VATAN HAİNLİĞİ DEĞİL

12 Mart Salı günü Galatasaray futbol takımı, Almanya’nın önde gelen ekiplerinden Schalke’yi eleyip Avrupa’nın ilk sekiz takımına kalarak büyük bir başarı elde etti.
 Ateşli hasta halime karşın maçı TV’den izledim. 
Ertesi gün Galatasaraylı bir okurumdan aldığım ileti ise beni uzun uzun düşündürdü.
 Söz konusu iletide, benim yaşlarımda olan Galatasaraylı okurum, Cimbom’un büyük zaferini kazandığı 12 Mart 2013 Salı gecesindeki Kadıköy görüntüsünü naklediyordu.
Okurumun, eşinin arkadaşlarıyla yemekte olduğu Kadıköy’deki görüntü, kısaca anlattığına göre, Galatasaray’ın gol yediğinde büyük sevinç gösterileri, gol attığında ise ölüm sessizliğiydi.
 Hatta, Galatasaray’ın golünden sonra, hanımefendinin sevinç gösterisinden yüreklenen yan masadaki birinin, geç ve cılız tepkisine neden olarak da dayak yemekten korkmasını gerekçe gösterdiği anlatılıyor.
 Bu satırları okurken hüzünlendim, ama bir “deja vu” duygusuna da kapıldım. 
Gerçekten bundan 20 yıl önce, bir Galatasaray maçını izlemek için gittiğim Kişinev’deki bir Türk kebapçının dükkânından izlediğim, Fenerbahçe – Rapid Wien maçında Fener’in golünü alkışlamamam üzerine öfke ile masayı terk eden Galatasaray taraftarının tepkisini hiç unutamam.

***

Galatasaraylı okurum, salı gecesi Kadıköy’deki tepkiyi fazlasıyla yadırgamış, hatta “vatan hainliği” olarak nitelemiş.
 Ona göre yabancı maçlarda, GS ya da FB, milli takımla eşanlamlı. Kazanılan her zafer Türk milletinin.
Tabii olaya böyle yaklaşınca, “vatan hainliği” yargısının ardındaki gerekçeyi anlamak da bir ölçüde kolaylaşıyor.
 Olayı hiçbir zaman vatan hainliği derecesine vardırmamakla birlikte, geçmişte ben de yabancı maçlarda Fenerbahçe’yi desteklerdim. 
Ama doğrusunu söylemek gerekirse, artık bu tavrı biraz çağı geçmiş buluyorum.
 Milli ekonomi sloganlarıyla büyümüş, yerli malı haftalarını hâlâ belleğinde canlı taşıyan bir kuşağın çocukları olarak, o zaman öyle davranmamız doğaldı.
 Zaten, o zamanlar takımlarımız bu toprakların çocuklarından oluşurdu. Belli başlı sanayii kuruluşlarımızın yerlerini ezbere sayabilirdik.
 Şimdi öyle mi ya!
Artık Galatasaray’ın da, Fenerbahçe’nin de Avrupa’da çeyrek finale kalmış takımlarının içindeki yabancı oyuncu sayısı yerli oyuncu sayısından fazla.
 Artık, liglerin patronajı bile firmaların elinde.

***

Yerli malı haftaları geride kaldı. Küreselleşen dünyada bir ülkedeki firmanın asıl sahiplerinin kim olduğunu bilmek bile mümkün değil. İtalya’ya kızıp İtalyan mallarını boykot ederken, İtalyan sanılan bir firmanın Fransızlar tarafından satın alındığının farkına bile varmayarak komik duruma düşmüştük. 
Dünya çok değişti. En seçkin İskoç malt viskileri Japonlar tarafından satın alındı. Geleneksel İngiliz takımlarının Rus zenginleri, İtalyan takımlarının Arap şeyhleri tarafından alındıklarına tanık oluyoruz.
 Ayrıca, oyuncuların etnik kökeni de bir anlam taşımıyor. Schalke’yi yıkan golü atan Hamit etnik olarak Türk çocuğu ama futbol hünerini ve altyapısını Almanya’da almış, birçok parlak Türk yıldızımız da onun gibi aslında temelini Almanya’ya borçlu, “Made In Germany label”li. 
Onun için derim ki, artık, küreselleşen dünyada, herkes, yurtseverlik kaygısına kapılmadan, dilediği takımı dilediğince tutup rakibi için de yenilgi temennisinde bulunabilmeli.
 Haa, ben yine eskisi gibi davranırım. Çünkü bir Galatasaraylı olarak, aramızdaki maçlar hariç, Fener’in yenilgisinde Galatasaray’a zafer aramam. Fener’in kötü durumda olması değil, Galatasaray’ın daha iyi durumda olması ilgilendirir beni.
 Aynı tutum içinde olan çok Fenerli olduğunu iyi bilir ve onları da çok severim.