HİLMİ ÖZKÖK’E GÖRE 1 MART TEZKERESİ

Balyoz davası nedeniyle Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz’in cezaevinde yazdığı “Hedefteki Donanma” kitabı piyasaya çıktı. Türk Donanması’nın tarihini kitapta ele alan Gürdeniz, son dönemde özellikle Deniz Kuvvetleri’ni hedef alan davalar sürecini irdeliyor.

1 MART TEZKERESİNE SARI IŞIK

Kitapta Gürdeniz’in görev sürecinde karşılaştığı pek çok önemli ayrıntı var. Bunlardan biri de ABD’nin Irak işgali sürecinde reddedilen 1 Mart 2003 tarihli tezkereye ilişkin. 6 Şubat 2003 tarihinde ABD ordusu istihkam birliklerinin savaş hazırlıkları kapsamında Türkiye’ye girmesine TBMM’nin 3 ay süreyle izin verdiğini hatırlatan Gürdeniz, ABD’nin bu süreçte 1 Mart tezkeresinin geçmesine kesin gözüyle baktığını ve yığınağını buna göre yaptığını anlatıyor. Bu süreçte ABD heyeti ile Genelkurmay Karargahı’nda yapılan toplantılara katılan Fatih Ilgar’ın anlatımları ilginç bir gerçeği ortaya çıkarıyor. O dönem görüşmelere Kurmay Albay rütbesiyle katılan ve bugün Tuğamiral rütbesiyle emekli edilerek Silivri Cezaevi’ne konulan Ilgar, ABD askerleriyle yaşadıkları gerginliği şöyle anlatıyor: “Ankara’daki toplantılar kapsamında sadece lojistik ve istihkâm birliklerinin sa­hilde konuşlanması düşünülmüş ise de İskenderun bölgesine silah ve sensör sistemlerini haiz bazı araçların da indirildiğinin tespiti üzerine yoğun itirazlarımız başlamış ve bu durum basına yansı­mıştı”.

Gürdeniz, tezkere öncesinde yaşanan sürece bakarak dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök yönetimi için şu tespitte bulunuyor: “Buradan da anlaşılmaktadır ki, sadece 6 Şubat 2003 tezkeresi değil, Genelkurmay Başkanlığı da ABD ile karargâh görüşmelerini önceden başlatarak ve hatta tesis incelemelerine izin vererek ABD’ye yeşil ışık olmasa da, sarı ışık yakmıştır. Dolayısıyla Amerikalılar görüşmelerin başından itibaren Türkiye’nin bu savaşta yanlarında olacağına nere­deyse kesin gözüyle bakmıştır.”

ÇUVAL KRİZİNDE KADERE RAZI OLDULAR

4 Temmuz 2003’te Süleymaniye’de Türk askerlerinin başına çuval geçirilmesi olayını da irdeleyen Gürdeniz, tezkerenin geçmemesinin ABD tarafından tepkiye neden olduğunu, bu durumdan tezkere lehine açık tavır göstermeyen TSK’yı sorumlu tuttuğunu söylüyor. Gürdeniz yaşanan çuval krizine ilişkin şunları anlatıyor: “Aslında 4 Temmuz olayının ayak sesleri aylar öncesinde duyul­maya başlanmıştı. Burada sorun bir fırtınanın kopacağı bilindiği hal­de komuta heyetinin olayları Türkiye’nin çıkarları lehinde şekillen­dirmek yerine kaderine razı bir şekilde beklemeyi tercih etmesiydi. Ulusların onuru, silahlı kuvvetlerinin onuru ile eşdeğerdir. Süleymaniye’de Özel Kuvvetler’e uygulanan durum, askerlik andı içmiş bir birlik komutanı ve bir Türk savaş gemisi komutanı için düşünülemez. Deniz Kuvvetleri’nin tüm gemi komutanları bu acık­lı durumu yaşamaktansa ölümü göze alırdı.”

AB’NİN ŞİKAYET ETTİĞİ ASKERLER TUTUKLANDI

Gürdeniz, kitabında Balyoz davasında tutuklanan askerlerin tesadüfen seçilmediğini söylüyor. 15 Ekim 2009 tarihli AB Komisyonu raporunda Türk Deniz Kuvvetleri’nden duyulan rahatsızlığın “Türk Donanması rapor döneminde, birçok kez Kıbrıs Cumhuriyeti için petrol arayan sivil gemileri engellemiştir” denilerek gösterildiğini ifade ediyor.

İlk tutuklanan muvazzaf amirallerden biri olan Gürdeniz kitapta şu ilginç tespitte bulunuyor: “özellikle Balyoz Tertibi’nde tüm silahlı kuvvetler içinde başlangıçta iki muvazzaf amiralin tutuklanması son derece ciddi mesajlar içeriyor­du. Her iki amiral de Deniz Kuvvetleri’nin kritik iki görevini yürü­tüyordu.

Plan Prensipler Başkanlığı Deniz Kuvvetleri’nin özellikle Karadeniz, Ege ve Doğu Akdeniz’deki ulusal çıkarlara odaklı stra­tejisinin oluşturulduğu başkanlık; Harekât Eğitim Daire Başkanlığı da bu stratejinin sahada uygulatıcısı, Cumhuriyet Donanması’nın aktif kullanımını yöneten başkanlıktı. Her ikisinin aynı anda tu­tuklanması tesadüfle izah edilemezdi. Bu kitabın yazarı Deniz Kuvvetleri’nin strateji ve politikasını son yedi yıldır yönlendirmiş, özellikle Karadeniz stratejileri ile öne çıkan bir amiral, Tuğamiral Cem Çakmak ise gerek Komodorluğu, gerekse Harekât Eğitim Daire Başkanlığı esnasında Cumhuriyet Donanması’nın denizdeki eğitim ve harekâtını yönlendiren çok önemli değerlerindendi. 2009 yılının Türkiye’nin AB İlerleme Raporu’nda şikâyete neden olan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi namına Türkiye’nin müstakbel münhasır eko­nomik bölge sınırları içinde petrol ve doğalgaz arayan araştırma ge­milerinin sahamızdan çıkarılmasında önemli rol oynamıştı.”

ENERJİ SAVAŞLARININ KURBANI

Doğu Akdeniz’in enerji savaşlarının merkezi olduğunu kitabında anlatan Gürdeniz, küresel güçlerin bu alandaki rekabetinde engellerden biri olan Deniz Kuvvetleri’nin son durumunu ise kitapta şöyle anlatıyor: “Buna engel olabilecek faktörlerin başında gelen Türk Deniz Kuvvetleri ise, 2009 yılından sonra başlayan davalar sayesinde ami­rallerinin yarısı sahte delillerle tutuklanarak zaten sorun olmaktan çıkarılmış bir durumda. O halde küresel sermayenin güçlü sahiple­rini, Akdeniz’in diplerinde yatan ve milyonlarca yıldır yeni sahip­lerini bekleyen hidrokarbon kaynaklarıyla buluşmaktan ne alıkoya­bilir ki?”

2 Ekim 1992’de Türk Deniz Kuvvetleri’ne ait Muavenet muhribinin, ABD’ye ait Saratoga uçak gemi­si tarafından vurulduğu olayı değerlendiren Gürdeniz, bu olayın bir kaza olmadığını söylüyor. Gürdeniz, Türk gemisinin vurulmasının tesadüf olamayacağını şöyle anlatıyor:

“MEKO sınıfı fırkateynlerimizde de bulunan Sea Sparrow füzesi­nin ateşlenebilmesi için yedi ayrı emniyet safhasının geçilmesi gere­kir. Uçak gemisinde SHM’den en az 150 metre uzaktaki füze lançeri üzerinde ateşleme kamçılarının donatılması gerekir. Amerikan savaş gemileri ani reaksiyon silahı olan Sea Sparrow füzelerinin ateşleme kamçılarını sistem üzerinde sürekli takılı tuttuğundan bu safha atla­nabilir. Daha sonra lançere yakın bir mahalde bulunan sistem kont­rol kabini üzerindeki ateşleme anahtarı ile lançerin atışa hazır hale getirilmesi gerekir. Müteakiben sistem atış kontrol radarı ile hedefi bulup, üzerine STIR11 aydınlatma radarı ile sürekli elektromanyetik enerji göndererek vuruş anına kadar hedefin aydınlatılması gerekir. Bu arada merminin ısınmasının beklenmesi ve hazır ikazının alınma­sı lazımdır. Bu durumda silah kontrol konsolunda gerekli ikaz elde edilerek son aşama ateşleme anahtarının çevrilerek ‘ateş’ düğmesi­ne basmaya kalır. Bu kadar safhanın kontrolsüz bir şekilde aşılması dehşet vericidir.”