DEMOKRASİ İLERİ, BARIŞ İVEDİ!

Yaşadığımız dünyada ve vatan sathında, uğruna kan dökülüp can vermeye değecek hiç bir soylu amaç kalmadığına inanıyorum.

PKK ile görüşülmesinden yanayım ve dahi el sıkışılmasına, silahların susmasına sevinirim.

Yaşadığım zaman diliminde, insanlara ülkü diye gösterilen tüm hamasi hedeflerin ardında ya kişisel ya da uluslararası, ama hep siyasal hırslar ve ekonomik çıkarlar olduğunu gördüm.

Savaşların ancak onların hırs ve çıkarlarına yaradığını, sözümona savundukları toplumlara daima zarar verdiğini, kahramanlık zılgıtlarıyla cepheye gönderdikleri gençlerin ufkunu da acı ve ölümle tıkadığını çoktan anladım.

Hangi vatanı niçin savunacaklarını bilmeden ve zaten istemeden askere gönderilen Türk gençleriyle ; ailesine mi, yoksunluğa mı, yoksa geleneklere mi kızıp dağlara çıktığını pek de ayırdedemediğim Kürt gençlerinin birbirini öldürmesi, neye değebilir ? Cefasını çekenlerin sonunda sefasını süremeyeceği hangi yararla açıklanabilir?

***

Alışveriş merkezlerinde, sivillerin arasında patlayan bombalar, bireysel mayınlara kurban giden çocuklar, nasıl bir ülküyle doğrulanabilir?

Yazarlığa başladığım 1996 yılından beri Kürtlerin anadil ve kültürel kimlik haklarını savunmuş biri olarak, bu alanda alınan yol, beni de mutlu ediyor. Çünkü demokratım.

Hatta kansız ve savaşsız, Çekya ile Slovakya arasında bölünen Çekoslavakya gibi, Kürtlerin de Türklerin de birbirlerinden ayrılmak hakkına saygı duyarım. Zorla birlik olunamayacağını, olunsa da kalınmayacağını bilirim.

Ama nihai istemleri ne olursa olsun, Kürtçüler 30 yıl süren bir savaş yerine 30 yıl süren siyasal bir mücadelede hem daha sağlam, hem daha köklü kazanımlar elde ederlerdi, diye düşünüyorum.

En ağır bedelin ödendiği siyasal mücadele bile bunca uzun sürmez, bugün gelinen noktadan daha geride kalmaz; ama barış çok daha sağlam, çünkü bağışlamak her iki taraf için de daha kolay olurdu.

Oysa savaşla geçen 30 yılda, araya oluk oluk kanla birlikte, kin girdi!

***

Her savaşın ardından bir barış yapılır, evet. Ama toplumsal bağışlamanın izlemediği hiç bir barış kalıcı değildir.

AKP ile PKK, öldürmekten ve ölmekten yorulmuşluğun ateşkesini kutluyorlar.

Kimin teslim aldığı, kimin teslim olduğu ve eğer teslim alan veren yoksa, tarafların hangi hedeften caydığı, neden nedamet getirdiği kesinlikle bilinmeyen bu barış avazı, bence inandırıcı olmadığı gibi, ciddi de değil.

Hatta epeyce gülünç!

30 yıl dövüştükten sonra bir Nevruz’da barışmak, ölü evinde ağlarken kapı gıcırdayınca kalkıp oynamaya benzemedi mi biraz?

PKK’nın açılımı Partiya Karkeren Kürdistan, yani Kürdistan İşçi Partisi’nin ideolojisi Marksist Leninist Sosyalizm’e dayalı Kürt milliyetçiliği, zaten bayrağı da kızıl yıldızlı değil mi?

Abdullah Öcalan’ın « İslam bayrağı altında ortak yaşam » çağrısıyla ateşkes ilan eden PKK’lılar peki ne şimdi ? Kurucu başkanlarıyla birlikte hidayete mi erdiler, yoksa

Marksist Leninist Sosyalist İslam ümmetine dayalı Kürt milliyetçisi mi oldular?

Tanrıtanımaz Marksist Leninist vb. düşmanı İslam alemi, dün neyse, bugün de o. Demek ki Öcalan imana geldi, PKK’nın alnı da secdeye değdi!

***

Önderleri, malum barış nutkunda Alevi Kürtlerden hiç söz etmediğine göre, İslamın da Sünni’sini seçmiş görünüyorlar.

Aynı Öcalan’ın pek savunduğu kadın erkek eşitliği ve cinsel özgürlüğü, İslamiyet’le nasıl bağdaştıracağı gibi ciddi sorular bile sormuyorum…

Merakım, acaba bayraklarındaki kızıl yıldızı ne yapacaklar? Belki de yanına yeşil hilal diker, böylece Marksist Leninist Şeriat sancağının mucidi olurlar!

PKK ideologunun Fethullah Gülen’e gönderdiği selamlara, “Onu en iyi anlayan benim,” mesajına bakılırsa, hazretin Türk İslam Sentezi’ni örnek alan Kürt İslam Sentezi hazır!

Her yolun İslamiyet’e çıktığı bu topraklar, dağlara taşlara, “Ne mutlu Müslümanım diyene…” yazılmasını hak etti artık.

Marksist Leninist Sünni İslamcı nasıl olunur, bilemeyeceğim. Ama Abdullah Öcalan’ın PKK’yı biçimleyen ideolojisi zaten tek kelimedir: Oportünist.

İleri demokrasiye ivedi oportünizmle barışmak belki yarar, belki yaramaz. Ama çok yakışacak.

Sahte barış, açık savaştan daha yıkıcıdır.

HİNT ATASÖZÜ

“G” NOKTASI

Bıçağımla kestim karanlıkları
kendi sabahlarımı yarattım
mermi seslerinde sakladım sessizliklerimi
kimselere duyurmadım
hayatlardan da geçtim ölümlerden de

yoğuran eller gibi
yoğrulan hamurlar gibi
yoruldum
bütün şehrin terkettiği eski bir parkta şimdi
kocaman ekmeğimle kaldım
nerde kaldı bütün yaptıklarım
kim getirdi buraya beni
unuttum

A. KADRİ ERGİN