KÜRT AVI SÜRÜYOR

O kadar alıştırıldık ki, haber geldiğinde “her şey normal” havasında yuvarlanıp gidiyoruz:

-Diyarbakır’da bir genç polis tarafından öldürüldü!

Yukarıdaki cümleyi arama motorlarına yazıp arattığınızda 0.25 saniyede tam 2 milyon 330 bin sonuç geliyor!

Diyarbakır’da öldürülen gençlerin en başta gelen ortak özelliği Kürt olmaları! Bu yüzden de Türkiye’nin Batısında fazlaca tepki yaratamıyor:

-Neden öldürülmüş?

-Gösteri yapıyormuş!

-Eeee… olacak o kadar!

Polisin gösteri yapan gençleri, çocukları öldürmesi “normal” hale gelirse o ülkede barış, demokrasi ve özgürlük olabilir mi?

1970’lerin ikinci yarısında İçişleri Bakanı olarak görev yapan Hasan Fehmi Güneş bir sohbetimizde şöyle demişti:

-Demokrasi içişleri bakanlığından başlar!

Ama gayet açık olarak görülüyor ki, Türkiye’de demokrasi bu bakanlığın kapısından içeri bir türlü giremiyor. Buna karşın ne kadar mafya babası, çeteci, katil varsa hepsine bu bakanlıktan özel pasaportlar temin edilip, ülkede ve ülke dışında ellerini kollarını sallayarak dolaşmalarına imkan tanınıyor!

Diyarbakır’da polis tarafından öldürülen gençler listesine son olarak Şahin Öner’in adı yazıldı.

Polis panzeri altında can veren genç için kentin valisi ve emniyet müdürü kamuoyunun karşısına kuyruklu bir yalanla çıktılar:

-Tam bomba atacaktı ki, elinde patladı!

Ayıp!

Günah!

Rezalet!

Skandal!

Bu listeyi uzatmak mümkün…

Bizim meslek açısından da aynen böyle: Skandal, rezalet, günah, ayıp!

Pek çok ajans (Anadolu Ajansı, Cihan Haber Ajansı, Doğan Haber Ajansı) haberi vali-emniyet suç birliği üzerinden doğru imiş gibi verdi. Ardından da gazeteler bu utanç çizgisini takip ettiler.

Gerçeği ortaya çıkartmak o kadar kolaydı ki, gösteride yüzlerce tanık vardı. Gidip onlara sormak yeterdi. Sormadılar. Valinin ağzına baktılar. Vali de haberciliğin ağzına etti!

Oysa elimizde böylesi durumlarda ne yapmamız gerektiğini gösteren son derece değerli bir kılavuz var: Türkiye Gazetecileri Hak ve

Sorumluluk Bildirgesi!

Bildirgenin “E) Gazetecinin Temel Görevleri ve İlkeleri” bölümünde bakın neler yazıyor:

1-Gazeteci başta barış, demokrasi ve İNSAN HAKLARINA saygıyı savunur.

5-Gazeteci temel bilgileri yok edemez.

8-Gazeteci yayınlanmış her yanlışı en kısa sürede düzeltmekle yükümlüdür.

Bunların hiç biri yapılmadı. Büyük bir pişkinlikle yayınladıkları devlet yalanlarının üzerine yattılar.

Yıllar önce (1988) OHAL Valisi Hayri Kozakçıoğlu’nun İstanbul’da yaptığı basın toplantısındaki “ricasına” sadık kaldılar:

-Basın olarak siz Güneydoğu’yu milli maç gibi izlemelisiniz!

Aradan kaç vali, kaç emniyet müdürü, kaç içişleri bakanı, kaç başbakan geldi geçti… Bölgenin temel gerçeği değişmedi:

-Diyarbakır’da Kürt avı sürüyor!