EV KADINLIĞINDA SANAYİ DEVRİMİ

Geçen cuma sabahı Bebek sahilindeki çok bilindik kahvenin önünden geçenler, akile sandıkları dört insanın, kendilerini yerden yere atarak gülme krizi geçirmesini yadırgadılar.

Başkan Ebru Köktürk Koralı, vekil Elif Yıldız, sade üye Begüm Kütük ve suya tirit bendenizden oluşan akiller, arada bir görünüp kaybolan Begüm’ün eşi Erdil Yaşar’ı saymazsak, tamamen kadın insanlardan ibaret bir komisyondu.

Yerlisi olduğu Marmara Adası’nı, göç verdiği Selanik yakınlarındaki Marmara yarımadasıyla barışmaya iknayla görevli akile komisyon başkanımız Ebru; annesinin kitaplığını düzenlerken bulduğu eski bir kitabı okuyarak güldürüyordu.

Meğer Türkiye, 1930’lu yıllarda da kızların eğitimini tartışıyor ve nüfusun –ne yazık ki hala- yarısını oluşturan kadınların toplumdaki yerini saptamaya çalışıyormuş!

***

Bu uğurda bir hanımefendi, Yüksek Diplomalı Menaj Öğretmeni Süheyla AREL, « Faideli ve her aile evine lüzumlu Seri Menaj kitapları » yazmış.

Menajdan kastı, Fransızca « menage »ın karşılığı, ev düzeni…

Hem de bir, iki değil, tam 24 adet kitapçıkta ; « Mütenevvi Şerbet ve Şurup » yapımından « Yemekte Muaşeret ve ziyafet masaları tertibi »ne, « Balıklardan yapılan mütenevvi yemekler »den « Evlerde Haşeratın itlafı ve dezenfeksiyon » yöntemlerine, genç kız ve kadınların ev hanımlığı öğrenimi için hiç bir fedakarlıktan kaçınılmamış.

Demek ki, Türkiye’nin bir Yüksek Diplomalı Menaj Öğretmeni diliyle kadın nüfusa önerdiği konum; 80 yıl sonra AKP iktidarı eliyle gelinlere kızlara çizilen rotadan hiç farklı değilmiş.

Hatta Süheyla Arel’in hepsi Ankara basımlı « menaj » serisinde 1939’da yayınladığı bir şaheser var ki; İslami kadın profilinin, adeta sanayileşmişi:

***

TAYLORİSME başlığını taşıyan ve « Her ev kadınının evini maddeten ve dolayısile ma’nen mes’ud edebilmesi için bilinmesi lazım gelen fenni bilgiler, » diye başlayan kitabın ideolojisi; « Usulle çalışarak az zamanda çok iş meydana çıkarmak » diye açıklanıyor. Taylorizmin ev uygulaması ise 11 kuralla anlatılıyor. İşte bu kurallardan, Türkçe yanlışları dahil, birkaç örnek:

« Metodsuz çalışan bir kadın ekseriya iş yaparken lüzumsuz yere bir çok hareketler yapar ve dolaşır.

Mesla; çamaşır sepetinden çıkardığı her parça için eğilip kalkar. Halbuki, çamaşır sepetini icabeden yüksekliğe koyduğu takdirde bu lüzumsuz hareketlerin hiç birisini yapmağa lüzum kalmaz.

Bilfarz bir ütü yapmak için; ütü sacayağı, su kasesi, tülbent ve saire gibi malzemeyi evvelden yerli yerine tanzim etmek, masayı ütüye uygun yükseklikte seçmek ve ziyadar bir yere yerleştirmek, muhiti yapılacak işe göre hazırlamak demektir.

Herhangi bir ev kadını, lüzumsuz hareketleri yoketmek ve mahsulü %50 ye çıkartmak için kendi kendine şu sualleri sormalıdır:

  1. Çalışmak istediğim yer icap eden yükseklikte midir?
  2. İcap eden malzeme hazırlanmış ve dizilmiş midir?
  3. Duruş ve çalışış vaziyetim yerinde ve tabi midir? »

***

Gördüğünüz gibi öyle akılcı sorular ki, bence kadın erkek, her iş erbabı güne Taylorist testle başlamalıdır.
Acaba AKP’nin seçtiği Akil İnsanlar, kendilerine son üç soruyu sormuşlar mıdır?

Her toplum, kendi yapısına uygun düzenbazlık türünü doğurur.

LEONARDO SCİASCİA

«G» NOKTASI

YARIN SİLİVRİ’YE!

En cahil halkın bile sağduyusu vardır, denir. Herhalde doğrudur. Hele solduyusu bir türlü gelişemeyen bizim halkımız için, mutlaka doğrudur!

Ancak sağduyu, tam da bizimki özelinde akıl yürütmek anlamına gelir mi, mantık içerir mi; AKP’nin Türklerle Kürtleri soktuğu «desti akil » sınavının sonunda öğreneceğiz.

Çünkü bana, gerek bir, gerekse iki ayrı halk olarak düşünülen hepimizle alay ediliyormuş gibi geliyor.

52 adamın arasına 12 kadın şırınga edilince insan anılan 63 adet Akil’e bakıyorum, bakıyorum; nakil olanı görüyorum, sakil olanı görüyorum, cahil olanı, habil olanı, kabil olanı, tadil, nakil ve zail olanı görüyorum. Malum olanı zaten biliyorum, ama hiç biri için makul diyemiyorum. TBMM dışında böyle bir komisyona, eğer maksat yandaşlara ulufe dağıtmak değilse gerçekten ihtiyaç var mıydı? Bu akiller, bugüne kadar söyleyip yazdıkları, bazıları da çalıp oynadıklarıyla oluşturamadıkları kamuoyunu el sıkıp yüz göstererek mi etkileyecekler?

Kuru fasulye, mercimek vb. dağıtasalar bari, zaten dahil oldukları %50’lik kesimde belki bir şansları olur.

Çünkü Silivri durdukça, öteki %50’nin boğazından ne akillerin mercimeği geçer, ne Akgiller’in PR’ı.

Eğer bir yürekse ülke, bu yüreğin yarısı yarın Silivri’deki mazlum ve masumlar için çarpıyor olacak.