BİRLEŞTİRİRKEN BÖLMEK

12 eylülün lideri Kenan Evren’in barış sloganı şuydu:

-Hazır ol cenge eğer istiyorsan sulhu salah.

Doğaldı. 12 eylülün politikası, düşmansız yapamayan paranoya üzerine kuruluydu. Bir türlü çoğulcu ve katılımcı bir yapıya kavuşamamış olan Türk çok partili rejimi, hep karşıda bir düşman yaratarak ,birlik beraberlik oluşturmaya çalışmıştır.
1950 14 mayısında bayram yaparak karşıladığımız demokrasi, Türkiye’yi, DP ve CHP’ nin camileri ile kahvelerinin bile ayrı olduğu iki kampa bölmüştür.

DP’nin 27 mayıstan sonra altında kaldığı, düşman kutuplar ortamını yaratmakta en büyük paya sahip olduğu izan sahibi hiç kimsenin yadsıyamayacağı bir gerçektir.

Ama bu konuda yine de tereddütü olanlar var ise, onlara DP icadı olan “Vatan Cephesi” uygulamasını anımsatmak isterim.

Gerginlik ve düşman yaratma politikasında, suçu salt sağ veya solun sırtına yüklemeden, ilke olarak kimsenin kimseden daha masum olmadığını söylesek de , iktidara sahip olanların daha fazla sorumluluk taşıdıklarını kabul etmek gerek.

***

Feodal tarım toplumu kültürünün ürünü olan düşman yaratarak, onun karşısında bütünleşme politikası bir yandan safları sıklaştırma sonucunu doğururken, öte yandan da, zıtlıkları keskinleştirmeye yol açtığı için “birleştirirken, bölmek”sonucunu doğurur ve ortaya sık sık siyaset yorgunluğuna düşen, ötekini, karşıtını düşman olarak gördüğünden sorunlarına uzlaşma yoluyla çözüm bulamayan, darbeden darbeye savrulan bir ülke çıkar.

Şu anda Tayyip Erdoğan 10 yıldır iktidarda.

Bu 10 yıl süresince Tayyip Bey hep gerginlik politikasını sürdürdü, hep kendi çevresinde safları sıklaştırmak için düşman yaratma taktiğinden medet umdu.

Toplumsal geriliğin de yardımıyla başarılı olduğu da söylenebilir.

Ama 10 yıl süreyle uygulanan ve uygulayıcısından başkasına yarar sağlamayan gerginlik ve düşmanlık politikası sonucunda, Türkiye her konuda kamplara bölünmüş, parçalanmış bir ülke durumuna düşmüştür.

Şimdi Tayyip Bey Kürt sorununu çözecek devlet adamı rolüne soyunmuş durumda.

Belirtmek gerekir ki, barışçı çözüm konusunda, toplumda olumlu bir hava var.

Ancak, Tayyip Bey’in bu olumlu havadan yararlanıp. çözüm yolunda ilerlemesi güç.

Çünkü Tayyip Bey’in Kürt sorununa yaklaşımı, ve de de siyasal biçemi yeterli değil.

***

Kürt sorunu Türkiye’nin sorunu ve çözümü ancak demokrasiyle mümkün. Kürt sorunu ile demokrasi sorununu birbirlerinden ayırarak, birine öbürüne oranla öncelik tanıyarak çözmek olanaksız.

Tayyip Bey ise,” al özerk yönetimi ver başkancı rejimi” otoriter ve etnikçi takas politikası ile sonuca ulaşmayı kuruyor ki, bu imkansız.

Bir an için Başbakan’ın tutumunu değiştirip, bu rubikonu aştığını düşünsek bile, önümüze ikinci bir sorun çıkıyor. Etnik kökenden kaynaklanan ama yalnız ondan ibaret olmayan bu sorunun demokratik çözümü için, politik uzlaşma şart. Kürtlerle Kürtler, Türkler ile Kürtler ve Türkler ile Türkler arasında şart olan bu uzlaşma Tayyip Bey’in düşman yaratarak safları sıklaştırma politikası ile sağlanılabilemez.

Ne var ki, Erdoğan bunun farkında değil görünüyor ve sorununun çözümüne soyunduğunu ilan ettiği andan itibaren şu ya da bu odağa saldırarak, kristal dükkanına girmiş bir fil gibi kırıp dökerek yoluna devam ediyor.

Kimi zaman etnik politika yapanlara saldırıyor, kimi zaman milliyetçileri ve ulusalcılığı ayaklar altına aldığını haykırıyor, kimi olayda BDP’yi , kiminde de BDP ile elele vererek CHP’yi suçlayarak hedefine yürümeye çalışıyor.

Ve böylelikle birleştiriyorum derken, bölüyor.

Barış hedefine düşman politikasıyla varmaya uğraşmak, gibi abes bir yöntem ile hiçbir yere varılmaz ve birleştirdiğini sanırken, bölmekten başka sonuç elde edilmez.