olan tutuksuz yargılama. Tutukluluk, ancak 100. maddede öngörülen koşulların var olduğu takdirde başvurulabilecek, olan aynı zamanda onunla sınırlı istisnai bir kurum.

***

Böyle bir ortamda Hilmioğlu göz göre göre ölürken, tartışmanın sürmesi abes.

Çünkü Hilmioğlu’nun durumunda, artık tutukluluğun nedenleri, hukuki dayanağı kalmamış.

Hukukun üstünlüğünü kabil etmiş ülkelerde bu tartışmaların hiç birine gerek yok, Hilmioğlu nasıl kaçsın, nasıl delil karatsın ki, tutuklu kalsın!”

Bu gerçeği görsek, cinayet süreci kesilecek.

Ama Türk uygulamasında, tutukluluk CMK 100 de sayılmış nedenlerden kaynaklanan bir tedbir değil, uzun yargılama sona ermeden, daha başlangıçta kafadan verilmiş bir mahkumiyetin ilk infaz sürecidir.

Öyle algılanır, öyle yorumlanır, öyle uygulanır.

Bu algılamanın bu uygulamanın hiçbir mazereti yoktur, olamaz.

Altan Öymen, dünkü köşesinde bu zihniyetin hiç değilse tutuklunun hastalığı halinde, önüne geçilmesine sağlamak üzere, muhalefet milletvekilleri Dilek Akagün Yılmaz, Kazım Kurt, Turgut Dibek, Ferit Mevlüt Aslanoğlu, İhsan Köktürk tarafından verilen bir önergeden söz ediyordu.

Bu önerge durumdan muazzep olduğunu söyleyen Tayyip Erdoğan’ın milletvekilleri tarafından reddedilmiştir.

Ve Hilmioğlu’nun yavaş yavaş öldürülmesi şeklinde tecelli eden infazı herkesin gözü önünde cereyan etmektedir
Birinci Paket, 2.Paket, 3. Paket , 4 Paket, gibi lafları ve timsah gözyaşlarını bırakın! Aslında teamüden bir kolektif cinayet işlenmekte.

Hepimiz kaatiliz!