FRANSA’DA İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ YOK MU?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Yardımcısı Bekir Bekir Bozdağ’ın açıklamaları üzerine türban tartışması hukukçuları endişelendirirken, Kocaeli İnanç Özgürlüğü Platformu’nun topladığı imzalarla birlikte, türban yasakçılarına hapis cezası getirilmesi konusundaki girişimi, konuyu yeni boyutlara taşıdı.
Bildiğiniz gibi, Fransa’da da, türban konusunda yasaklar var.

2003 yılında, aralarında bir de Türk’ün (El ele Derneği’nin Başkanı Jale Petek) bulunduğu 22 siyaset bilimci, sosyolog, felsefeci, teolog ve Müslüman ulema ve sivil toplum örgütü temsilcilerinden oluşan 22 kişilik Stasi Komisyonu’nun 2003 yılında hazırladığı “Laiklik Raporu”na dayanarak, 11 şubat 2004 te Fransız Millet Meclisi’nde 36 ya karşı 434 oyla kabul edilen yasaya göre, okullarda haç, türban kipa gibi dinsel simgelerin açık şekilde teşhiri yasaklanmış bulunmaktadır.

Yasanın içeriğine girmeden önce, Stasi Komisyonu’nun yapısı üzerinde biraz duralım.

Demokrasilerde, yasaların hazırlanması sırasında, ilgililerin, görüşlerinin alınması ve katılımı da sağlanır. Bu defada öyle yapılmış, uzmanların arasına ilgili olarak İslam cemaatinin temsilcileri de katılmıştır. Bu da doğaldır. Doğal olmayan, yasaların hazırlanmasında fetva yoluna başvurulmasıdır.

***

Yasanın içeriğine gelince: Laiklik ile İlgili Yasa ayırım yapmadan herhangi bir ayırım yapmadan, kamu alanından dinsel simgelerin teşhirini engellemekteydi.

Bu yönde, AİHM’ sinin de, kamuda dinsel simge teşhiri yasaklanmasanın AİHS’nin 9, 10 ve 11. maddelerine aykırı olmadığı yolunda kararları vardır.

Zaten, bireylerin özgürlüklerini güvenceye almak üzere, demokrasilerde devletlerin, o özgürlüğün alanını temizlemeleri de doğaldır. Kamu alanında dinsel simge teşhirinin yasaklanması da, bu çerçeve içinde ele alınır.

Bu gerçeği böylece vurguladıktan sonra belirtmeliyim ki, sorun ilk bakışta göründüğünden daha naziktir.

Türkiye’de türban uygulaması, toplumsal sorunlara neden olmuş, kimileri kendilerini mağdur görmüşlerdir.

Buradaki gerçek payını göz ardı etmek mümkün değildir.

Ama aynı zamanda kamu alanında dinsel simge teşhirinin de inanç özgürlüğü açısından taşıdığı sakıncayı da görmemek mümkün değildir.

Yarıtay Onursal Başsavcsı Sabih Kanadoğlu’nin atıf yaptığı, Anayasa Hahkemesi. Danıştay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları bu gerekçeden hareket etmektedirler.

***

Türkiye’de kimi çevreler konuyu türbana özgürlük başlığı altında irdelerken, işin türbansızlığa özgürlük yanınını, tümüyle görmezden geldikleri bir gerçektir.

Bugün türban tartışması, türbana özgürlükten çıkıp, türbansıza özgürlüğe dönüşmüştür.

Çünkü baskı türban karşıtlarının üstünde yoğunlaşmıştır.

O kadar ki, İzmir 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nin Rennan Pekünlü davasında verdiği hapis cezası kararında da görüldüğü gibi, ortada herhangi bir türban engelleme olmadığı halde, yaptırım uygulanması yoluna gidilebilmektedir.

Önümüzdeki günlerde, artık türbansız gezebilme özgürlüğüne sahip olmanın mücadelesi verilecektir.

Bu mücadelenin mahalle baskısıyla kol kola girmiş , şeriatçı iktidara karşı verilmek durumunda olduğu, asıl tehdidin türbansızlar üstünde yoğunlaştığı açıktır.

Fransa’daki Laiklik Yasası’nın yaptırımının amacı, türbanlı ile türbansızın, bir arada yan yana özgürce yaşamasını sağlamaktır.

Bunu sağlamanın yolu olarak kamu alanında dinsel simge yasağı kabul edilmiştir.

Totalitarizmin, ileri demokrasi olarak adlandırıldığı Türkiye’de ise dinsel baskı inanç özgürlüğü olarak sunulmaktadır.

Dileyen, Türkiye’de inanç ve düşünce özgürlüğü olduğu, Fransa’da ise olmadığını savunmakta, dileyen de buna inanmakta özgürdür. Ama bunu gülünç olmadan yapmak mümkün mü? İşte o ayrı bir konu.