SİCİL NO: TERÖR


“Biz inandığımız fikirlerin yolunda yürürüz. Yazarlığımız da iktidar çevrelerine dalkavukluk değil, gayrı-milli sömürücü çevrelere karşı mücadele etmek şiarı üzerinedir.

Bunun içindir ki; Mahkemenizin karşısında açık alın ve rahat vicdanla bulunuyoruz. Mahkemede yaşadığımız hukuk dışı olaylar bu kararlılığımızı etkileyemez.”

İlhan Selçuk, 12 Mart darbesi sonrası tutuklu yargılandığı Sıkıyönetim Mahkemesi’nde yaptığı savunmada böyle seslenecekti hakimlere…

Tutuklanmasının nedeni; savunmasından da anlaşılacağı gibi kaleme aldığı bir yazıydı:

Aydınlanma bilgesi Selçuk, 27 Nisan 1971 tarihli Cumhuriyet’te yayınlanan “Hoş Geldin Tanzimat Kafası” başlıklı yazısında dönemin Milli İstihbarat Teşkilatı’nı eleştirmişti!

Neden mi alıntıladım İlhan Selçuk’un bu savunmasını, anlatayım.

Dün benim ve Odatv için önemli bir gündü. Polislerin sabahın erken saatlerinde evimizi basarak hayatımdan 578 gün çalmalarının yıldönümüydü.

2 yıl geçti.

Ellerinde gözaltı kararı, boş “delil” çuvalları ve bir de kamera vardı.

“Terörist” evine baskın yapmışlardı ya; formalite olsun, “suç delili” bakıyor gibi görünsün diye iç çamaşırlarına kadar aradılar, aradılar…

En çok taptıkları ise elbette bilgisayar ve kütüphaneydi.

Nasıl bir gen işlemişse kanlarına; kırmızı kapaklı bir kitabın içini kaç kez karıştırmış, rafa koymuş, sonra tatmin olmamış olacak ki tekrar alıp yere doğru sallamıştı içlerinden biri. Hani kendilerinin bilgisayarıma yükledikleri dışında, varsa “gizli belgeler” olsa olsa kırmızı kaplı bir kitabın içinde saklardı bu terörist! Formaliteyi yerine getirmekten mi bilinmez, homurdananlar bile vardı içlerinde. 


Aklıma geldi; sahi n’oldu o kamera kayıtlarındaki sesler? Baskını yapan komiser değil miydi; itirazlarımı kameraya karşı söylememi isteyen?

Sessiz film mi oynadık biz ya da hatıra için miydi o arama çekimleri?

Evet, 2 yıl geçti.

“Nasılım” diye sordum kendi kendime günboyu. İçimde; hayatlarımızdan alçakça bir komployla çalınan günlerin öfkesi vardı, ama güçlüydüm.

Çünkü…

14 Şubat 2011’den önce ne yapıyorsam, şimdi de onu yapıyordum.

Haber yazıyordum, haber yazıyorum.

Kitap yazıyordum, kitap yazıyorum.

Telefonda sansürsüz konuşuyordum, yine sansürsüz konuşuyorum.

Tahliye sonrası en çok sorulan soru; “nasıl dayandın” oldu. Mahkemede de söylemiştim; haklı ve onurlu olmak kadar güzel birşey yok.

İşte güç veren şey; o güzellikti…

Peki, siz…

Belki siz de kendinizi hala güçlü hissediyorsunuzdur.

Peki ya kazandınız mı?

Hayır.

Bakın, bu satırları okuduğunuz Odatv dünden daha güçlü. Milyonlara ulaşıyor.

Bakın, o içeriğine el koyduğunuz kitabı Barış Terkoğlu ile birlikte birbirimizi hiç görmeden iki ayrı koğuşta ellerimizle yeniden yazdık.

Zulmünüz bitmedi, toplatmaya kalktınız; aylarca en çok satanlar listesinden inmedi.

Bakın, aylarca yalanlarla manşetlerde linç ettiniz; boyun eğmedik.

Bakın, yine yazıyoruz; yazacağız.

İlhan Selçuk’la başladık, Ataol Behramoğlu ile bitirelim:

Cellat uyandı yatağında bir gece, "Tanrım” dedi "Bu ne zor bilmece: Öldürdükçe çoğalıyor adamlar.
Ben tükenmekteyim öldürdükçe…"