NE ŞERİATIN ŞEKERİ, NE SUUDİ’NİN PARASI!

Parasal zenginliğin ne uygarlık, ne de insanlık kazandırdığını en iyi kanıtlayan örnek, Suudi Arabistan’dır.

İslamiyet’in kutsal topraklarına hasbel kader, daha doğrusu İngilizler sayesinde sahip olup, zaten sınırları da ABD tarafından çizilen Suudi Arabistan; İslami şeriatın niçin baskı ve şiddet ürettiğinin de deney laboratuarıdır!

Kadınlara, erkeklerle tanrısal ve toplumsal eşitlik tanımayan hiç bir doktrin insancıl olmadığı içindir ki ; bu ülkenin hem örnek, hem de rehberlik yaptığı şeriat devletlerinde, elbette insan hakları da yoktur.

Suudi Arabistan’da, İslamiyet’in bir hoşgörü dini olduğunu umutsuzca tekrarlamaktan yorulmayan iyi niyetli Müslümanlarla alay eder gibi, Allah’ın “mübarek” Cuma günleri idam infazları yapılır, meydanlarda kelle kesilir.

Suudi başkenti Riyad’da infazların yapıldığı Dira Meydanı, halk arasında “Kes Kes Meydanı” diye anılır.

Şeriat devleti, resmi infaz sayısını açıklamaz. Belki de “kesilen kellenin hesabı mı olurmuş” diye istatistik tutmamaktadır!

***

Oysa İslamiyet’in bu kutsal topraklarında, salt Amnesty International’in halka açık alanlardaki infazları sayarak tuttuğu kayıtlara göre, 2011 yılında “en az” 82, 2012 yılında 87 kişi idam edilmiştir.

Bir yılda 52 hafta olduğuna göre, Suudi Arabistan’da “mübarek” Cuma günlerinin kanla sulandığı söylenebilir.

Cinayet, silahlı hırsızlık, tecavüz, uyuşturucu kaçakçılığı, İslamiyet’i inkar ya da din değiştirmek suçlarını işleyenlerin idamla yargılandığı bu ülkede; taammüden adam öldürmekten hüküm giymiş idamlıklara, ağırlaştırılmış bir infaz türü uyguluyor, Suudi şeriat rejimi..

Amnesty International temsilcisi Rothna Begum, geçen yıl cinayet suçundan idam cezasına çarptırılan 2 mahkumun ağırlaştırılmış infazını şu sözlerle aktarmıştı: “Mahkumun önce kafasını kesiyorlar. Sonra başsız vücudunu çarmıha gerip, kesik kafasını da üstüne geçiriyorlar. Ceset gerili çarmıhı meydana dikip, gelip geçen halka ‘ibret’ olsun diye iki gün boyunca bekletiyorlar. 2012 yılının ilk yarısında üç mahkuma çarmıh uygulandı. Ama infazların geniş geneli, kılıçla kafa kesilerek yapılıyor…”

***

Suudi şeriatın, çağdışı zihniyetine pek yaraşır bir vahşetle boyunlarını vurmakla yetinmeyip bazen cesetlerini de taciz ettiği idam mahkumlarının çoğunu, yoksul Müslüman ülkelerden gelen göçmen işçiler, daha doğrusu köleler oluşturuyor. Şeriatın ne menem bir “Hak” devleti olduğunu, zaten göçmenlere yapılan insanlık dışı ayrımcılık da gösteriyor: Suudi Arabistan’da göçmenlerin hiç bir sosyal güvencesi olmadığı gibi, yasal hakkı da yok. Yargılananlar çoğu kez avukat tutamıyor, hatta cehalet ya da dil bilgisizliğinden mahkemede olup biteni de anlamıyorlar. Adil yargılama kesinlikle söz konusu değil, üstelik kimi göçmenlerin, işverenlerinin işleyip üstüne yıktıkları suçlardan mahkum oldukları biliniyor.

Şiddet şiddeti çağırdığından olsa gerek, ibretlik infazlara rağmen suç oranının çok arttığı ülkede, 2013 yılının ilk üç ayında idam edilenlerin sayısı 26!

***

Suudi “El Yum” gazetesinin Mart ayı başındaki bir haberine göre İslamiyet’in kutsal topraklarında, cellat kıtlığı baş göstermiş. Çoğalan idam cezalarının kılıçla infazına yeterli sayıda kelle uçurma ustası bulunamıyormuş!

Cellat kıtlığı dolayısıyla infazların gecikmesi ciddi bir sorun oluşturduğundan, Suudi İç İşleri Bakanı, Adalet (!) Bakanı ve dahi Sağlık (!)

Bakanı kafa kafaya verip, infazların kurşuna dizerek de yapılabileceğini karara bağlamışlar.

Ülkenin 13 eyaletinde geçerli kılınan kararın ilk uygulaması, geçen Çarşamba günü silahlı hırsızlık suçundan idam cezası alan 7 gencin infazında gerçekleşti.

İdam mangası tarafından kurşuna dizilen, üstelik Suudi tebaası olan mahkumların en genci 16, en yaşlısı 20 yaşındaydı. Hayatlarıyla ödedikleri suç tarihi ise 2005 yılı olup, hiç biri reşit değil, hepsi çocuktu…

Ne diyelim? Suudi Arabistan’ı övüp şeriata özenen her kula, adaletini tatmak da nasip olur, inşallah!

İdam cezası, barbarlığın özel ve kadim işaretidir.

VİCTOR HUGO (1802-1885)

«G» NOKTASI

Türkiye’de ÖYM yargısının Balyoz davasında vardığı hükümler ve Ergenekon davasında talep ettiği cezalar, Suudi Arabistan hukukunu aratmayacak türden. Karşı devrim sürerken, idam yerine ömür boyu hapisle idare ediliyor. Ama nihai hedefin ne olduğu açık.

Seçimlerden hemen sonra, CHP’ne bu meclise girmeyin, Silivri’yi yaratan hükümetin meşruiyetini salt CHP’nin varlığı sağlıyor, demiştik. Yağlı maaşlarını, ballı ayrıcalıklarını, demokrasi savunmasına yeğlediler, koltuklara hücum ettiler.

AKP’nin ne olduğu belliydi. Ama bugünkü tablo, vekilliklerini feda edemeyen CHP’nin de eseridir !