KEŞKE BİRKAÇ ESKİŞEHİR’İMİZ OLSA…

Ülkemde, kadına yönelik şiddetin korkunç derecede arttığı; kadın okur yazarlığının gerilediği; kadın istihdamının; işgücüne katılımının dünya normlarının çok gerisinde kaldığı bir ortamda, bir 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü daha geride bıraktık. Kutlanacak bir durum olmadığını vurgulayarak; KA.DER’in Türkiye’nin bir kez daha sınıfta kaldığını gösteren “Türkiye Karnesi”ne, başarısızlığına tanık olarak…

Bu arada anlamadığım bir şey daha oldu: Birtakım kadınlar aman ne sevindiler, ne sevindiler: Yaşasın, Başbakan nihayet kadına yönelik şiddete karşı bir çift laf etti diye! Yaşasın şiddeti lanetledi diye zil takıp oynamadıkları kaldı! El insaf! Günaydııııııın! İnsana sormazlar mı on yıldır nerelerdeydi; boğazlanan, dövülen, bıçaklanan kadınlar Japonya’da mıydı? Sormazlar mı “3 çocuk doğuracaksın” demek; kadının kürtaj hakkını, kendi bedeni üzerine söz sahibi olma hakkını yok etmek de şiddet değil midir?

Geçelim… AKP Kırıkkale İl Başkanı Mehmet Demir’in 8 Mart mesajını “Kadınları hafifçe dövüp, korkutabilirsiniz” önerisini de geçelim…

Hâlâ bunlara şaşan var mı aranızda?

***

8 Mart nedeniyle Tepebaşı Belediyesi’nin çağrılısı olarak Eskşehir’deydim. Binlerce kadınla kucaklaşma, sohbet etme, sorunları tartışma olanağı buldum. Onlardan çok şey öğrendim… Ve iki günün sonunda Eskişehir’le büyülendim. Keşke Türkiye’de bir değil birkaç Eskişehir olsa demem bundan…

Tepebaşı Belediyesi’nin insan odaklı projelerinin sadece başlıklarını yazsam bu köşe yetmez. Ama mahallelerde kurulan her tür kursa açık 17 beldeevi; dar gelirlilere yönelik her tür eşya-giysi bağışının yeni sahipleriyle buluştuğu imece merkezleri; süt desteği; hobi bahçeleri; organik pazar, antika pazarı, çocuklara yönelik çiçek üretimi; çocuk meclisleri aracılığıyla çevre bilincinin geliştirilmesi…

Çocuk ağız diş sağlığı merkezleri… Beni kalbimden yakalayan Gökkuşağı kahveleri (Burada sadece zihinsel engelliler çalışıyor. Ve gerçekten “Tek engelimiz önyargımızdır” düşüncesini ortaya koyuyor…) Ve hizmete yeni açılan, büyütülecek olan 5 yıldızlı otel konforunda Alzeimer Merkezi…

Durun daha henüz sanatsal olaylara geçmedim: “Anneler Halk Oyunları Topluluğu”; tiyatro toplulukları (Eğitmenleriyle tanıştım, “Bizim kadınlar depresyona girmez, burada stres atarlar” diyor! Gerçekten öyle!)… Sinema Festivali, Uluslarararası Şiir Buluşması, Sanat Çalıştayı, Kent ve Sanatlar toplantıları, Zübeyde Hanım Kültür Merkezi ve Özdilek Sanat Merkezi bir an olsun boş kalmıyor.

Uluslararası Pişmiş Toprak Sempozyumu… Yine heyecan verici bir olay; Eko Şov: Temizlik işçilerinin günlük araç gereçlerle (konteynir, çöp kutuları, kürek vb.) oluşturdukları ritim topluluğu…

Kent pırıl pırıl, yerde tek çöp yok. Şimdi sıkı durun: Gece 12, Barlar Sokağı tıklım tıklım, ışıl ışıl… Sağlı sollu kafeler, barlar, lokantalar. (Cuma akşamı, ama her akşam böyleymiş…) Genç kızlar delikanlılar… Bodrum Barlar Sokağı bunun yanında sıfır. Kimse kimseye kötü bakmıyor; bağıran, taşkınlık yapan, nara atan, haykıran, sataşan yok. Maganda yok… Herkesin yüzü güleç. Herkes birbirine yardımcı…

“Kentliler üniversiteli gençleri, gençler kentlileri çok benimsedi” diye anlatıyor her konuştuğum…

Eskişehir’de dolaştıkça kendimi cennette sanıyorum…

Nereye gitsem, iki insana sevgilerini dile getiriyor Eskişehirliler: Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen ve Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç. İkisi de artık partiler üstü durumdalar…

Keşke, keşke, Eskişehir’le birlikte, onları da klonlayabilsek…