TARİHİN DELTASINA YOLCULUK*

«Bugün insan nerede olduğunu biliyor, ama geçmişti hangi noktada olduğunu bilmeli ki, iki nokta arasında çizgiyi doğru görmesi ve sonrasını daha kolay tahmin edebilmesi mümkün olsun. Siyasetçiler maalesef tarihi göz önüne almıyorlar, bilseler bile almıyorlar.

Mesela Türkiye Cumhuriyeti nasıl kuruldu?

Batılılar geldiler ve dediler ki, ‘Sizi Rumeli’den kovduk, şimdi Anadolu’dan kovacağız’. Sevr Antlaşması, Batılıların bu niyetinin, planının somut bir belgesidir. Sevr Antlaşması imzalandığı zaman ortaya çıkıyor ki, Sevr’den sonra Türkiye kısa zamanda yok olacak. Çünkü öyle bir paylaşıyorlar ki, Doğu Anadolu Ermenistan oluyor, Batı Anadolu Yunanistan oluyor. Osmanlı Devleti’nin, Sevr’e göre ordusu yok, maliyesi yok, yani kurbanlık bir koyun.

Ermeniler Kuzeydoğu Anadolu’da güçlenince, Yunanlılar Batı Anadolu’da güçlenince istedikleri zaman saldıracaklardı ve karşılarında hiç bir direniş olamayacaktı. İtalyan nüfuz bölgesi Yunanistan, Fransız nüfuz bölgesi Ermenistan olacaktı.

433 maddelik bir belgeyle çok kibarca, ‘Sen mahkumsun, yakın zamanda öleceksin,’ diyorlardı. Yani Türkler yok olacaktı.

***

Sevr’in çöp tenekesine atılması ondan tümüyle vazgeçmek, tümüyle unutmak demek. Buzdolabına kaldırmak demek, gündemden çıkarmak ama ilk fırsatta ortaya çıkarmak. Ya da küçük küçük adımlarla, usul usul gerçekleştirmeye çalışmak.

Şunu yeniden belirteyim : Sevr bir efsane, bir dedikodu, bir öykü değil. Fransa, İngiltere, İtalya’nın imzalayıp mühürledikleri resmi bir belge. Bu Batılılar dünyadaki insanların en güçlü, en zengin, en bilgili kesimi. Yüzyıllar boyunca Türkleri Rumeli’den silmek siyaseti gütmüşler ve aralarındaki birçok soruna, hatta savaşlara karşın bu hedeflerini büyük ölçüde gerçekleştirmişler.

Sıra Anadolu’ya gelince Atatürk’ün önderliğinde Türkler ayaklanıyor ve Batı empeyalizmini yenilgiye uğratıyorlar. Sevr gidiyor, Lozan geliyor. Lozan Doğu Trakya ve Anadolu’da onurlu bir yaşam hakkı sağlıyor Türklere. Peki bunlar en güçlü, en zengin, en bilgili, hatta en sabırlı iken Sevr’in üstüne bir bardak su mu içtiler, çöpe mi attılar, yoksa buzdolabına mı koydular ? Ben üçüncü olasılığın daha yüksek olduğunu düşünüyorum. Türkiye düşkünleştikçe, borca battıkça, ortaçağa doğru dümen kırdıkça, Atatürk devrimlerine boş verdikçe, buzdolabındaki Sevr canlanmaya, depreşmeye başlıyor.

***

Şimdi bence Sevr’e doğru gidiyoruz. Bu gidiş Batılıları o denli heyecanlandırıyor ki, sabırsızlık, terbiyesizlik, küstahlık yapmaya başlıyorlar. Sözde Ermeni soykırımı konusunda gösterdikleri, kendilerini inkar derecesine vardırdıkları müstehcen ısrar bu tutumlarının yalnızca bir örneği. Kapatma davası, güneydoğu belediyeleriyle ilişkiler, Orhan Pamuk, Ergenekon davaları, TSK’ya tavır alma gibi pek çok konuda bu davranışlarını rahatça sergilemekten geri durmuyorlar.

Geçende Mine Kırıkkanat’ın Destina romanını okudum. Gelecekte kurgulanmış bir roman. Türkiye iyice dincileşmiş, üstüne İstanbul kenti depremle yıkılınca Batılılar ülkeye el koyuyorlar. Türkiye ortadan kalkıyor ve İstanbul, Nova Roma adı altında Ortodoksluğun merkezi olarak yeniden yapılanıyor.

‘Osmanlı Cumhuriyeti’ filmi de biraz daha örtük biçimde, yurdumuzu bekleyen tehlikeleri gösteriyordu. Demek ki bu iş roman ve filmlere artık yansıyor. » SİNA AKŞİN **

*YAŞAR SEYMAN’ın kaleminden « Sina Akşin Kitabı »/Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2009

**Türk tarih akademisyeni ve profesör.

Tarihi insanlar yazar, ama yazdıkları Tarihi bilmezler.

RAYMOND ARON

«G» NOKTASI

Yarıburgaz Mağarası’nın loş ve rutubetli bir köşesinde kara kuru yarasalar, baş aşağı asılmış, hu çekiyorlardı.

Sesi güzel olmayanlar, mırıldanmakla yetiniyordu.

Az ötede beş dişi yarasa, yavrularını emzirmekteydi.

Ortada dolanan yaşlı bir yarasa, bir zamanlar Vikinglerin yaşadığı izbede atalarının o zamandan kalmış kemiklerini göstererek hemcinslerine vaaz veriyordu:

Yarasa hilkatinin çektiği bunca” hu” ve okuduğu bunca duaya rağmen yüzbinlerce yıldır karanlıktan kurtulamaması ve hala böceklerle beslenmesi ; dişilerin herkesin önünde memelerini açıp bebelerini emzirmesi ve dahi bazı yarasaların başaşağı asılı işemek yerine, ayaklarının üstüne dikilip işemeleri yüzündendi.

Yaşlı yarasanın vaazına kulak veren bir yeni yetme sordu:

“Başaşağı dururken işesem ve hu çeken ağzıma idrar dolsa, günahlarımız eksilir, birkaç yüzyıl önce mi çıkardık aydınlığa ?”
Oysa molla yarasaya göre yüzbinlerce yıldır karanlıkta tutulmalarının asıl nedeni, şeytana uyan yarasaların kafalarını böyle sorulara yorup, üstelik bazen sormaya bile cüret etmeleriydi!

Y.N. Esin kaynağı ustamız Selçuk Erez’e teşekkürlerimle…