REDHACK’LA NASIL GÖRÜŞTÜK

Geçtiğimiz Pazar günü Ulusal Kanal’da Ezberbozanlar programındaydık. Gerçekten ezber bozacak bir programdı. Halihazırda programın 5 konuğundan 2’si, ben ve Barış Pehlivan, bir terör örgütü davasının (Odatv) sanığıydık. Polise ve savcılara göre yazı yazarak terörist faaliyetlerde bulunmuştuk. Programa bağlanan kişi ise bir başka terör örgütü davasının (Redhack) aranan kişisiydi.

Onlar da bilgisayar hackleyerek terörist olmuşlardı. Diğer konuklar Redhack’in kitabını yazan Orhan Gökdemir ve filmini yapan Mustafa Kenan Aybastı’ydı.

Eskiden böyle programlar yapmak zordu. Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Mehmet Ali Birand’ın Bekaa’ya gidişi olay olmamış mıydı?

Şimdi mahkemeler sayesinde terör ayağımıza geldi, hepimiz terörist olduk, programlarda buluştuk.

Elbette programın en önemli konuğu programa bağlanan Redhack üyesiydi. Biz de Redhack’e soru sorma şansına kavuştuk.
Öğrendiklerimizi size de anlatalım…

DEVRİMCİLER VE SOSYALİSTLER

Redhack kendi ifadeleriyle “sosyalizme inanan, bilişim ve teknoloji alanındaki emekçilerden” oluşuyor. Başka bir örgütle ilişkileri yok, Redhack’i “sosyalist muhalefet içinde yer alan tüm hareketlerin sonucudur, devrimci dayanışmanın ürünüdür” sözleriyle tarif ediyorlar.

Onlar sistemin içinde yaşayabilecekleri halde sistemle mücadele etmeyi seçmiş insanlar. Birbirlerini tanımıyorlar. Hatta yaşlarını, cinsiyetlerini bile bilmiyorlar. Kendilerine özgü güvenlik kriterleri var. Birbirleriyle bu kurallarla ilişki kuruyorlar.

Çekirdek kadroları 12 kişi. Ancak sayıları yüzleri buluyor. Devlette ya da şirketlerde çalışmıyorlar. Anlattıklarına göre yurtiçinde yaşıyorlar. “Dışarıda yaşasak ülke gündemini bu kadar yakından takip edemezdik” diyorlar.

BİR LOKMA VE BİR HIRKA

Çok iyi gelirleri yok. Asgari yaşam koşullarını sağlayacak işlerde çalışıyorlar. Mütevaziler, “çay ve ekmek bize yeter” diyerek bize tanıdık bir felsefeyi dile getiriyorlar. Belki de bu yüzden programı sunan Eren Erdem “sanal alemin Ebuzerler’i” diye anlatıyor onları.

“Bazen çay kahve içecek paramız yokken bilgisayar başında vakit geçiriyoruz” sözleriyle aslında neyin peşinde olduklarını tarif ediyorlar.

İnsanların e-posta adreslerine giren, banka hesaplarını kopyalayan hackerlardan değil onlar. “Gelen ahlaksız teklifleri reddediyoruz” diyorlar. Hedeflerini siyasal güdülerle seçiyorlar. Bu hukuksuz operasyonlardan sonra Emniyet Teşkilatı’nın sitesi ya da hukuksuz bir karar nedeniyle Yargıtay’ın sitesi olabiliyor.

İSRAİL DAHA KORUMALI

İlginç bir karşılaştırma da yaptılar. Gazze’ye yönelik operasyonlara karşılık olarak İsrail devletinin ve sermayesinin internet altyapısına zarar veren Redhack, bu açıdan İsrail ve ABD’yi karşılaştırdı. Buna göre İsrail internet sistemleri ABD’ye göre daha korumalıydı.

Sistem hacklenme tehlikesinde kendisini tamamen kapatabiliyordu. Bu açıdan en küçük bir sızıntıya dahi izin vermiyordu.

Redhack’e yayınladıkları yolsuzluk belgelerinden sonra istifa olup olmadığını sorduk. Yanıtları çok netti: “Bir makama kendi hakkınızla gelmediyseniz, birileri getirdiyse kendiniz istifa edemezsiniz. Bizim asıl beklediğimiz istifa etmeleri değil, halkın harekete geçmesi”.

Sanki Vandetta ile konuşuyormuş gibi hissettik. Ama bir fark var, kendilerinin söylediği gibi “maskeyle dolaşmıyorlar”.

DEVLET DOKUNULMAZ DEĞİL

Devletin kurduğu siber timlerden korkup korkmadıkları sorusuna “kendimize ve teknik bilgimize güveniyoruz, demirden korksak trene binmeyiz” yanıtını veriyorlar. 25 Şubat’ta görülecek dava öncesinde bir uyarıda da bulunuyorlar: “Elimizde Dışişleri ve İçişleri Bakanlıkları’na ait bomba yaratacak belgeler var, yayınlanması durumunda çok ses getirecek, bizi yakalamak adına halka zarar verirlerse açıklarız.”

Redhack’le yaptığımız bizim adımıza unutulmaz sohbet böyle. Bütün sohbetten aklınızda ne kaldı derseniz, “devletin dokunulmaz olmadığını gösterdik” sözleri derim.

Anlayan anladı…