İZMİR VE DİNDARLIK…

O konuşmayı duyduğumdan beri aklımda hep bu soru var… Acaba dindarlık seviyesi nasıl ölçülür?

O konuşma dediğim, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in talihsiz açıklaması: “İzmir’in farklı bir dindarlığı var. Bu dindarlığın irfan geleneğine ihtiyacı var” sözlerini içeren konuşma.

Konuşmanın tümü yanlıştı. Eleştiriden öteydi, suçlayıcıydı. Tehdit içeriyordu. Ders veriyordu. Atanan müftüye, müftünün kişiliğine, kimliğine gerekçe olarak kullanılıyordu.

Konuşma öylesine yanlıştı ki, yanlışlığını kendileri de anladılar ve yığılan tepkiler üzerine “açıklamayı açıklayan yeni bir açıklamayı” devreye soktular… Zaten AKP’de buna çok sık rastlamıyor muyuz? Alınan bir karar, yapılan bir açıklama, söylenen bir söz; baktılar ki milletten çok tepki alıyor, hemen geri atım atılıyor… Çevir kazı yanmasın….

Dindarlık seviyesi nasıl ölçülür?

Önce sakin sakin şunu vurgulamalıyım: Kentlerin dindarlığı olmaz, insanların olur.

Yani Afyon’da içki yasaklandı, okullara mescit genelgesi verildi; “kadınlara mahsus” otobüs kondu diye Afyon dindar olmaz. Olsa olsa Afyon’da yaşayan insanlar daha dindar olur ya da daha çok baskı altında eziliyor olur…

Gelelim, İzmir’in değil de İzmirlilerin dindarlığına… Gerçekten, acaba dindarlık seviyesi nasıl ölçülür?

Gramla kiloyla tonla; metreyle litreyle ölçülemeyeceğine göre…

“Ben dindarım”, “ben daha çok dindarım”, “ben daha daha daha daha çok dindarım” demekle mi?

Her konuşmada, her kararda, atılan her adımda dini referans olarak kullanarak mı? (Heykel yıkmaktan eğitime, her alanda tanık oluyoruz ya… Baksanıza barış süreci bile “İslam şemsiyesi altında” Türk’ü, Kürt’ü barıştırmaya gelip dayandıysa, gerisini siz düşünün!)

Kılık kıyafet, giyim kuşam, şalvar cüppe, örtülü örtüsüz olmakla mı?

İçki içip içmemekle mi?

Belki de dindarlık seviyesi bunlarla değil başka kriterlerle ölçülüyordur:

Örneğin, dini kullanmamakla… Dini, gösteriş aracı, böbürlenme aracı, gelir ya da çıkar elde etme aracı kılmamakla… Yani, dini ve inançları sömürmemekle…

Belki de yalan söylememek, hırsızlık yapmamak, kimseyi dolandırmamak, çalıp çırpmamak, yandaşlarının çalıp çırpmasına olanak vermemekle ilgilidir dindarlık… Dün söylediğinin tam tersini bugün söylememekle… Kimseleri kandırmamak, aldatmamakla…

Dindarlık seviyesi belki de adil olmakla ya da olmamakla ölçülür… Örneğin hiçbir bahaneyle kadınları öldürmemekle, onlara insanca yaşam hakkı tanımakla… Örneğin yok yere insanları hapiste çürütmemekle… İnsanların hapislerde ölmesine göz yummamakla…

Gelelim İzmirlilerin dindarlığına…

Yeni müftü Ramazan Mutlu’nun işi zor! Benim canım “Gavur İzmirimi” yola getirebilmesi, İzmirlilerin dindarlığını ya da dinsizliğini, inançlarını ya da inançsızlığını gözle görülür hale getirmesi için çok çalışması gerekecek. (Bakınız “Benim Canım Gavur İzmirim” yazım: www.zeyneporal.com) Ama eğer amaç İzmir’i AKP’ye teslim etmekse, o zaman imkânsız… İzmirliler gericiliğe geçit vermez!