“ZAFER MİNNETİ!”

2004 yılı aralık ayında AB ile üyelik müzakereleri için gün alma görüşmelerinden dönen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ülkesinin başkentinde havai fişeklerle karşılanıyordu.

Ankara’nın pek uyanık Belediye Başkanı Gökçek, 17 aralık günü Brüksel’de üyelik müzakereleri konusundaki bütün engelleri ortadan kaldıran “Avrupa Fatihi!” Tayyip Erdoğan’ı , başkente halkının, “büyük zaferi!”nden dolayı duyduğu minnet hislerine tercüman olan bir gösteriyle karşılıyordu.

Oysa ortada de zafer vardı, ne de onu kazanan bir “Avrupa Fatihi!”

Üstelik olayları okuyup görenler, başta Başbakan olmak üzere herkesi uyarmışlardı.

Ama Başbakan, Türkiye’nin üyelik ile ilgili taleplerini karşılamayan metni kabul etmekte beis görmemiş, Melih Gökçek de bozgunu zafer olarak sunmuştu.

Aynı Melih Gökçek, şimdi başkent sokaklarını bir kez daha Başbakan’a minnet panolarıyla donatmış bulunuyor. Bu kez minnetin nedeni, İsrail’in Mavi Marmara gemisinde öldürdüğü dokuz Türk yurttaşıyla ilgili olarak, özür dilemesi.

Panoları okuyanlar, 2004 ün Avrupa Fatihi Erdoğan’ın, bu kez de siyonist İsrail’e diz çöktürdüğünü sanacak.

***

Siyasette algının olgudan daha önemli olduğunu bilen ve halkı önüne ne koyarsa nasıl olsa yer kabul eden Melih Gökçek dokuz yıl aradan sonra Ankara’da aynı oyunu ikinci kez sahneliyor.

Türkiye’nin dokuz yurttaşının İsrail askerleri tarafından kazayla değil, teammüden öldürülmesine (özür metninde olay bu şekilde nitelenmiyor) diplomatik tepki koymaktan başka bir şey yapamadığı Mavi Marmara olayından sonra Ankara – Kudüs ilişkileri dibe vurmuştu.

Mavi Marmara olayının kotarılmasındaki hatalarının üstüne gelişmeleri seyretmek durumunda kalmanın ezikliği içinde olan Tayyip Erdoğan ise bu gelişmelerden sonra, İsrail karşıtı söylemlerin şampiyonu hale gelmiş, bir zamanlar, Yahudi Lobisi’nden üstün hizmet nişanı almış bir kişi olarak, siyonizmin ve ABD’nin kendisine yükledikleri misyonu yerine getirip getiremeyeceği konusunda büyük endişelerin doğmasına yol açmıştı.

Erdoğan’ın tututumu, gerçekten AKP’yi dizayn edip, iktidara taşıyan büyük güçlerde ciddi endişeler yaratmıştı.

Gerginlik giderilmeli, Erdoğan anti semit ve antisiyonist çıkışlarına son vermeliydi.

Bu yönde, Ankara’ya yönelik uyarılar ve baskılar artarken, İsrail’den de havayı yumuşatacak bir adım atması isteniyordu.

Sonunda Obama İsrail gezisinde bu gelişmeyi sağladı.

***

Türkiye ile İsrail’in dibe vurmuş ilişkilerinin düzelmesi kuşkusuz sevinilecek bir husustur.Ama bunun mimarı Erdoğan değil, Obamadır.

3 yıldır, dilenmeyen özrün sonunda koşulların durumun böyle devam etmesini imkansız kıldığı bir ortamda, Obama’nın “ama yeter artık çocuklar uzattınız!” dayatması üzerine dile getirildiği görmemek için kör olmak gerekir.

Bu özrün ayrıca, Türkiye’ye Türk politikasına nelere mal olacağı, Washington’un yeni dönem politikasının bölgede ne gibi gelişmelere yol açacağı konusunda yargıya varmak için acele etmemek gerek.

Ama artık Ortadoğu’da Türkiye – Kürdistan ve İsrail sacayağı üzerine oturtulmuş, yeni politikanın önündeki engellerin kaldırılması zamanı geldiği için Washington’un yeni politikasını yürürlüğe koyacak mizansen de yürürlüğe konmuştur.

Tayyip Erdoğan’ın buradaki işlevi mizansende kendisine yüklenen rolü oynamakla sınırlıdır ve bu rolün gerekleri önümüzdeki aylarda, teker teker yerine getirilecektir.

O zaman da hiç kuşkunuz olmasın ki, Melih Gökçek bu politikayı da, mazlumların sözcüsü Tayyip Erdoğan’ın dünya siyasetine vurduğu damga olarak niteleyip, yeni şükran panoları astıracaktır.