ÖNCE KENDİN ANLA!

-Kendimizi bir türlü anlatamıyoruz birader.

Benim kuşaklarım bu ve buna benzer yakınmaları dinleyerek bir ömür tükettiler.

Yakınma aslında kendi eksikliğimizden çok, maruz kaldığımız haksızlığı dile getirmektedir.

Yani bize haksızlık yapılmaktadır ve bu da olgu ile algı farklılığından kaynaklanmaktadır.

Oysa olduğumuz gibi algılansak, hakkımızda yanlış anlamadan doğan yanılgılar ortadan kalkacaktır.

Ama ah bu kendimizi anlatamamamız yok mu işte o olmasa ne iyi olacaktır.

Yıllar sonra anlamaya başladım ki, yanlış anlaşıldığımız falan yokmuş meğer. Kendimizi anlatamamaktan çok, kendimizi yanlış ya da eksik anlıyormuşuz. lk adım kendimizi iyi anlamak olmalıymış.

Geçen gün, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’nin kendini iyi anlatamamasından yakınmasını görünce bütün bunlar geldi aklıma.

Dostum Fahrettin Fidan Milliyet’teki “Açık Pencere’de şöyle diyordu:

-Yeni CHP liler, CHP’yi anlamadılar ki, başkalarına anlatabilsinler.

Fidan’ın haklı olduğu kesin. CHP liler yenisiyle eskisiyle birbirlerini bunun için de her şeyden önce, kendilerini tanımak, tanımlamak anlamak zorundalar.

***

Türkiye zor bir dönemden, önemli dönemeçlerden geçiyor. Bir yandan iktidarda bulunan şeriatçı parti küresel güçlerle ele ele vermiş, öte yandan İmralı ile süren görüşmeler yepyeni oluşumları gündeme getirecek.

AKP işbaşına geldiğinden bu yana, Cumhuriyet ile hesaplaşma çabası içinde ve bu yolda hatırı sayılır ölçüde de mesafe almış durumda. Cumhuriyet’in tarihi ile kurumlarını yerle bir etmek için elinden geleni ardına koymuyor.

AKP bu hesaplaşma çabası içinde, içeride “yetmez ama evet”çi liboşlarla, dışarıda küreselleşmeci egemen çevrelerin desteğini sağlamış durumda. Buna son olarak BDP ile ittifak eklendi.

Bütün siyasal partiler, Kürt sorununu Türkiye’nin bir numaralı konusu olarak ilan ediyor, ama BDP dışında hiç biri, bu konuda içerikli bir politika oluşturmadıklarından, görüşlerini açıklayamıyor.

BDP de, isteklerini belki de, şu anda uygun görmediğinden bütün açıklığıyla ile ortaya koyamıyor.

İktidar partisi, müzakereleri yürütüyor, ama ilk bakışta ne kadar inanılmaz görünürse görünsün, Kürt sorunu konusunda belirli bir politikaya sahip değil ya da boyun eğmeğe razı olduğu çözümü kamuoyuna açıklamaktan korkuyor.

Bu durumda CHP’nin gelecekte nasıl bir Türkiye öngördüğünü saptayıp, bunu açıklaması ve buradan hareketle Cumhuriyetin kurumları ve tarihi konusundaki görüşünü belirlemesi, bunu önce kendi üyelerine anlatması gerekiyor.

***

İnsanlar tarihe geçmiş için değil, gelecek için bakarlar. Duverger’nin de belirttiği gibi, arzuladığımız yöneldiğimiz gelecek, tarihe bakışımızı da belirler.

CHP Türkiye’nin geleceğine nasıl bakmakta karşı karşıya bulunduğu sorunları nasıl çözmek istemektedir?

CHP’ye göre çözüm, AKP’nin de öngördüğ gibi, ulus devletin tümden tasfiyesiyle mi mümkün olacak, yoksa ulus devletin sübjektivist var olma iradesine dayalı demokratik bir yapıya evrilmesinde mi aranacaktır çözüm?

Kürt sorunu totaliter başkanlık sistemiyle takas edilmiş , demokratikliği açıklanmaya muhtaç otoriter bir “demokratik özerklik ile mi çözülecektir, yoksa demokrasinin bütün kurumları ve kurallarıyla işlediği bir düzen ile mi?

Ancak bu hedeflerin iyi belirlenmesi halinde, CHP geçmişine ve Cumhuriyet tarihine bilinçli bir şekilde dönüp bakabilecek ve ondan yola çıkarak köklerini fark edebilecektir.

Bunu yapmadan, bütün ulus devletlerin tarihine bakış rahatlığına kavuşamayacak, zirzop bir “özür” saplantısının batağından kurutulamayarak, gülünç duruma düşecektir.

Görülüyor ki, CHP’nin kendini anlatabilmesi, önce kendi kendini anlayabilmesi ve üyelerinin gelecek hedefler, kimlik ve tarihinin değerlendirilmesi konusunda anlaşabilmesine bağlıdır.

Evet önce anla, sonra da anlat!