TABİATI KORUMA-MA KANUNU VE BİZ

Taksim Gezi Parkı’na dayatılan Topçu Kışlası.

Tarihi Haydarpaşa Garı ve çevresinde gerçekleştirilmek istenen rantsal dönüşüm projesi.

Kadıköy’ün en büyük boş alanı Kuşdili Çayırı’na AVM inşa edilmek istenmesi.

  1. Boğaz Köprüsü İhalesi.

Ağaoğlu’nun Maslak 1453 Projesi ile Belgrad Ormanları katliamı.

Atatürk Orman Çiftliği’nin yağmalanması.

Evet kentleri bitiriyorsunuz, yaşanmaz hale getirip rantiyeye teslim ediyorsunuz ama yetmiyor, kapitalizmin büyüme hırsı o denli güçlü ki şimdi sıra doğada…

Türkiye’nin yüzlerce yıldır gözünden sakındığı ormanları, kıyıları, yaylaları, gölleri artık tek bir kararla imara açılabilecek, rant kurbanı olacak. Evet Cumhuriyet tarihinin en en koruma karşıtı ‘Koruma Kanunu’nun taslağından bahsediyorum. 2010 yılından bu yana TBMM’de bulunan ve önümüzdeki günlerde Meclis Genel Kurulu’nda görüşülecek olan Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu Tasarısı’ndan… Kanun, bugüne kadar ilan edilmiş 1000’ün üzerinde doğal sit statüsünü de tümüyle iptal edecek. Türkiye’deki en güçlü doğa koruma yasalarından Milli Parklar Kanunu yürürlükten kalkacak. Kanunla birlikte “üstün kamu yararı” gerekçe gösterilerek korunan alanlarda her türlü yatırıma izin verilebilecek. Herhangi bir milli park alanında bir otoyol, maden, toplu konut, sanayi, turizm, enerji yatırımı mümkün olabilecek.

Doğa katliamına karşı ne yapılıyor?

Bu noktada, çevre ve doğa koruma konusunda çalışan 84 yerel ve ulusal sivil toplum kuruluşundan oluşan Tabiat Kanunu İzleme Girişimi’nden bahsetmek istiyorum. Ve birkaç ay önce Türkiye ayağı oluşturulan dünyanın en yaygın online kampanyacılık platformu olan change.org’dan. Aralarında TEMA, ÇEKÜL; Doğa Derneği, WWF Türkiye’nin de bulunduğu Tabiat Kanunu İzleme Girişimi, Change.org üzerinden başlattıkları imza kampanyasıyla Meclis gündeminde yer alan kanunun acilen geri çekilmesini istedi. Dağcı, fotoğrafçı ve gezgin Nasuh Mahruki; girişimin çabalarına destek vermek ve bu kanunun geri çekilmesini sağlamak için imza kampanyasına öncülük ediyor. Kampanya başlayalı bir hafta olmasına rağmen destekçi sayısı 25.000’i geçti. Türkiye’nin dört bir yanından imza kampanyasına katılanlar “Doğa İçin Ses Ver” sloganıyla kanuna olan tepkilerini dile getiriyor.
Tabiat Kanunu İzleme Girişimi sözcüsü ve eski Milli Parklar Genel Müdürlerinden Hüsrev Özkara tasarıyı “Geçmişten bugüne büyük zahmetlerle korumayı başardığımız alanlarımız eşi görülmemiş bir kullanım baskısıyla karşı karşıya kalacak. Bu ülkemizin doğası ve gelecek nesillerimizin emaneti için bugüne kadar karşılaşılmış en acı tablodur” diye özetliyor. 
Gelelim change.org’a… Bugün Türkiye’de neyi değiştirmek istersiniz diye kendinize sorduğunuzda bir nefeste birçok şeyi sayacaksınızdır büyük olasılıkla. Peki “Bunlardan kaçı için o ya da bu şekilde harekete geçiyorsunuz” diye sorsak ne söylersiniz? Çoğumuz için bu sorunun yanıtı kocaman bir sessizlik değil mi? Günlük koşuşturmaca içinde hepimizin de haklı gerekçeleri hazırdır. Uzun yıllar TEMA Vakfı ve Greenpeace Akdeniz’de genel direktörlük yaptıktan sonra, birkaç ay önce, dünyanın en yaygın online kampanyacılık platformu change.org Türkiye’ye geçen Dr. Uygar Özesmi, change org’u, “nerede olursa olsun herkese görmek istediği değişimi gerçekleştirebilmesi için olanak sağlayan, dünyanın en büyük imza kampanyası platformu” diye açıklıyor. “196 ülkede 20 milyondan fazla change.org kullanıcısı bulunuyor ve her gün insanlar bizim araçlarımızı kullanarak -yerel, ulusal ve küresel bağlamda- kendi toplumlarını dönüştürüyorlar” diyor. change.org’un kurucuları Ben Rattray ile üniversite yurdundan oda arkadaşı Mark Dimas. O dönemde Güney Afrika’da “düzelti­ci tecavüz” diye bir suç var ve polis bu şiddete göz yumuyor. Sonunda, lezbiyen bir kadın, internet üzerin­den bir imza kampanyası başlatıyor. 50 ülkeden 140 bin imza toplanıyor ve Güney Afrika hükümeti bununla il­gili özel bir eylem planı oluşturmak zorunda kalıyor. Rattay ve arkadaşı bunu fark edince siteyi bir imza kampanyası platformuna dönüştürmeye karar veriyorlar. En güzel etkilerinden biri, halkı, yurttaşları, müşterileri, ilgi sahibi olan herkesi dinleme zorunluluğunu hatırlatan ve bu pratiği kazandıran bir kuruluş olması.
Biz ise hepimizin bildiği gibi halkı, toplumu, müşterileri dinleme ve sorunlarına göre hareket etme pratiği olmayan bir ülkede yaşıyoruz. Oynanan sadece demokratikleşme oyunu. Gücü elinde tutanın istediğini yaptığı bir düzen. Bugüne kadar imza kampanyalarından toplanan dilekçelerden pek de bir sonuç alınamadı. Atı alan hep Üsküdar’ı geçti. 25 bin, 50 bin imza ile AKP’nin bu kanun tasarısını geri çekeceğini düşünmüyorum. Haa Greenpeace’in “Seninki kaç santim?” diye başlattığı balık kampanyası hariç. Orada da işin içinde fazla rant olmadığı için geri adım atıldı. Ama ola ki bu imzalar birkaç milyona ulaşır, ola ki her kesim tabiat kanunu için sokaklara dökülür, işte o zaman iş değişir. Bu yüzden “Doğa İçin Ses Ver” önemli bir başlangıç. Sakın ola görmemizlikten gelmeyin.