29 KASIM 1955 GÜNÜ ANKARA’DA NE OLMUŞTU?

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, geçen gün Marmara Üniversitesi Haydarpaşa kampüsünde düzenenlenen “Hükümet Sistemi Arayışları ve Başkanlık Sistemi” konulu panelde, “hem Atatürk, hem İnönü hem de Menderes’in hem yürütme, hem de yasama ellerindedir. Tam bir fiili başkanlık dönemidir. Bugünkü Amerikan Başkanlık Sistemi’nden daha güçlü bir sistem” demiş.

Anlaşılan Bozdağ, Türkiye’ye en uygun demokratik sistemden çok, kendi emellerine en uygun dikta yapısının arayışı içinde. Olaylara da o amaca uygun bir yorumla bakmayı yeğliyor.

Tabii, sürekli olarak tek parti dönemini eleştiren bir iktidarın Başbakan Yardımcısı’nın Atatürk ve İnönü’nün, Kurtuluş Savaşı’ndan gelen kişiliklerinden doğan ve kendine özgü olarak nitelenebilecek,dönemlerini emsal göstermeye kalkmasındaki tutarsızık gözden kaçmayacak türden.

***

Ama zaten Bozdağ demokratik sistem arayışında falan değil.

Yine de bunları söylerken, hiç değilse, kendilerinin Tayyip Bey için istedikleri Meclisi feshetme yetkisinin, parlamento tarafından Atatürk’e bile verilmediğini belirtseydi hiç değilse gerçeklere daha uygun konuşmuş olurdu.

Ama zaten Bozdağ’ın gerçekleri konuşmak gibi bir kaygısı da yok.

Nitekim, Menderes dönemini anlatırken de Celal Bayar’ın temsili bir noktada durması dolayısıyla, Başbakan Menderes’in egemen olduğu fiili bir başkanlık sisteminin başında olduğunu söyleyebiliyor.

Neresinden başlamalı ki?…

Celal Bayar’ın DP amblemli, bastonla gezdiği ve Cumhurbaşkanı seçilince, eski partisiyle arasına, Anayasa gereği, yeterince mesafe koymadığı için eleştirildiği ve DP’nin fiili başkanı olarak nitelendirildiğini bırakalım bir yana.

Ama yine de sistemin özünde parlemanter olduğunu yadsımak mümkün müdür?

Menderes’in tek adamlık tutkusu ve bu tutkunun demokrasinin canına okuduğu bir gerçektir, ama sistem görünüşte de olsa parlemanterdir.

Ve parlamentoda çoğunluğu olan partinin milletvekilleri zaman zaman güçlerini öylesine göstermişlerdir ki, Menderes sinmiş ve şu cümleyi telaffuz etmiştir:

-Aslanlar gibi adamlarsınız siz dilerseniz hilafeti bile geri getirebilirsiniz.

***

Şöyle biraz geriye gidelim:

1955 sonbaharında DP içinde rüzgarlar pek de Menderes’in lehine esmemektedir. Bu arada 29 kasım günü yapılan DP grup toplantısında Ticaret Bakanı Sıtkı Yırcalı için bir soru önergesi verilmiştir.

Adnan Menderes’in başlangıçta hazır bulunmadığı toplantıda, soru gensoruya dönüştürülmüş ve daha önce Başbakanla aksine karar alındığı halde, Yırcalı, “ben koltuğa yapışan adam değilim” diyerek istifa etmiştir.

Sonradan Menderes’in de katıldığı grup toplantısında, hava biraz daha kızışmış, Yırcalı’nın ardından, eleştirilerin hedefi olan Maliye Bakanı Polatkan istifa etmiş, bilahare yükselen “Zorlu… Zorlu” seslerinin üstne Zorlu da bakanlıktan çekilmiştir.

Bu durumda ne yapacağını bilemeyen Menderes, yukarıya Koraltan’ın odasına çıkmış, orada, Mükerrem Sarol kendisine,”siz lidersiniz bakanlar istifa etsin siz kişisel olarak güvenoyu isteyin!” tavsiyesinde bulununca, grup toplantısına dönmüş, bakan arkadaşlarının istifasını bildirmiş ve, “kaderimi sizin reylerinize teslim ediyorum”diyerek, kendi adına şahsen güven oyu isteyip, almıştı.

İşte, milletvekillerine “ siz isterseniz hilafeti bile getirirsiniz” sözünü orada söylemiştir.

Başta Başbakan olmak üzere AKP liler sık sık geçmişten söz ediyorlar, ama onu da doğru dürüst bilmiyorlar. Gördüğünüz gibi Bozdağ da bunlardan biri.

Meslekte 63. yılını yaşayan Altan Öymen’in üç ciltlik bir anı kitabı var, dördüncüsü de yolda, bu dönemleri ayrıntısıyla anlatıyor.

Bari Altan Öymen, tv. ekranında iki hatuna laf anlatmaya (ki o zaten mümkün değil) uğraşmayı bırakıp kitabı ilerletse de, geçmişten söz etmek isteyenler, okuyup, neyin ne olduğunu, öğrenseler.