‘FAHRENHEİT 451’ TÜRKİYE 2021

Geçen yaz 91 yaşında ölen Amerikalı bilimkurgu yazarı Ray Bradbury’nin en ünlü yapıtı, 1953’te yazdığı, Fransız yönetmen François Truffaut’nun da 1966’da filme aldığı “Fahrenheit 451”dir.

İnsanların yalnızca televizyonlardan beyin yıkayıcı şovlar ve merkezi otorite tarafından denetlenen haber programları ve propaganda yapıtları izlemelerine izin verilen, kitapların yasaklandığı, içinde kitap bulunan evlerin itfaiye teşkilatı tarafından su yerine gaz sıkan hortumlarla yakıldığı totaliter bir ülkede yaşayan Guy Montag, hiçbir şeyi sorgulamayan bir itfaiye görevlisidir.

Merkezi otoritenin direktiflerine gözü kapalı uyan Guy, hiçbir şeyi sorgulamadan yaşarken, kitap yakma görevini yerine getirmektedir. Ta ki, bir gün kitap dostu bir kıza âşık oluncaya kadar…

Ondan sonra Guy Montag’ın yaşamında sorgulamayla başlayan, kitap okunan günlerin daha özgür, daha mutlu, daha güzel olduğu yargısına vardıktan sonra, kitabın tutku haline geldiği yeni bir dönem açılır. Artık kitap tutkunlarını kovaladığı günler geride kalmış ve itfaiyecilerden kaçma günleri başlamış, avcı av olmuştur…

***

Fahrenheit 451, takipten bunalan Guy’ın kitap âşıklarının sığındığı ormana kaçmasıyla son bulur.

Kahramanımız önce, ormanda gördüklerine tam anlam veremez. İnsanlar bir şeyler mırıldanarak, dolaşmaktadırlar.

Biraz ötede yerde son nefesini vermek üzere olan birini, üzerine doğru eğilmiş bir başkası dikkatle dinlemektedir.

Kendisine açıklandığında olayı kavrar Guy.

İnsanlığın zenginliği kitapların yok olmasına razı olmayan insanların her biri bir kitaba dönüşmüştür ve eserleri ezberleyenlerden oluşan “kitap insan”lar, ormanı insanlık kütüphanesi haline getirmişlerdir.

Can çekişmekte olan kişi ise, Dante’nin “Cehennem”idir. Öleceğini anlayınca, eseri başka birine öğretip ezberletmeye çalışmaktadır.

Nitekim kitabın bitiş noktasını koyunca da son nefesini verir.

Tüyler ürpertici bu son sahne, aslında kitapların yani insanoğlunun zenginlik ve özgürlüklerinin insanlar var oldukça sona ermeyeceğini ilan eder.

Ray Bradbury’nin eserini bir kez daha anımsamamın nedeni, Sağlık Bakanlığı’nın tabelalardan TC ibaresini kaldırması ile birlikte, Yalçın Bayer’in köşesinde perşembe günü çıkan bir haber oldu.

Haberde, CHP Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın verdiği gensoru ile ilgili olarak okullarda Atatürk’ün tişörtünün yasaklanması iddiası yer alıyordu.

***

TC ibaresinin resmi tabelalardan çıkarılması ve okullarda Atatürk tişörtlerinin yasaklanması birden aklıma Bradbury’nin Fahrenheit 451’ini getirdi ve gözümün önünde bir Türkiye 2021 manzarası canlanmasına yol açtı.

Şöyle bir Türkiye 2021 geldi gözümün önüne:

Eski güneydoğu vilayetlerine vize alarak gidilen Türkiye 2021’de, Türk, Türkiye, Türkiye Cumhuriyeti gibi deyimler yasaklanmıştır.

O dönem kitaplardan çıkarılmış ve o dönem ile simgesi olan Mustafa Kemal’i hatırlatan ve çağrıştıran bütün kitap, resim, broşür, tişört, afiş vb. yasaklanmıştır.

İktidar, bütün haberleşme araçlarını kontrol etmekte Orwel’in korkunç 1984’ündeki gibi, “Büyük Birader” hepimizi izlemekte, hepimizi dinlemektedir.

Özel “Aydınlatma Timler”i, evleri, işyerlerini kontrol etmekte, aydınlanma dönemi ile ilgili veya onu çağrıştıran ne varsa, ki Atatürk resimleri de dahil, hepsini yok etmektedir. Atatürk resimleri veya tişörtleri bulundurmak, puta tapmakla eş tutulmaktadır ve puta tapmak en büyük günah ve aynı zamanda suçtur. Zaten suç günah, günah suç demektir artık.

İşte böyle bir ortamda, okuyan, aydınlık günlerden etkilenen bir kısım insanlar ormanlara sığınmış, dağlara çıkmış, baskıya ve zulme boyun eğmemişlerdir.