‘ADIM JîN!!’ YA DA İNSAN OLMAK…

Filmden öte bir şeydi. Şiirdi… Müzikti… Masaldı… Bir çığlıktı… Doğanın çığlığı, doğanın isyanı, doğanın manifestosuydu. Bunların hepsiydi ama en çok, en çok, insanın, insanlığını anımsaması gibi bir şeydi…

Reha Erdem’in “Jîn” filminden söz ediyorum. Sungu Çapan ayrıntılarıyla irdelemişti bu filmi gazetemizde, tekrarlamayacağım. Yalnızca birkaç noktayı vurgulayacağım:

Gerçekçi olmadan gerçeği anlatmak.

Gerçekçi olmadan, gerçeğin bunca yalın anlatılması çarpıcıydı. 30 yıldır süregelen, kan, gözyaşı, yıkım getiren, nerede ve kim olursak olalım, hangi inançtan, kökenden, etnik, coğrafi, kültürel birikimden gelmiş olursak olalım, kanımızı emen şiddet sarmalından böylesi bir şiir/müzik/masal/çığlık ve insanlık öyküsü çıkarmak, müthiş bir olay…

Üstelik konuşmadan, bağırıp çağırmadan, nutuk atmadan gerçekleştirmişti bunu film ekibi. (Son zamanlarda “konuşma”, “tartışma” adı altında öyle çok gevezelik duyar olduk ki!) Yine üstelik, ders vermeden, yalan söylemeden, azarlamadan, bilgiçlik taslamadan kimseyi aptal ya da geri zekâlı yerine koymadan… (Öyle çok hedefi haline geldik ki bu davranışların!)

“Jîn”de neredeyse hiç söz yok. Diyalog, yok gibi… Monolog? Taşla toprakla, yüce dağlar, bulutlar ve hayvanlarla… Bir de Jîn’in yüreği burkan coğrafya kitabı okuma çabası… Ama Jîn (Deniz Hasgüler mükemmel bütünleşmiş rolüyle) kelimelerden çok bakışlarıyla konuşuyor. Dili kilitli. Dilinin açıldığı belki de tek an, ölümden kurtardığı askerin ardından “Adım Jîn” diye bağırdığı an…

Söylemek istediğini sözlerle değil, görüntüyle, sesle (bomba sesi, doğanın sesi, rüzgârın, yaprakların sesi, hayvanların, adımların sesi), oyunculukla, müzikle anlatan bir film bu. (Kameraman Flo Herry’nin doğa görüntüleri, İzlandalı çelist Hildur Gudnadottir’in müzikleri muhteşem!)

Cevap yok, sorular var .

Hem örgütten hem güvenlik güçlerinden kaçan Jîn’in, başında kırmızı puşisiyle dağdan ovaya inme çabası, Sungu Çapan’ın da vurguladığı gibi anında “Kırmızı Başlıklı Kız” masalını çağrıştırıyor. Masaldaki kurtun yerini, filmde erkekler almış. Kürt ya da Türk, Japon ya da Amerikalı hiç fark etmez…

Görünmez bir çizgi var. O çizginin öte yanına geçmek için amansız bir mücadele veriyor Jîn. Bedensel ve ruhsal bir mücadele. Ama sistem, kurtlar, çarklar izin vermiyor. Bombalar, silahlar, ateş, öfke, kin, şiddet sarmalı doğayı ve insanı un ufak ederken, Jîn’in bir ayıyla yiyeceğini paylaşması, katırı tedavi etmesi, yılanın uyarısına kulak vermesi, kaplumbağayla, geyikle, börtü böcekle dostluğu dayanışması, yitirdiğimiz tüm değerleri yeniden yüzümüze çarpıyor.

Film boyunca bugüne dek sormayı unuttuğumuz soruları sorar oluyoruz kendimize… Zaten bu filmde cevaplar yok, sadece sorular var…

Kimilerinin “Yaşasın barış geldi” diye erken bir sevince kapıldığı; kimilerinin, “Bundan hiçbir şey çıkmayacak” karamsarlığına gömüldüğü şu günlerde mutlak gidip Reha Erdem’in “Jîn” filmini görün derim.