ŞER CEPHESİNDE YENİ BİR ŞEY YOK!

Ahmet Şefik Mithat Paşa (1822-1884), Tanzimat reformlarını gerçekleştiren lider kadrosunda yer almamasına karşın, ilk Osmanlı anayasası Kanuni Esasi kurulunun başkanıdır. Türk Aydınlanması’nın erken dönem öncüsü bir devlet adamı olarak bilinir.

İmparatorluk tarihinin en sancılı, çünkü çöküş sürecinde iki kısa dönem sadrazamlık da yapan Mithat Paşa’nın, Sultan Abdülaziz’in tahttan indirilmesiyle sonuçlanan 1876 krizi sırasında bir Cumhuriyet rejimi tasarladığı iddia edilmiştir.

Bu iddia, Abdülaziz yerine tahta bindirilen zaten paranoyak müstebit Aldülhamit’in Mithat Paşa’ya düşman olmasına yol açmış, ancak 1908’den öteye kahramanlaştırılmasını da sağlamıştır.

Mithat Paşa’nın en başarılı olduğu alan, vali olduğu çok sayıda Osmanlı vilayetinde yaptığı idari reformlar ve başta yol yapımı, modernleştirme çalışmalarıdır. Ama aydın ve yenilikçi kişiliğinin yanısıra, 93 Harbi diye bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ve Rus ordusunun Yeşilköy’e kadar ilerlemesiyle felakete dönüşen büyük bozgunun mimarı da Mithat Paşa’dır.

***

Abdülhamit, işte bu yenilgiyi bahane ederek sürgüne gönderdiği Mithat Paşa’yı önce öldürtmeye çalışmış, sonra Abdülaziz’i öldürttüğü suçlamasıyla yargılatmış, derken kapatıldığı Taif zindanında boğdurmuştur.

Ne gariptir ki T.C. döneminde Mithat Paşa’ya sahip çıkıp kahramanlaştıranlar, aynı zamanda celladı Sultan Abdülhamit’e tapınanlardır!

1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti’nin ilk sembolik işlerinden biri Mithat Paşa’nın cenazesini Taif’ten İstanbul’a getirtip Hürriyet-i Abide’ye defnetmek olmuş; hatta 1947 yılında yapılan İnönü stadyumu, 1951 yılında Demokrat Parti iktidarı tarafından Mithat Paşa stadyumuna dönüştürülen adını ancak 1973’te geri alabilmiştir!

Gazetemizin sadık okuru Aziz Naci Doğan, geçen aylarda Samih Tiryakioğlu’nun Dünya Siyasi Tarihinde Büyük Davalar* adlı kitabından yaptığı bir derlemeyi gönderdi.

Derlemede, tahttan indirilince intihar eden Abdülaziz’i öldürmekle suçlanan Mithat Paşa’nın, Abdülhamit’in düzmece mahkemesi tarafından yargılanmasına ilişkin bir pasaj var ki, kuşkusuz bugünkü adaletsizliğin de DNA’sını oluşturuyor:

***

Yıldız Sarayı bahçesinde bir çadır içinde kurulan olağanüstü nitelikteki Özel Yetkili Yıldız Mahkemesi’nin başkanı, Mithat Paşa’nın üstün başarılar sergilediği valilikleri döneminde türlü yolsuzluklarını ortaya çıkardığı kişidir. Dolayısıyla sanığa düşmandır. Mithat Paşa, 29 Haziran 1881 günü sabahı başladığı ve dokuz saat süren tarihsel savunmasını yaparken, sözünü sık sık kesen mahkeme başkanı, işte bu Süruri Efendi’ye döner ve der ki:

“Efendi… Savunma hakkı ya vardır, ya yoktur. Ben seni eskiden de tanırım. Yazdığın ithamnamenin sadece başındaki besmele ile sonundaki tarih doğrudur; o kadar!… Kahredici bir kuvvete dayanılarak ve adalet ayaklar altına alınarak bu ithamname ile karar verilebilir ama, bir de mahşer gününün mahkemesi vardır. Niçin işin içyüzünü Sultan Abdülâziz’in annesinden ve Arzıniyâz Kalfa’dan sormuyorsunuz? Yalan söylemeyeceklerini biliyorsunuz da ondan!

Şahit dinlemeyecek, vesika tetkik etmeyecek, bilirkişi sözlerine aldırmayacak ve kanunları ayaklar altına alacak olduktan sonra bu davaya ne lüzum var?

Sizin şahıslarınızda ben, bahtsız vatanımın Tanzimat’tan öncesine geri gittiğini görmekle yeis ve elem duyuyorum. Bu durum, benim için, sizin vereceğiniz bin ölüm kararından daha elîmdir."

***

Osmanlı, 1876 Kanuni Esasi’siyle parlementer bir monarşiye geçtiğini sanırken 1908’e kadar mutaassıp müstebit Abdülhamit’in keyfi hukukunun pençesine düşmüştü.

Türkiye’de 2003’ten 2013’e cumhurun nasıl bir akıl tutulmasına uğradığına ve hukukun kimler arasında çekiştirilip nereye bağlandığının bile bilinemediğine bakılırsa…

Vallahi seçimle gelen taassup ve istibdatın, Abdülhamit’in hanlığını da, hakanlığını da çırak çıkardığı söylenebilir.

*Varlık Yayınları, 1963 (136.sayfa)

Aslana ve sığıra aynı yasayı uygulamak, baskı rejiminin ta kendisidir.
WİLLİAM BLAKE

“G” NOKTASI

Nerelisin dedim New York’taki Afrikalıya:

Amerikalıyım dedi…

Nerelisin dedim Londra’daki Çinliye:

İngilizim dedi…

Nerelisin dedim Fransa’daki Cezayirliye:

Fransızım dedi…

Nerelisin dedim Rusya’daki Çeçene:

Rusum dedi…

Nerelisin dedim Ukrayna’daki Tatara:

Ukraynalıyım dedi…

Ve de onlar bana sordular:

Where are you from?

I am from Republic of Turkey…

Oh, so you are Turkish…

No No, I am not Turkish…

You can call me Turkey but not Turkish…

REFET KAYAKIRAN