EĞİTİMLİ CEHALET!

Türkiye’de eğitime gereken önemin verilmediğini Milli Eğitim Bakanlığına verilen bütçeden de anlayabiliriz.

Bakanlığa ayrılan bütçe ancak çalışan personel ve eğiticimlere yetecek kadar. Okulların ihtiyaçları için herhangi bir ödenek ayrılmadığından bu ihtiyaçlar öğrenci velileri tarafından karşılanıyor. Yeni yapılacak okullar ise hayırseverlere havale edilmiş.

Eğitim sistemi, her hükümet döneminde değişsede, özellikle son 10 yıldır sık sık değiştiriliyor.

Günümüzde tartışılan konulardan (4+4+4) 12 yıllık kesintili eğitim ise, tamamen siyasi ihtiyaçlar üzerine hazırlanmıştır. Başbakanın ‘’Dindar nesil yetiştirmek istiyoruz’’ sözü üzerine eğitimde dindarlığa ağırlık verilerek imam hatip okulları yeniden açılmıştır. Kanun teklifi hazırlanırken, eğitim alanında faliyet gösteren kurumların görüş ve önerileri alınmadan bu kanun meclisten çıkarılmıştır.

Bu sistemle özellikle kırsal kesimdeki kız çocuklarına evlenme yolu açılmış ve çocuk işçiliğine de zemin hazırlanmıştır. Ve bu kanunla çocukların geleceği oldu bittiye getirilmiştir.

Ülkemizde ki devlet okullarının durumu ise içler acısı. Kırsal kesimlerde öğretmen açığı varken, siyasi nedenlerle büyük şehirlerde kadro fazlalığı oluşmuştur. Öğretmen maaşları yetersiz olduğundan eğitimciler ikinci bir iş olarak özel ders vererek veya özel dershanelerde çalışarak geçiniyorlar.

Bu durumu gözlemleyen öğrenci velileri de devlet okullarında çocuklarının yeterli eğitim almadıklarını düşünerek özel okullara yada dershanelere gönderiyorlar.

Ve böylece eğitimde fırsat eşitliği bozulmuş oluyor. Ekonomik durumu iyi olan aileler çocuklarını özel okullara gönderirken, orta halli ailelerde bazı fedakarlıklara katlanarak çocuklarını özel dershanelere gönderiyor. Yoksul ailelerin çocukları ise hiçbir takviye almıyor. Ve bütün öğrenciler farklı koşullarda okuyup aynı sınava giriyorlar.

İlkokuldan, üniversite hazırlık hatta üniversite sonrasında da devam eden özel dershanelerinde sayısı Türkiye’de 4 bin 500’ e ulaşmış. Velilerin sadece dershane için bir yılda ödedikleri ücret 3 ile 6 bin lira arasında.

Çocukluk yıllarından başlayıp gençlik yıllarına kadar devam eden bu yarış ise sadece 3 saatlik bir zaman dilimiyle ölçülmekte. Sınav sırasında heyecandan yada başka nedenlerle başarılı olamayan ve suçluluk hissi nedeniyle ruhsal bunalım geçiren birçok öğrenci var.

Üniversiteyi kazanıp daha sonra mezun olan öğrencilerin bu seferde işe giriş sınavları başlıyor. Sınavlar ve dershaneler sürekli devam ediyor.

Türkiye’de ki eğitim sistemi maalesef mutsuz, umutsuz ve işsiz bir gençlik oluşturuyor. Ayrıca hem üniversiteye girerken meslek seçiminde, hem de iş hayatına atılırken kişinin seçme sansı elinden alınarak tamamen şansa bırakılıyor.

Bu sistemde öğrencinin amacı gelecekde ne olmak istediğinden çok, üniversiteye kapak atmak oluyor. Bir öğrenci üniversite tercih klavuzunda avukatlık, mühendislik, fizik, biyoloji gibi birbiriyle alakasız bölümleri alt alta sıralıyor. Yada istediği meslek seçimini bir tarafa bırakıp isim yapmış bir üniversiteye girmeye çalışıyor, çünkü amaçları etiket yapmış bir üniversiteden mezun olmak oluyor.

Eğitim sistemindeki bu bozukluk nedeniyle işe alımlarda birçok insan haksızlığa uğruyor. Oysa ki üniversite kavramı meslek seçiminde geçersiz, çünkü meslek dallarına göre iyi birimler ve bölümler var. Yani aynı üniversite bir alanda iyi iken, bir başka alanda da zayıf olabiliyor.

Ancak bizim ülkemizin insanları bu konuda yeteri kadar bilgi sahibi değil!

Avrupa ülkelerinde olduğu gibi bizde de ilkokuldan başlayarak başta ingilizce olmak üzere, yabancı dil eğitimine ağırlık verilmeli. Ezbere ve yarışa dayalı bir eğitim yerine, kişiye düşünmeyi ve yaratıcı olmayı öğreten bir eğitim sistemi olmalı!