BU HABERİ OKUYAN HİÇ KİMSE GÜVENDE DEĞİLDİR

Kendisini Eskişehir Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polis olarak tanıtan ismi meçhul birinden aldığımız mektubu bu sayfalarda okudunuz. Mektubun yazarı; eski emniyet müdürü Hanefi Avcı’nın 3 yıla yakın zamandır tutuklu olmasına giden süreçteki önemli bir konuya dair sorular soruyor ve hatırlatmalarda bulunuyordu. 

O mektupla birlikte bazı belgeler de elimize ulaştı. 
Konu; Eskişehir Emniyet Müdürlüğü’nde bulunan ve Hanefi Avcı’ya ait olduğu iddia edilen dinleme kasetleriydi.
Araştırmalarımız sonunda; belgelerin doğru olduğunu birkaç ayrı kaynaktan teyit ettik.

O zaman, o belgelerin ışığında yazma vakti.
İşte bir dönem uzun süre tartışılan ama bugün hatırlanmayan o kasetlerin Türkiye’deki “hukukla” dansı… 

MAKAM’DA ARAMA KARARI YOKTU

Tarih: 28 Eylül 2010 
“Haliç’te Yaşayan Simonlar” adlı kitabı yaklaşık 1 ay önce yayınlanan eski Eskişehir Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, Ankara’da gözaltına alındı.

Aynı gün, sabah saatlerinde Avcı’nın Eskişehir’deki polis lojmanında ve terk ettiği Eskişehir İl Emniyet Müdürlüğü binasındaki makam odasında arama yapıldı.

 Gerekçe; Emniyet Müdürü Avcı’nın Marksist-Leninist Devrimci Karargah örgütüne yardım yataklık yaptığı iddiasıydı. 

Savcılık hem Avcı’nın kaldığı evde hem de eski makam odasında arama talep etmişti. Ama, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Hanefi Avcı’nın makam odasında arama yapılması için karar vermemişti. İzin sadece eve çıkmıştı.

Meselenin dikkat çeken tarafı; mahkeme kararı olmadan, polisler Eskişehir İl Emniyet Müdürlüğü binasına girip; Hanefi Avcı’nın eski makam odasını arıyorlardı… 

Peki, o polisler nereden geliyordu?
 Garip bir soru mu, değil. 
İstanbul’daki mahkeme karar veriyordu, Eskişehir’de arama yapılıyordu ama arama yapan polis Ankara’daki Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığı’ndan geliyordu. 
İlginçti… 

CEMAATİN AJANSI’NDAN DİKKAT ÇEKEN HABER

Aynı gün saat 14.40…

 Cihan Haber Ajansı’nın Hanefi Avcı’nın makam odasında yapılan aramayla ilgili geçtiği haberde şu satırlar yer aldı:

“(…) Avcı’nın geçtiğimiz günlerde buradaki görevden ayrılmasıyla makamındaki eşyalarının bir kısmını götürdüğü, bir kısmını da götürmek üzere topladığı ancak burada bıraktığı öğrenildi. Makamın Avcı’nın terk etmesinin ardından kullanılmadığı kaydedildi. (…)”

Cemaatin haber ajansının bu iki cümlesi, o saatte haberi okuyanlar için belki bir anlam ifade etmiyordu. Öyle ya; neden böyle bir vurguya ihtiyaç vardı ki haberde: “Avcı makamını terk etmiş ama bazı eşyalarını orada bırakmış; makamını terk ettikten sonra kimse orayı kullanmamış; yani giren çıkan olmamış…” Yoksa, makam odasından “bir şey” çıkacağını ve o çıkacak “şeyin” illa ki Hanefi Avcı’ya ait olacağını mı ima ediyorlardı? 

İlginçtir; Cihan Haber Ajansı, Hanefi Avcı’nın makam odasında yapılan aramayla ilgili haberlerinde günboyu aynı satırları tekrarladı durdu. 

Ajansın ne demek istediği daha sonra anlaşılacaktı. 

Aynı gün saat 18.08… 

Cihan Haber Ajansı, Hanefi Avcı’nın Eskişehir’deki makam odasındaki aramanın tamamlandığı haberini abonelerine geçti. Haber tanıdık satırlarla bitiyordu:

 “(…) Aramalarda Avcı’nın toplayarak yanında götürmediği eşyaların tekrardan boşaltılarak tek tek incelendiği öğrenildi. İncelenen bazı evrak ve materyallere el konduğu, bir kısmının çoğaltılarak kopyalandığı ve oluşturulan özel polis ekiplerince İstanbul’a gönderildiği kaydedildi.
 Avcı’nın geçtiğimiz günlerde buradaki görevden ayrılmasıyla makamındaki eşyalarının bir kısmını götürdüğü, bir kısmını da götürmek üzere topladığı ancak burada bıraktığı öğrenildi. 
Makamın Avcı’nın terk etmesinin ardından kullanılmadığı kaydedildi. ”

Polis tutanağında; aramanın saat 21.00’de bittiği yazılıydı. Ancak Cihan Haber Ajansı “makam odasında arama bitti” haberini 3 saat önce, yani saat 18.08’de abonelerine geçti.

Alışılageldiği üzere; cemaat medyası yine kahinliğini konuşturdu!

 “BIRAKILAN” SİYAH ÇANTA İÇİNDEKİ 24 KASET

 Polisin Eskişehir İl Emniyet Müdürlüğü binasında yaptığı aramaya dair tuttuğu tutanağın 2. sayfasında; el konulan “deliller” arasında şu yazıyordu: “Gardorabın üzerindeki siyah çanta içerisinden çıkan 24 adet teyp kaseti” 

Bir parantez açıp soralım: Ne oldu o siyah çanta?
 Kasetler İstanbul’a soruşturmayı yürütülen savcılığa gönderildi ancak, kasetlerin çıktığı iddia edilen siyah çanta Eskişehir’de “bırakıldı!” 
Daha sonra “bırakıldığı” farkedildi ve yaklaşık 1 ay sonra İstanbul’a gönderildi. 

Hanefi Avcı tutuklanmış, cezaevine konmuştu. 

AVCI: KASETLERİ CEMAAT KOYDU

 Eskişehir İl Emniyet Müdürlüğü’ndeki makam odasında bulunan o 24 teyp kasetinde; siyasetçilerden gazetecilere, askerlerden bürokratlara kadar birçok ismin 1990’lı yılların ikinci yarısına ait telefon dinleme kayıtları vardı. İstanbul Beşiktaş’taki savcılık o “medyatik” isimleri, tek tek çağırdı ve “şikayetçi misiniz” diye sordu. 

Hanefi Avcı ise tüm bu olanları cezaevindeki televizyon ekranından ve gazetelerden izliyordu. 

Sonra…

 11 Ekim 2010 tarihinde; Hanefi Avcı cezaevinden Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’na hitaben bir mektup kaleme aldı. Avcı mektubunda özetle şunları söylüyordu: 

“(…) Ben 31.08.2010 tarihinde Eskişehir Emniyet Müdürlüğü görevinden ayrıldım ve bir iki gün içerisinde masamı kendim boşalttım. Diğer tüm eşyalarımı, özel kalemimde çalışan Nazmi Ayhan ve İlker isimli polislerim listesini yaparak, paketleyip evime teslim ettiler. Listeler bende ve polislerde mevcuttur. (…) 
Eylül 2010’un ilk haftasında bana ait tüm eşya kitap vs. herşey toplanmış, bana ait makamda hiçbir eşya kalmamıştır. (…)
 Makama neler getirdiğim, neleri götürdüğüm, orada şahsıma ait eşya kalıp kalmadığının tespit edilmesinin masumiyetimin ispatlanması kadar; bu bantları koyan cemaatle irtibatlı görevlilerin belirlenmesi ve haklarında işlem yapılması açısından önemlidir. (…) ”

Evet; Hanefi Avcı mektubunda o kasetlerin kendisine ait olmadığını, cemaatle irtibatlı kişilerin o kasetleri kendi odasına koyduğunu iddia ediyor ve konuyla ilgili soruşturma açılması talebinde bulunuyordu.

 Bununla birlikte; Eskişehir’de Hanefi Avcı ile birlikte görev yapan polis memurlarından, temizlik işçilerine; şoförden korumalarına kadar hepsi aynı şeyi söylüyordu: “Daha önce ne Hanefi Avcı’nın elinde, ne de o makam odasında söz konusu siyah çantayı görmedik!” 

POLİSLERDEN “COPY-PASTE” İFADE 

Avcı’nın talebi “uygun” görüldü ve Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmayı başlattı. Soruşturmanın konusu “suç emarelerini uydurma” suçuydu. Dikkat çeken nokta; Avcı’nın “o kasetler odama komployla konuldu” iddialarını soruşturacak savcı, Avcı’nın makam odasında o kasetleri bulan savcıydı. Yani; Eskişehir Cumhuriyet savcısı Hasan Gönen. 

Makam odasında arama yapan polislerin ifadesi alındı. 
İfadesi alınan Emniyet Genel Müdürlüğü TEM Daire Başkanlığı’nda görev yapan 5 polisin ifadesi, “kopyala-yapıştır” gibi satırı satırına aynıydı:

 “Arama sırasında emniyet müdürü makam odasının bitişiğindeki dinlenme odasındaki gardırop üzerinde bulunan siyah çanta içinde kasetlerin ele geçtiğini hatırlıyorum. Zaten bu husus arama sırasında yaptığımız kamera kaydında da mevcuttur. Ben arama sırasında o kasetleri bizzat gördüm. Ancak kasetler Hanefi Avcı tarafından mı yoksa kendisi görevden alındıktan sonra başka bir kişi tarafından mı oraya konulduğunu bilemem. ”

Ankara’da görevli polislerin savcıya söyledikleri bu ortak sözlerde ve elbette Hanefi Avcı’nın iddialarının özündeki temel soru şuydu: 

O kasetler, Emniyet Müdürü Avcı terk ettikten sonra bir başkası tarafından mı makam odasına kondu? 

BİLİRKİŞİ: KAMERA KAYDI İPTAL EDİLMİŞ 

Bu sorunun yanıtı için başvurulacak yöntemlerden biri de Eskişehir İl Emniyet Müdürlüğü’nde bulunan kamera kayıtlarıydı. Öyle ya; eğer iddialar doğruysa, makam odasına kaset yerleştiren kişi / kişiler kamera kayıtlarından tespit edilebilirdi. 

Yeminli Bilirkişi Mehmet Köksal bu sorunun yanıtı için 19 Ekim 2010 tarihinde, soruşturmayı yürüten Savcı Hasan Gönen’le emniyet müdürlüğü binasına gitti. Bilirkişi’den istenen; Hanefi Avcı’nın Eskişehir Emniyet Müdürlüğü’nden ayrıldığı tarihle (31 Ağustos 2010), kasetlerin bulunduğu tarih (28 Eylül 2010) arasında, siyah çanta içindeki o kasetleri koyan kişi ya da kişilerin görüntüsünün olup olmadığıydı. 

Bunun için Eskişehir İl Emniyet Müdürlüğü kamera sisteminin kayıtlarını tutan cihazın içindeki; 250 gb kapasiteye sahip iki adet Samsung marka harddisk incelemeye alındı. 

Hard diskler üzerinde inceleme yapan Bilirkişi Mehmet Köksal; 26 Kasım 2010 tarihli bilirkişi raporunda şu çarpıcı gerçeği ortaya koydu: 

“Bahsi geçen süre zarfında (31 Ağustos – 28 Eylül 2010) cihaz üzerinde herhangi bir kayda rastlanılmamıştır. Bahse konu süreler arasında cihazın log tutmadığı görülmüştür. Bunun nedeni ise belirtilen zaman aralığında sadece görüntü fonksiyonu seçilmiş olup, izleme yapılmıştır. İzleme yapılarak görüntü kaydı fonksiyonu durdurulduğu için, harddisk üzerine kayıt yapılmamıştır. Bu nedenle; bu zaman aralığında cihaz ADMİN yetkisi olan ve şifresini bilen bir kişi tarafından kayıt devre dışı bırakılmıştır. Cihaz bu sürede LOG tutmamış olup, bu hususla görüntüler mevcut değildir.”

Yani…
 Yanisi şu: 
Eskişehir İl Emniyet Müdürlüğü binasındaki kamera sisteminin kayıt alma özelliği iptal edilmişti. 
Hem de; Hanefi Avcı’nın makam odasını terk ettiği tarihle, o kasetlerin o makam odasında bulunduğu tarih arasındaki zaman diliminde… 

O makam odasına eğer dışarıdan birileri kasetleri koyduysa; kameralar o anlarda kayıt altında değildi. 
Düşünebiliyor musunuz; bir ilin emniyet müdürlüğü binasının güvenlik kameralarından bahsediyoruz. 

Peki, bunu kim yaptı? 
Kim kameraların kayıt almasını devre dışı bıraktı?


Bilirkişi raporu adresi gösteriyordu:

“ADMİN yetkisi olan ve şifresini bilen bir kişi tarafından kayıt devre dışı bırakılmıştır”

 “ŞÜPHELİ” POLİS MEMURU

 Adı Musa Yıldız. 
Eskişehir İl Emniyet Müdürlüğü İnşaat Emlak Şube Müdürlüğü’nde çalışan bir polis memuruydu. 
Kamera sisteminde ADMİN yani yönetim yetkisi olan, şifreleri bilen tek kişiydi. 
Kameraların yönetimi, bakımı ve onarımında tek yetkiliydi. 

Hem onun hem de üstlerinin ifadeleri alındı. 
Dikkat çeken nokta; alınan ifadeler “şüpheli” değil, “tanık” sıfatıyla idi. 

Eskişehir Trafik Denetleme Müdür Yardımcısı Ümit Güney, Savcı Hasan Gönen’e polis memuru Musa Yıldız hakkında şöyle dedi: 
“Emniyet Müdürlüğü’nün hizmet binasının tüm kameralarının kurulum ve yönetiminden polis memuru Musa Yıldız tek ADMİN yetkisi olan kişiydi. ”

Eskişehir Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube’sinde görevli Emniyet Amiri Ertan Sözer: 

“Kullanılan kamera sistemleri kaliteli ve markalı ürünlerdir. Cihazın arıza yapması durumunda orada görevli olan kullanıcı bir şekilde bunu görür. Ancak cihazın kasıtlı olarak devre dışı bırakılması teknik bakımdan ayrı bir olaydır. Ayrıca bu tür cihazlarda ADMİN şifresi, yani tüm sisteme teknik müdahale edilebilen bir de izleyici şifresi vardır; bu da günlük olarak kullanan kişilerdir. ADMİN şifresine yetkili kişi Musa Yıldız’dır. Sistem genel olarak arıza yapmadan sadece görüntülerin ekranda izlenip kayıt ünitesinin kendiliğinden durup, kendiliğinden çalışması mümkün değildir”

Eskişehir Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürü Özcan Arpacı: 

“ADMİN yetkilisi Musa Yıldız’dır. Kesinlikle söz konusu kameraların çalıştırılması ve faaliyete geçirilmesiyle ilgili şifreleri biz bilmiyoruz. Kameraların kaydından sorumlu olan polis memuru Musa Yıldız’ın normal kadrosu Emniyet Müdürlüğü Muhabere birimidir, ancak geçici görevle İnşaat Emlak Şube Müdürlüğü’nde görevlendirme yapılmış” 

Tüm üstleri, tıpkı bilirkişi raporundaki gibi tek bir ismi işaret ediyordu: Polis memuru Musa Yıldız.

 MUSA YILDIZ’IN İFADESİ

Peki, tüm bu iddialara o ne diyordu?
 Verdiği ifadede şunları söyledi: 
“Emniyet Müdürlüğü ana binasının girişindeki kamera ve diğer kameraların bakım ve onarımından sorumlu kişiyim. Güvenlik kameralarının tamir bakımından “Admin” yetkisi bendedir, halen de devam etmektedir. Olay tarihi olan, 31.08.2010 ile 28.09.2010 tarihleri arasında keza güvenlik kameralarının “admin” yetkisi bendeydi, ancak bu tarihler arasında Eskişehir eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı’nın makam odasına siyah çantayı ve içerisindeki kasetleri koyan kişi veya kişilerin kim olduğu konusunda bilgim yoktur. Ayrıca bu konuda kamera kaydına ilişkin bir husus olduğunu da zannetmiyorum. Hatta belirtilen tarihlerde güvenlik kamera kayıtlarını tutan cihaz bozuk olabilir. Bu güvenlik kameralarının tamir ve bakımından sadece sorumluyum, güvenlik kameralarının işletmesini ve kayıt işlemini yine başka görevliler yapmaktadır. Güvenlik kamera kayıtlarının kaydını yapan cihazı 1 ay önce konrol ettiğimde, kayıt yapmadığını bozuk olduğunu anladım, ben de bunun üzerine kendim bir adet cihaz kurarak, kayıt çalışmalarına devam ettirmekteyim.”

YANIT BEKLEYEN SORULAR

Polis memuru Musa Yıldız’ın savcıya verdiği ifadede yanıt bekleyen birçok soru işareti vardı. Örneğin…
 – Üstleri; Yıldız’ın kameraların kurulum, yönetim, bakım ve onarımından tek sorumlu olduğunu söylüyordu. Ancak Musa Yıldız ifadesinde sadece tamir ve bakımından sorumlu olduğunu belirtiyordu. 
- Musa Yıldız, kamera hard disklerini 1 ay önce kendisinin değiştirdiğini, söylüyordu. Ama bu hard disk değişiminin hiçbir resmi evrakta ya da tutanakta yeri yoktu. 

Bununla birlikte; Eskişehir İl Emniyet Müdürlüğü binasının kameralarına takılı, “kayıt modu” kapatılıp “izleme moduna” alınmış; bu yüzden araştırılan zaman dilimiyle ilgili görüntü kaydı olmayan hard diskler, il emniyet müdürlüğünün demirbaşları arasında bulunmuyordu. O hard diskler ne zaman, kim tarafından, hangi parayla Eskişehir İl Emniyet Müdürlüğü’nün kameralarına yerleştirildi, işte bunun yanıtı da yoktu. 

MEKTUPTAKİ ÇARPICI İDDİALAR

Soruşturma eksik mi yürütülüyordu? 
Kasetlerin bulunduğu iddia edilen “siyah çantanın” içinde ayrıca 2 adet el yazısı da döküman vardı. 
Neydi bu notlar? 


Bunun yanıtını; kendisini Eskişehir Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polis olarak tanıtan mektubun yazarı şöyle anlatıyordu: 

“Mustafa Aygün: Eskişehir Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürü. Hanefi Avcı’nın “benim değil” dediği dinleme kasetlerinin bulunduğu çantanın içinde 2 adet belge bulundu. Kasetleri odaya koyanlar bu belgeler Hanefi Avcı’ya aitse, kasetler de onun demeye getirmişlerdi. Belgelerden biri Eskişehir C. Başsavcılığı’na Emniyetçe yazılmış bir üstyazı ile Asayiş Daire Başkanı Hüseyin Özalp’ın notu. Hanefi Avcı bu belgelerin kendisine ait olduğunu, araştırma yapmaları için istihbarat şube müdürü Mustafa Aygün’e verdiğini söyledi. Soruşturma savcısı bu belgelerin nasıl olup da o çantanın içine girdiğini Mustafa Aygün’e sormadı!


Ali Yılmaz: Eskişehir Emniyet Müdür Yardımcısı. Şimdilerde Tekirdağ İl Emniyet Müdürlüğü’ne atandı. Hanefi Avcı’nın Eskişehir’deki evinde ve makam odasında arama kararı verilmeden 2 gün önce iznini yarıda kesip Eskişehir’e döndüğü; aramadan sonra iznine devam ettiği anlaşıldı. Soruşturma savcısı, iznini neden kesip döndüğünü, arama yapılacağını nereden bildiğini sormadı!”

Hanefi Avcı’nın avukatları hem Musa Yıldız’ın hem de bu iki polis müdürünün telefon kayıtlarının incelenmesini istedi. Ancak savcılık bu konuda da bir işlem yapmadı. 

SAVCI: SORUŞTURMANIN ŞÜPHELİSİ YOK

Sonunda…
 Onlarca sorunun yanıt bulamadığı, birçok şüphenin araştırılmadığı bu soruşturma “kovuşturmaya yer olmadığına dair” bir kararla sonuçlandı. 
Eskişehir Cumhuriyet Savcısı Hasan Gönen kararında; soruşturmanın “şüpheli” bölümünün karşısına “faili meçhul” yazdı. 
Hanefi Avcı’nın avukatlarının itirazlarına rağmen, karar Kütahya 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kesinleşti. 
Avcı’nın “komplo kuruldu iddiası” dosyası kapandı. 

HANEFİ AVCI’DAN “İSTANBUL İSTİHBARAT” GÖNDERMESİ
Son söz Hanefi Avcı’nın olsun; bakın tutuklu olduğu Silivri Cezaevi’nden neler dedi:

“Bu kasetlerin benimle alakasının olmayacağına dair onlarca argümanı mahkemeye sundum, en basiti parmak kadar USB’ye yüzlerce kaset konuşması sığarken benim 1990 yıllarına ait olduğu zannedilen kasetlerle her görev yerimde il il gezdiğim, o odada iki tane çelik kasa var iken açıkta gardorap üzerine atıp, orada unuttuğum, kaset içeriklerinde askeri hastane santralı vs dinlemelerinin olması, 4 kasette seslerin olmadığı veya duyulamayacak kadar zayıf olduğu, bu kasetlerdeki bazı konuşmaların İstanbul İstihbarat biriminin Mahkeme kararı ile daha önce dinleme yaptığının Ergenekon davası dosyasındaki belgelerle sabit olması dikkate alındığında bu işin gerçek suçlusunun aranması gerekirken bana suç isnat edilmesini taktirlerinize sunuyorum…”