GAZETECİLER

Geçen Cumartesiydi. Gazetemizin birinci sayfasında Yağmur Balbay bana bakıyordu. "Yağmur, Norveç’teki konferansta dinleyenleri duygulandırdı" diyordu haber.. "Terörist kızı diye damga yedim"… Deniz A.Held Oslo’dan bildiriyordu. Norveç’te , Institutt for Journalistikk tarafından düzenlenen “Özgür Medya Konferansı”nda yaşananların haberini okudum . Yağmur’un "Evimize oyuncak silah bile girmemişken…" diye başlayan tümcesi gün boyu yakamı bırakmadı… Ama gelin görün ki, okuduğum haber bana yetmedi… Dahası olmalıydı…

Neyse ki, "gazete" çok ülkemizde. Öyle ya, 12 Yaşında bir kız çocuğunun yurtdışında "Özgür Medya Konferansı"nda gazeteci babasıyla ilgili yaptığı Fransızca konuşma, mutlak öteki gazetelere de "haber" olmuştur diye düşündüm… Hani her gün karşılaştığımız sıradan bir olay değil diye düşündüm… Bu, dünyanın her yerinde "haber"dir sandım. Her gazeteden farklı bir ayrıntı okusam, belki resmin bütününe ulaşabilirdim.

"Habercilikleriyle" övünen Hürriyet ve Sabah’a baktım, tek satır yok. "En çok satmakla" övünen Zaman ve Posta’ya baktım, tek satır yok. Artık neyle övündüklerini bilemediğim Milliyet’e baktım yok. "Alternatif" olmakla övünen Radikal ve Taraf’a baktım , yok. Yandaş olan tüm gazetelere, "dini bütün" gazetelere,"solcu" gazetelere, muhalif olduklarını ilan eden gazetelere baktım, tek satır yok…

Anlaşıldı… Son yıllarda sadece "Haber" kavramı değil, "Vicdan" kavramı da değişmişti.

Aradığımı Oda Tv’de buldum. Yağmur ve Gülşah Balbay’ın konuşmalarını yayınlamışlardı. Okudum ve bu kez de Gülşah’ın konuşmasına vuruldum. Özenle hazırlanmış, akıl ve duygu dengesi sağlanmış, Norveç kültürünün referanslarıyla desteklenmiş (Edward Munch, İbsen, Norveç atasözleri vb.) bir konuşmaydı.

Herkes okumalıydı. Bu ülkede yaşayan herkes! (Zeynep Kendine gel! Bütün Türkiye değil de Cumhuriyet Okurlarına okutsan…) Ama tümü çok uzundu. O anda aklımda ya da yüreğime bir şimşek çaktı: Bizim "kızlar" ne güne duruyor!

Pazar günleri Cumhuriyet’te, Nilgün Cerrahoğlu, Mine Kırıkkanat, Işıl Özgentürk ve benim köşelerimiz var. Hemen üçünün peşine düştüm… Bu arada yeni yazı işleri müdürümüz Ayşe Başlangıç’a tasarımı açtım, heyecanını görmeliydiniz! Derhal Ankara’dan konuşmaların özgün ve tüm metnini sağladı. Planımı duyan "kızların" hiçbiri ikiletmeden, "tamam varım" dediler. Mine yurtdışında internetsiz telefonsuz bir stüdyoya kapanmak üzere olduğundan katılamam ama tüm kalbimle sizinleyim dedi… Bölüştürme işi bana düştü.

Veee…. Basın tarihimizde belki de ilk kez, bir yazı, üç köşede sürdü. Gülşah ve Yağmur Balbay’ın çarpıcı konuşmaları, Nilgün’ün köşesinde başladı; benimkinde devam etti, Işıl’ın köşesinde sona erdi… Birinin bıraktığı yerden öteki devam ederek… Hani bayrak yarışı gibi…

Sonra… Sonra, sizden gelen tepkilerle taçlandık.

***

Evet sevgili Okurlar Hasan Cemal’in Milliyet Gazetesi’nde ayrılmak zorunda kalması (onlar benim gibi kovulmak demiyorlar , nedense!) utanç vericidir. Ama bu utancı gazeticiler, kendimiz yarattık. Umur Talu, Yalçın Doğan Milliyet’ten; Zeynep Atikkan, Emin Çölaşan Hürriyet’ten, Bekir Coşkun, Hürriyet’ten ve Haber Türk’ten kovulurken susanlar şimdi konuşuyor… (Örnekleri çoğaltın artık siz) Günaydıııııııııııın! Dilerim o gazeteleri okuyanlar, ellerindekinin nasıl bir gazete olduğunun bilincindedirler…