ÖLDÜRESİYE SEVMEYİN!

Acaba yarın yani Sevgililer Günü’nde kaç kadın sevgilileri, kocaları tarafından öldürüldü? Kaç kadının yaşamı bıçak darbeleri ile son buldu? Kaç kadının yüzü gözü kocası tarafından morartıldı?

Kadıköy’de Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu tarafından düzenlenen eylemde, son kurbanlardan biri olan Mehtap Bülbül’ün ailesi ile birlikte yürürken aklıma geldi bu soru.

1987 doğumluydu Mehtap. Tam 25 yaşında… Sevmişti. Çok sevmişti. Hatta üniversite öğrenimini bile yarıda bırakmıştı sevdiği uğruna. Kaçıp evlenmiştiVolkan Civelek’le. Yani birkaç yıl sonra katili olacak adamla…

Mehtap da diğer kadınlar gibi göz göre göre ölüme gitti. 4 yaşındaki kızına doyamadan. Çağrılı sistemle koruma altındaydı oysa. Volkan Civelek kendisine verilen uzaklaştırma cezası biter bitmez öldürdü karısını. Polisler uzaklaştırma cezasını uzatmak için gerekeni yapmadı. Üstelik ailenin talebine karşılık polislerin cevabı “Çok fazla Arka Sokaklar dizisi izliyorsunuz” oldu. Cinayetin tek nedeni vardı. Mehtap’ın artık Volkan ile evliliğini sürdürmek istememesi… Tıpkı işlenen çoğu cinayette olduğu gibi…

Neden sürekli olarak artıyor hayatlarındaki erkekler tarafından öldürülen kadınların sayısı her gün?

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu bunun nedenini “Çünkü kadınlar artık kendi kararlarını kendileri veriyor. Dikkat edilirse en çok ölüm boşanmak isteyen kadınlarda görülüyor” diye açıklıyor.

İşte neden bu kadar basit… Ancak çözümü bir o kadar zor. Çünkü arka planda, toplumsal ve kültürel zihniyetin kadına bakış açısı, öncelikle bu son derece görülür nedeni kabullenmekten çok uzak… Siz hadi bırakın BaşbakanRecep Tayyip Erdoğan’ı ve iktidarın sözcülerini, konunun birinci dereceden muhataplarından olan Aileden Sorumlu Bakan Fatma Şahin’in, üstelik bir kadın bakan olmasına karşın, ağzından “kadınların çoğunun öldürülme nedeni kendi yaşamlarına ilişkin kararları kendilerinin almak istemeleri, ilişkilerini sürdürmek istememeleri…” gibisinden bir cümle çıktığını… Kadını koruma yasasının çıkmasına karşın uygulamakla yükümlü polislerin gönülsüzlüklerinin ardında yatan da aynı zihniyet… Cuma hutbelerinde, kandil mevlitlerindeki dualarda hocaların “Kadınlarımızı itaatkâr eyle ey Rabbim” sözlerinin toplum üzerindeki yansımaları da…

Peki “kadını erkekle eşit görmeyen, görmek istemeyen” bir toplum kadın cinayetlerinin önüne nasıl geçecek?

İşte asıl çatışma burada… Çünkü kadına biçilen toplumsal rol ve iktidarın şu aralar sıklıkla gündeme getirdiği “çok çocuk doğurun” söylemi kadının özgürleşmesinin, kendi kaderine sahip çıkmasının önündeki en büyük engel… 3 çocuk ile, 5 çocuk ile hangi kadın yolunda gitmeyen evliliğini sonlandırmaya cesaret edebilir ki? Tabii ki pek çok şeyi sineye çekecek ve susup oturacaktır… Tabii ki fazla çocuk ile herhangi bir yerde çalışması dolayısıyla ekonomik özgürlüğünü kazanması mümkün olmayacaktır…

“Çatışma burada” dedim çünkü şimdiki neslin kadını artık eskisi gibi değil… Biraz bilinçlendiğinde, o ya da bu şekilde boyun eğmeyi reddediyor. Nüfus artış hızının Sayın Başbakan’ın istediği gibi gelişmemesi bunun en somut örneği. Ancak sistematik bir strateji yürütüldüğünü de görmeliyiz. Söylemde kadının ekonomik özgürlüğünün önemi, kadın istihdamının geliştirilmesi için verilen teşvikler…

Ama aynı zamanda 4+4+4 eğitim sistemi ile kız çocuklarının eve çekilmesi, 3 ve daha fazla çocuk doğurmaya verilen maddi destekler… Strateji başarılı olduğunda kadın cinayetlerinin sayısında azalış olursa şaşırmayın. Bunun nedeni erkeklerin kendisini istemeyen kadını öldürmemesi ya da kadını artık kendi malı gibi görmekten vazgeçmesi olmayacaktır…