HANGİ LİBERAL NASIL KIRILDI?

Hasan Cemal’in Milliyet’ten gönderilmesi liberallerle hükümet arasındaki ilişkileri bir kez daha tartışmalı hale getirdi. Başlangıçta hükümete destek veren liberaller AKP’nin uygulamalarıyla adım adım ya küstüler ya da liberalizmden uzaklaşarak yandaşlaştılar.
Altanlar’dan Çandarlar’a yaptıkları seçimin özeti böyle…



“Şu anda Türkiye’de Erdoğan’ın çapında bir politikacı yok. Buna, Erdoğan’a en çok kızanların bile ‘hayır’ diyebileceğini sanmıyorum. Erdoğan’ın ‘kalibresine’ sahip kim var bu ülkede? Onun cesaretine ve vizyonuna sahip kim var? Kimse yok. Erdoğan, Türkiye’de rakipsiz. Ama artık sadece Türkiye’de değil bence dünyada da önemli liderlerden biri.Sadece Türkiye’deki savaşı durdurmadı, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun da büyük katkılarıyla, bütün bölgeye barış getirecek ‘açılımlar’ yaptı. Bir yandan Müslüman dünyada hayranlık toplayan bir ‘lider’ olurken, bir yandan da Batı’nın fikirlerine önem verdiği, desteklediği bir yönetici oldu.”


Bu satırlar Ahmet Altan’ın 21 Ekim 2009 tarihli Taraf gazetesindeki yazısından alındı. 

Bu övgülerle dolu yazıdan sadece 15 ay sonra…
Başbakan Erdoğan, Heykeltraş Mehmet Aksoy’un Kars’taki “İnsanlık Anıtı” heykeli için “Ucube” dedi. 
Bunun üzerine… 
Başbakan’ın “vizyonuna”, “cesaretine” ve “kalibresine” hayran Taraf gazetesi genel yayın yönetmeni Ahmet Altan, 15 Ocak 2011 tarihli Taraf’ta şunları yazdı: 

“Bu mu senin adamlığın, bu mu senin delikanlılığın? Kavgaya girmek istiyorsan, kavga ettiğin adam kadar dürüst olacaksın, samimi olacaksın. Sen, ‘estetik’ değerlere çok hürmetkâr olduğun için o heykeli ‘ucube’ ilan edip yıkılmasını istedin, öyle mi? Nerede ‘estetik’ olmayan bir heykel, nerede estetik olmayan bir yapı görsen karşı çıkarsın, demek ki.

Samimi bir adamsan, dürüst bir adamsan, tutarlı bir adamsan öyle yapman gerekir. (…) Bu ülkedeki bütün heykeller güzel de bir tek o sahipsiz heykeltıraşın yaptığı heykel mi çirkin? Gücün ona yetiyor, onu yıkıyorsun, hiç utanmadan sahipsiz bir sanatçının üstünden paye toplamaya çalışıyorsun. Güçsüze babalanmak kolay. Ama kabadayılık öyle olmuyor, delikanlılık öyle olmuyor.”



Başbakan Erdoğan Ahmet Altan’a “Kof kabadayı” başlıklı bu yazısından dolayı 50 Bin TL’lik tazminat davası açtı. 


OĞLUMA NANKÖRLÜK YAPILDI



Milliyet Gazetesi yazarı Çetin Altan oğlu, Taraf Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan’ın Erdoğan’ı eleştiren yazısıyla başlayan ve Başbakan’ın dava açmasıyla yeni bir boyut kazanan tartışmayı yazdı. Çetin Altan oğluna yapılanın “nankörlük” olduğunu dile getirdi:


“Bugünün 4 yaşındaki yavruları, 30’larına geldiklerinde; Başbakan Tayyip Bey de, bendenizin yaşına gelmiş olacak.

Dilerim o yaşa geldiğinde, Ahmet Altan’ın uğradığı nankörlüklere uğramaz çocukları.” (19 Ocak 2011 / Milliyet)

“Kof kabadayı” benzetmesi yaptığı yazısından sonra Altan’la Başbakan’ın “arası” hiç düzelmedi. Başbakan şikayetini geri aldı, dava beraatle sonuçlandı ama Ahmet Altan köşesinde Erdoğan’a sert eleştiriler getirmeye devam etti. Bu eleştirileri zaman zaman kendi gazetesi Taraf’ın bazı yazarları arasında da polemiğe yol açtı. Altan 10 Ekim 2012 tarihli Taraf’taki köşesinde eleştirilerinin gerekçesini şu cümleyle anlattı:


“AKP’ye, demokrasiden, insan haklarından, eşitlikten, özgürlükten, adaletten uzaklaştığı için karşı çıkıyorum.”



Sonunda…
 2012 yılının son günlerinde Taraf’ın kurucu genel yayın yönetmeni Ahmet Altan ve yardımıcısı Yasemin Çongar gazeteden istifa etti. Bu istifanın perde arkası hakkında birçok spekülasyon yapıldı. “Roman yazacaklar”, “yoruldular” gerekçelerinin yanısıra, istifanın perde arkasında siyasi gerekçeler de öne sürüldü. Akıllara Ahmet Altan’ın Başbakan Erdoğan’a karşı yazdığı sert yazılar getirildi. Gerçek neden nedir, tek midir “bilinmez” ama, şunları söylemek yanlış olmaz:
Ahmet Altan’ın yönetimindeki Taraf gazetesi AKP iktidarı boyunca yapılan kitlesel tutuklamaların medyadaki organizatörü oldu. Birçok insanın hayatı Taraf’a sızdırılan ve doğruluğu şüpheli haberler yüzünden karardı. Ahmet Altan Taraf’ın bu “maşa” halinden hiç şikayet etmedi.


MEHMET ALTAN “MAZLUM” OLDU
 


Star gazetesinin başyazarıydı. Önce o konumu elinden alındı, sonra yazı sayısı düşürüldü. PKK’ya yakın Fırat News’e verdiği röportajda "Askeri vesayet gitti. Sivil vesayet geliyor," demesi sonucu işine son verildi. 


Mehmet Altan’ın Star’da yayınlanmayan son yazısı yine “Ergenekon”la bitiyordu:
 “Benim anladığım Ergenekon Uludere’den sonra ikinci golü de attı… Ancak bu golde kendisine her bir yandan destek verildiği de açık. Yeni Türkiye derken herhalde kastedilen bu değildi.”


Yıllarca “Ergenekoncu” tanımlamasıyla onlarca insanın ötekileştirilmesine ve hapislerde kalmasına “razı” olan Mehmet Altan’ın sansürlenen yazısının “Ergenekon”la bitmesi manidardı elbette. Kovulması sonrası Vatan’dan Ruşen Çakır’a verdiği röportajda ise artık bir “mazlumdu”: 
“Bir korku olduğu çok açık. Bazen susmak, yazamamak belki daha güçlü bir mesaj haline gelebilir. 28 Şubat’ta bile yazabilmiş birinin ileri demokrasi noktasında yazı yazamaması… Bunları hepsi gelip geçici. Ben neler yaşadım. Kendi yaşamıma babamın yaşamını da ekle.”



FENERLİ CENGİZ ÇANDAR

“Ergenekon” adıyla özetlenebilecek Silivri’de görülen siyasi davalara ve gözaltı dalgalarına tam destek veren Cengiz Çandar’ın “kırıldığı” an Şike operasyonuydu. Ergenekon ve Balyoz operasyonlarını yapan ekibin gerçekleştirdiği Şike gözaltıları için Cengiz Çandar’ın Radikal’deki yazısının başlığı şöyle oldu: “Ergenekon ve Balyoz doğru, ‘Fenerbahçe operasyonu’ haksız” (9 Temmuz 2011 / Radikal). Çandar’ın en hafif deyimle “temelsiz” ve “pragmatik” bu düşünce biçimi, onu hedef olmaktan kurtaramadı.
“Çandar’ın da KCK operasyonları kapsamında tutuklanacağı” sızdırması medyada yer aldı. 


ALİ BAYRAMOĞLU OTONOMA KARŞI



Ali Bayramoğlu Ergenekon ve Balyoz’da desteklediği polis ve yargı uygulamalarına, KCK operasyonlarıyla karşı çıktı. Başta “Demokratikleşme sürecinin önemli parçaları” olarak gördüğü Silivri davalarını yöneten kadroları KCK operasyonlarıyla birlikte “otonom yapı” olarak adlandırmaya başladı. Gün geldi kendi adı da o “otonom yapı” tarafından “tutuklanacaklar listesinin” içine kondu. Ama eleştirdiği “otonom yapının” uygulamalarının siyasi sorumluluğunda bulunan hükümete destek vermekten vazgeçmedi. 


SON KURBAN “HASAN ABİ”Sİ

“Bu ülkede eğer politikacılar, partiler, parlamento, yani seçimle gelen siyaset kurumu tıkır tıkır işliyor olsaydı, asker kışlasından çıkmaz ya da bazen sesini yükseltme ihtiyacını hissetmezdi. Türkiye iyi yönetilseydi, siyasette Tayyip’ler, radikal uçlar güçlenmezdi. Türkiye bugün de siyaset sahnesinde yenilenmeyi, iyi yönetilmeyi bekliyor. Sorun kimilerinin sandığı gibi asker sorunu değil.”

Bu satırlar “ulusalcı” bir yazara ait değildi. Hasan Cemal 27 Nisan 2002 tarihli Milliyet’teki köşesinden Recep Tayyip Erdoğan’a “Tayyip” diyordu. 

Hasan Cemal, AKP iktidar olduktan sonra “Tayyip” dediği Başbakan Erdoğan’ın yürüttüğü politikaların en büyük destekçilerinden biri oldu. Öyle ki karşılığını Başbakan Erdoğan’ın kendisine “Hasan Abi” demesiyle aldı. 

Aradan yıllar geçti… 

Hasan Cemal, Milliyet’te yayınlanan “İmralı Zabıtları” haberine şu sözlerle sahip çıktı: “Gazete yapmak ayrıdır, devlet yönetmek ayrıdır. İkisi birbirine karıştırılmasın. Kimse de kimsenin işine öyle karışmasın”

Başbakan Erdoğan ise “Hasan Abi” dediği Hasan Cemal’i “kalemşör” olmakla itham etti ve şöyle yanıt verdi:

“Bu medyanın bazı uzantıları, kalemşörleri şunu yazıyor: Devlet yönetmek başka bir şey, gazete yapmak farklı bir şey. Eğer böyle gazetecilik yapacaksan, batsın senin gazeteciliğin…"



Sonunda…
 Başbakan’ın bu çıkışından sonra yazıları sansürlenen Hasan Cemal’e once iki hafta “kafa izni” verildi. Ardından yazıları yayınlanmayınca Milliyet’ten ayrılmak zorunda kaldı. O Hasan Cemal ki 45 yıldır her dönemde kesintisiz gazetecilik yapıyordu. Her iktidarla kurduğu ilişkiler sayesinde yıkılmaz bir kale olmuştu.
Kim derdi ki; “Tank Sesiyle Uyanmak” kitabının yazarı Hasan Cemal, tankların paletlerinin paslandığı “ileri demokrasi”de yazamayacak diye…