‘EYVAH SAVAŞ BİTECEK!’

Türkiye Cumhuriyeti “resmen” 1984’ten itibaren PKK gerillalarıyla savaşıyor. Abdullah Öcalan yıllar sonra Bekaa’daki karargahında Türkiyeli gazetecilere,1984’teki Eruh ve Şemdinli eylemlerini anlatırken şöyle diyecekti:

-Üç yerde birden eylem yapacaktık, ancak 160 gerillamız vardı, ikiye bölündük!

Dönemin başbakanı Turgut Özal, bu eylemi “3-5 kişinin işi” diye küçümsemişti… O kadar değildi ama 300-500 de ulaşılamamıştı.

1984’te PKK birlikleri160 gerilladan ibaretti. 1999’da ise hayatını kaybeden gerilla sayısı 22 bine ulaşmıştı!

Devlet bu büyük bilançoya rağmen hep aynı türküyü söyledi: Devlet pazarlık yapmaz!

Oysa aynı devlet işçilerle saat ücreti için kuruşuna kadar pazarlık yapıyordu. Bundan da katiyen rencide olmuyordu. Akan kanın durması için bir türlü savaştığı PKK ile muhatap olmuyordu.

Şimdi ilk kez bu gerçeği gördü:

-Kiminle savaşıyorsan, onunla barışacaksın!

Savaş biterse bütün ülke rahatlayacak. Ama barış ihtimalinden bile rahatı kaçarlar var.

Ne olur barışa bir şans verilse?

İlla ki savaş yapalım, ölelim öldürelim ama bu Kürtleri muhatap almayalım!

Savaş bitirse, Türkiye dağlarını ovalarını bombalamayacak. Bir F-16’nın kanatlarına yerleştirilen dört adet napalm bombası 1 milyon dolar olduğu yıllar önce açıklanmıştı. Tanesi 250 bin dolar!

Geçtiğimiz hafta Türkiye’ye gelen Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil, “biz bilim insanları 100 deneyden 99’unda başarısız oluyoruz” demişti:

-Ama o 1 ihtimal için her gün yeniden çalışıyoruz!

Barış için 1 ihtimal bile olsa denemeye değmez mi?

Ama Türkiye büyük bir akıl hastanesi formunda olduğu için akıl dışı fikirler havalarda uçuşuyor. Kesinlikle tedaviye ihtiyacı olan hastalar, doktorları uyarıyorlar:

-Bakın size açık olarak söylüyorum çok kötü olacak!

Böyle bir korku ancak akıl hastanelerinde görülebilir:

-Eyvah savaş bitecek!

‘Erkekler hâlâ maymun!’

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Türkiye’de ilk kez 1970’li yıllarda kutlanmaya başladı. Hem de fabrikalarda kitlesel olarak… DİSK’e bağlı Maden-İş Sendikası’nın örgütlü olduğu işyerlerinde 8 Mart günlerinde öğlenden sonraki çay paydoslarında çayla birlikte tepsiler dolusu pasta servis edilir, büyük yemekhanelerde konuşmalar yapılır, Dünya Emekçi Kadınlar Günü neşe içinde kutlanırdı.

Sonra bu çaylı-pastalı kutlamalar için işyeri temsilcileri yargılandılar!

“İdeolojik amaçlı çay ve pasta servis etmek suretiyle…”

Gülünebilir ama yukarıdaki cümleler iddianamelerde yer aldı!

Sonra 1980’ler geldi. Kadınlar bu kez kendiliklerinden sokaklara çıktılar. Devlet anında olay yerine geldi ve olay çıkarttı! Polisler, hamile kadınları yerlerde tekmelediler!

Neyse ki şimdi 8 Mart “tehlikeli” olmaktan çıktı.

Ama kadınların kadın olmaktan dolayı yaşadıkları mağduriyetler azalmadı, artı. Hatta çığırından çıktı! Düzenli olarak katlediliyorlar. Kocası, sevgilisi, babası, ağabeyi, kardeşi, yeğeni tarafından öldürülüyorlar.

Bu tabloya bakınca aleni olarak görülüyor ki, dünya bir kadın eza ve cezaevi halinde dönüyor.

1970’lerde Emekçi Kadınlar Günü erkeklerin öncülüğünde kutlanırdı. Anlaşıldı ki, kadın hareketi ancak kadınlar ile bir yerlere varabilir. Erkek öncülüğünün günümüzde bile nasıl sonuçlar doğurabileceğini BDP Eş Başkanı Gültan Kışanak, bir yıl önce Stockholm’deki “Feminist Form” toplantılarından birinde anlatmıştı. Bir kadın
Kışanak’a gelmiş ve gördüğü şiddeti anlatmıştı:

-8 Mart mitingine gitmedim diye kocam beni dövdü!!!

Sevgili Duygu Asena, 2000’de yapılan İzmir Aliağa’da yapılan bir panelde şöyle demişti:

-Kadınlar evrim sürecini tamamladılar, insan oldular. Erkekler ise henüz maymun!

Her gün parçalanan kadınlara bakarak Duygu’ya hak vermemek mümkün mü?