CÜCE İNSANLIK

Bazı insanların dili öyle tatlıdır ki, bir başkası anlattığı zaman hiç ilginizi çekmeyen öyküleri onlar aktardığında, sözleri bitmesin istersiniz. Zaten de bitmez. Tatlı dilleri mıknatıs gibidir. Şaşırtıcı olaylar ya başlarına gelir, ya kulaklarına.

Sevgili arkadaşım Ebru Köktürk Koralı da böyle biridir işte. Yaşadığı maceraları ya da başkasının maceralarını anlatırken, ağzına baktırır.

Şimdi sizinle paylaşacağım öykü de onun arkadaşlarının arkadaşları tarafından yaşanmış. Aracılardan biri iyi masalcı, olay tamamen uyduruk da olabilir. Ama ne gam, biz Ebru’dan dinleyeli aylar oldu, hala gülüyoruz:

***

Türkiye’den yola çıkan dört kişilik bir kanka heyeti, Amsterdam’da gönül eğliyormuş. Hollanda’nın başkentine gidilir de satışı serbest halüsinojen mantarın tadına bakılmaz mı? Bizimkiler de aldıkları mantarları otele götürüp, « Bakalım ne olacak? » merakıyla yemişler.

Dört kankadan biri, hemen çarpılıp kafayı bulmuş. Diğer üçü, hiç bir şey hissetmemiş. « Bize bir şey olmadı yav… » kırgınlığıyla, kenti gezmeye karar vermişler. « Trip »e giren arkadaşlarını « Sen dinlen ! » diye otelde bırakıp, çıkmışlar.

Amsterdam’ı henüz arşınlamaya koyulmuşlar ki, otelde kalan arkadaşları telefonla arayıp, « Abiler, ben fazlaca hayal görmeye başladım. Her yerde cüceler görüyorum. Bu mantar beni fena çarptı, otele dönün, iyi değilim… » demiş.

Üç kafadar, dışarda beş on dakika daha takılıp, arkadaş hatırına otele dönmüşler, elbet.

Kapıdan girince bir de ne görsünler? Otelin lobisi cüce kaynıyor, ortada yüzlerce cüce dolaşıyor!

***

Mantara çarpılmayan abiler manzaraya çarpılıp ; epeyce argotik « N’oluyoruz la.. » nidaları arasında şaşkınlık krizine girerken, durum anlaşılmış : Meğer Amsterdam’da düzenlenen uluslararası cüceler kongresi için, tüm dünyadan gelen yüzlerce cüce o gece, o otelde buluşuyormuş!

Sakinleşen kankalar, elbette kahkahalar arasında odaya çıktıklarında; kendilerini bekleyen ikinci sürprizi, kapının önünde ve Hollanda polisi kılığında bulmuşlar.

Polisin açıklamasına göre, otelde kalan arkadaşları cüceleri gördükçe hayal gördüğünü sanıp, lobideki bir cüceyi kucakladığı gibi kaçırmış. Odaya çıkarmış, “Seni arkadaşlarıma göstericem!” deyip zorla giysi dolabına tıkmış. Bir üyelerinin kaçırılmasına tanık olan öteki cücelerin ihbarı sonucu, Amsterdam polisi duruma el koymuş.

Kaçırılan cüce bulunmuş, dolaptan kurtarılmış. Ama kaçıran çocuktan şikayetçi olunca, otel odası da “cürüm mahalli” ilan edilip kapısına bir polis dikilmiş.

***

Ebru’nun arkadaşının arkadaşlarından aktardığı öykü burada bitiyor. Mantarla uçmayan üçlünün, mantarla uçan dördüncüyü karakoldan nasıl kurtardıklarını bilmiyoruz.

Zaten ben de yaşanmış ya da uydurulmuş bu fıkrayı yazıya dökerken, kahkahayla mı yoksa tepkiyle mi karşılanacağını öngöremiyorum…

Kör, sağır, topal, dilsiz gibi tanımlar tedavülden kaldırıldı ya? Belki cücelere cüce demek de uygunsuzdur, artık. Yarın biri çıkar, vay sen boy engellilere nasıl cüce dersin, diyebilir pekala.

Pamuk Prenses, hala yedi cücesiyle mi anılıyor, yoksa boy engelli yedi kocasıyla mı, acaba?

Düşüncenin yücelmediği yerde, sözün cücelmesi, olağandır. Hele etnik, sütnik ve bizatihi dandik gerekçelerle dövüşülüp, Sünni İslam şemsiyesi altında barışılan topraklarda, pot kırmamaya özen gerek.

Dün Kürt yerine “karda kırt kırt eden Türk” denildiyse, yarın da Türk yerine “Kürt engelli” denilmeyeceği, ne malum?

Freud’un yanında elbet cüce sayılırım. Ama bir yücenin omuzlarına tırmanan cüce, ondan daha ilerisini görür!

VİKTOR FRANKL

“G” NOKTASI

Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi Hüseyin Avni Karslıoğlu, ilginç bir diplomat. Geçen Hafta Berlin’deki Türk Filmleri Festivali’ne katılan sinemacılara elçilik rezidansında bir davet verdi. Türkan Şoray, Osman Sınav’ın başı çektiği konukları ; kır saçlarını omuzlarına kadar uzatmış, bir kulağı pırlanta küpeli, kravatsız pembe gömlekli ve kırmızı çoraplı bir Büyükelçi karşıladı. Saat 20’yi geçmesine karşın, kendilerine çayla birlikte havyarlı kanepeler (!) ikram edildi. İlginç Büyükelçi Karslıoğlu, bir ara, Almanların AKP hükümetine ırkçı demelerinden dert yandı, “Ama aldılar tabii cevabını!” dedi. “Peki ne cevap verdiniz?” diye soran konuklara, “Öyle herkese lolo yok!” dedi.

Hüseyin Avni Karslıoğlu, Berlin Büyükelçisi olmadan önce Cumhurbaşkanı Özel Kalemi’ydi. Acaba kim kimin zevksizliğinden etkilendi?
Diplomasideki cüceleşme, üsluba da böyle yansıyor, demek!